27 Mayıs 2009 Çarşamba

Şaşkın'ın Telekom'la İmtihanı


En son geçen sene İstanbul’daki evimden taşınırken telefon ve adsl hatlarını kapatmak için yolum düşmüştü Türk Telekom’a. Hat iptali açtırmaya oranla daha az yapıldığından olsa gerek hem fazla sıra beklememiş hem de hızlı bir şekilde yaptırmıştım işlemlerimi. Özelleştirme sonrası hizmet kalitesindeki değişim ise dikkate değerdi ya da bana öyle gelmişti, sadece bir yanılsamadan ibaretti.

O gün telefon hattımı kapattırıp Bursa’ya taşınmadan önce bir süre geçici sığınma talebinde bulunduğum ablamın evine geldikten yarım saat kadar sonra cep telefonum çaldı. Türk Telekom’dan arayan bir yetkili telefonumu kapattırma nedenim ile ilgili küçük bir anket yaptırdıktan sonra yeni bir kampanyalarından bahsetti ve istersem hiç bir ekstra işlem yapmama gerek kalmadan bulunduğum yeni adrese yeni bir hat bağlayabileceklerini söyledi. Sanal telefon adı verilen bu uygulamaya göre Türkiye’nin herhangi bir yerinden çağrı merkezi numarasını arayarak, bir şifre yardımıyla bu hattımdan yararlanabilecek, yüzde elli indirimli konuşacak yetmedi bir de şimdi hatırlayamadığım kadar çok dakika da bedava konuşma hakkım olacaktı. Bedava konuşmayı duyunca birden kanım bitleniverdi. Tam da o vakitler Bursa-İstanbul arası telefon trafiğinin en yoğun olduğu zamanlar, cep telefonu faturaları da kabardıkça kabarmış. Üç-dört ay sonra tamamen Bursa’ya taşınacağım gerçeğini bir yana koyup tamamdır iki gözüm, bağlayın gitsin deyiverdim. Telefonu kapattıktan bir süre sonra aklım başıma geldiğinde ise kendi kendime beleş telefon baldan tatlıdır dedim, hat sanal nasıl olsa Bursa’ya taşındığım da bunu kullanır, bedava dakikalar bitse de ucuza konuşurum dedim de dedim. Ne aklıma her telefon etmek isteyişte 11 haneli çağrı merkezi numarasını çevirip, bitmek bilmeyen uzun mu uzun mesajı dinleyip, ardından önce 12 haneli şifreyi girip sonra da aranacak numarayı yine alan kodu ile çevirmenin vereceği ızdırap geldi ne de daha bir sene bile olmadan ablamın da o evden taşınabileceği. Beleş dakikalar Bursa’ya yerleşmemden kısa bir süre sonra bitince, ucuz konuşmak uğruna bu kadar uğraş benim gibi tembel bir bünyeye de doğal olarak fazla geldi. Telefon hattı yine önce bir üşenbazlıkla ve sonra belki ablamın evinin üst katında benim gibi sığınmacı olarak yaşayan küçük kardeşe yarar düşüncesiyle açık kalmaya, kullanılmasa da her ay gelen sabit ücret faturaları ödenmeye devam etti.

Ne zaman ki ablamın evden taşınmasına bir hafta kaldı bende de jeton düştü. Bir zahmet gidip bu hattı kapattırma zamanım geldi de geçiyordu. Uzak da değil tam evimizin karşı sokağında Telekom’un işlem merkezi var. Tembel totomu kaldırıp önce hat sanal ya kapatılması nasıl olacak, o da sanal mı gerçek mi, Bursa’dan işlem yaptırabiliyor muyuz gibi zihni sinir soruları yöneltmek için ilk ziyaretimi gerçekleştirdim. İyi de sanal telefon diye bir uygulamadan kimsenin haberi yok. Hatta sorduğum yetkililerden biri “Türk Telekom’un hizmeti olduğuna emin misiniz, başka bir firma olmasın, bizim böyle bir uygulamamız yok ki” demesin mi! İçimden saydırıp üçe beşe kadar çıktım eve geldim. Malum çağrı merkezini arayıp, kendimi bir müşteri hizmetleri yetkilisine bağlatmayı başarınca aynı soruları bu defa ona sordum. Tabii ki bir telefon görüşmesiyle bağlanabilen hattı kapattırabilmek için Bölge Müdürlüklerinden herhangi birine gitmem gerekiyordu, telefonla hat açabiliyor ancak kapatamıyorlardı. İkinci ziyaret bir sonraki gün öğle saatlerinde gerçekleşti. Numaratörden “iptal” işlemleri için numara bastırdım ve işlemin yapıldığı kata çıktım. Amanın o da ne bütün Bursa sanki toplanmış, telefonlarını kapattırmaya gelmiş. Öyle bir kalabalık. Yetmez bekleyen sıkıntılı kalabalık tarafından benim ve benimle birlikte gelen bir başka kadının numaralarına itiraz geldi. Bizim numaralar onlarınkinden küçükmüş nasıl oluyorsa. Zaten doğru olsa ne olacak, bugün içerisinde sıra gelmesi zor, darısı yarının başına deyip yine evin yolunu tuttum. Üçüncü ziyaret için daha tenha olur düşüncesiyle bu defa sabah saatlerini seçtim. Gittim ki ne göreyim bir önceki günkü kalabalık gece orada mı yatmış ne yapmış, iptal bölümü aynen tıklım tıkış beklemede. Üstelik bir kaç dakika sonra iptal servisinin sistemleri de bozuldu tam oldu.

Bir yandan da beni aldı bir merak bu kadar çok insan neden telefonunu iptal ettirir diye. Hadi telefon açtırma ve nakil servislerinin kalabalık olması mantıklı ama iptal bu kadar olmamalı diye düşünüyorum ki iptal servisi diğer servislerden de kalabalık. Meğer krizin sürtünerek geçtiği ülkemde internet lüks tüketim haline gelmiş olsa gerek ki büyük bir çoğunluk internet hattını kapattırmaya çalışıyormuş. Çoğu kampanya ile abone olduğundan ve kampanya süresi bitmeden hattı kapatmaları ancak cezai şartla mümkün olduğundan işlemleri de uzun sürüyormuş. Internet bir yana bir kadının işsiz kaldığı için 8 TL’lik sabit ücreti bile ödeyebilme durumu olmadığından adsl’e ek olarak ev telefonunu kapattırdığına bile şahit oldum.

Ben bunları düşüne dururken bizim servis baktı ki bekleme süresi arttıkça sinir katsayısı da artıyor sırada bekleyenleri beşerli gruplar halinde aşağıdaki diğer servislere yönlendirmeye başladı. Sen Ahmet beye git, sen Mehmet beye, yaptığı işlemi bitirince seninle ilgilensin şeklinde. İyi de aşağıdaki Ahmet beyin bu durumdan haberi var mı, yok. Bu durumdan hoşnut kalmayan alt kat servis memurları ile bizimkiler arasında çıkan yüksek sesli gerginlik bizimkilerin daha çok bağırmasıyla sonuçlanınca biz teker teker aşağıya yollanmaya devam ettik. Benim sıram geldiğinde Küçük Orhan beye (vallahi de öyle dediler yoksa küçüklüğü nereden gelir ben bilmiyorum) gitmem söylendi. Alt kattaki memurlar bizimkilerden zılgıtı yemekle birlikte azimli bir direniş halindelerdi anladığım ki benden önce diğer masalara gönderilenlerin çoğu hala beklemekteydi. Küçük Orhan beyin yan masasındaki asabi memur “burada on kişi var, bir de bunları gönderiyorlar” diye kendi kendine çemkiriyordu ki yukarıda en az kırkbeş dakikadır bekleyen elli kadar kişi vardı be adam. Bu cümlenin bir kısmını sesli olarak evet dayanamadım söyledim. Neyse ki benim Küçük Orhan bey insaflı çıktı ve ilk müşterisi gittikten sonra benim işlemimi bekletmeden yaptı sağolsun. Yaparken sanal telefon ne ola ki diye o da sordu gerçi ama işlemimi gerçekleştirdiği için dert etmedim.

Kıssadan hisse, iletişim çağında ülkenin temel iletişim şirketi özelleşmiş olabilirdi ama insanlar hala aynı idi, sistem aynı idi, bu durumda müşteriye düşen yine hüsran yine hüsran idi. Ve bir zamanlar bir ülkede kriz sürtünerek geçip gitmiş idi...

4 yorum:

Evren dedi ki...

acaba diyorum şu salaklıklar tarihi kitabını bölüm bölüm yazsak mı... çok güldüm sen gözümün önüne gelince de kıza yazık yahu :))

Şaşkın Kova dedi ki...

Bizim salaklıklar tarihi kitap değil ansiklopedi olur, bölüm bölüm değil fasikül fasikül yazmamız gerekir :))

Merak etme teyzesi ona bişiy olmaz. Hem böyle bi anası varken alışsın şimdiden bunları yaşamaya di mi ya :))

asprin dedi ki...

demek ki kuyruk ta bekleme sıkıntısını bir ben çekmiyormuşum benim gibi niceleri var mış

Şaşkın Kova dedi ki...

kendimizi yalnız hissedip bunalıma girmeyelim diye yaptırıyolar o kuyrukları bize aspirin :))

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...