30 Ocak 2009 Cuma

Kısa Bir Mola

Kasvetliiii, fırtınalı bir havaaa
Nasılsa kayboldum bu karanlıktaaa
Bana söyler misiniz
Nasıl gidilir
Susam Sokağınaaaa

Ne zaman hava karanlık ve kasvetli olsa aklıma Susam Sokağı'nın bu şarkısı düşer. Bugün nispeten aydınlandı havamız ama yağmur, soğuk kapıdaymış. Bir kaç gün daha söyleyeceğim anlaşılan.

Susam Sokağı'na nasıl gidilir bilmiyorum ama ben Sapanca'ya doğru kısa bir seyahate çıkıyorum. Belki hava değişimi, temiz hava iyi gelir bünyeye, gece uykusuzluğuna kim bilir.

Pazartesi görüşmek üzere...

29 Ocak 2009 Perşembe

Uykusuzluk Başa Dert

Aslında benim hikayemde uykusuzluk yanlış kelime. "Gece uykusuzluğu" demek daha doğru. Geceleri baykuş gibi oturup, sabaha karşı uyumak ve sonuçta sabahın güzelliklerini kaçırmak da tanımı. Kendimi bildim bileli gece uykusuyla sorunum oldu. Küçüktüm, ufacıktım annem yatağa yatırırdı ben kaçar salon kapısının arkasından televizyonun sesini dinlerdim ta ki anneme yakalanıp tekrar yatağa postalanana kadar. Sinemaya olan tutkum da işte ta o zamanlardan başladı. Büyüdüm hala gecenin karanlığını birşeyler izleyerek yaşamaya devam ediyorum.

Kimi zaman okul, kimi zaman iş hayatı zorladı sabahları erken uyanmaya. Şanslıydım okuduğum okullara hep yakın oldum. Çalışmaya başladım bu sefer iş başa düştü kendi şansımı kendim yarattım. Evim işime yakın olsun da kirası ne olursa olsun, bu da hayattaki tek lüksüm olsun dedim ve maaşımın hatrı sayılır bir bölümünü ev sahiplerimle paylaştım. Yeter ki gecenin benden çaldığı saatlerin en azından birini sabahları kullanabileyim.

Ne kadar sabah insanı olmaya çalışırsam çalışayım o sinsi sinsi bir yerlerde bekliyor ve çıkmak için işaret bekliyor. Çalışmaya geçici bir süreliğine ara verip, sabahları erken kalkma zorunluluğum ortadan kalkınca uyuyan dev uyandı ve beni yine geceye hapsetti.

Benim adam bir sabah insanı. Mecburiyetten erken uyanıp, ayılana kadar çekilmez olanlardan -ki normal zamanlarda bu sınıfa ben de giriyorum- değil ama . Biyolojik saati altıya kurulu olup, güne cin gibi ve yüksek enerjiyle başlayanlardan. En sevdiğim, en çok gıpta ettiğim özelliklerinden biri. İşte o sabahları paylaşabilmek için onunla en fazla geceye bir dur demeliyim artık zannımca. İyi de var mı bir önerisi olan bu hususta?

Not: Sabah kuşları bu sorudan muaftır. Zira bir gece uykusuzunun derdinden yine bir gece uykusuzu anlar. Sabah kuşlarından gelen tavsiyeler çokça dinlenmiş ancak sonuçsuz kalmıştır :).

28 Ocak 2009 Çarşamba

Dikkat Emniyet Amiri Arayabilir!

Demiştim ya garip şeyler gelir beni bulur diye işte bu da o günlerden biri anlaşılan. Tam da doğumgünleri de bitti bugün ne yazsam ki diye düşünürken evren yine beni mahçup etmedi eksik olmasın.

Halbuki uzun zamandır ilk defa erken kalkmıştım ve daha da önemlisi kalkmakla kalmayıp bir de uyanmıştım. Uyku konusuna daha sonra değiniriz. Uzunca bir süre çok çalışıp sonra ara verdiğinde vücudun tatil modundan çıkması biraz zaman alabiliyor sanıyorum. Her neyse, herşey normale mi dönüyor acaba dediğim bu noktada garip birşey olmaması kaçınılmazdı elbette ki. Ne de olsa Şuşu'nun dünyasında geçiyor olaylar.

Güzel güzel oturmuş Boston Legal karşısında sabah keyfi yaparken telefonum çaldı. Hızlı hızlı konuşmaya çalışan ve Emniyet Amiri olduğunu iddia eden bir beyefendi (!) idi karşımdaki ve ısrarla kimi aradığını öğrenmeye çalışıyordu. Kardeşim beni arayan sensin kim olduğumu da bilmen gerekmez mi? Bu telefon açıp da karşısındakine kim olduğunu soran kişilere zaten çok kızarım. Telefon adabıdır önce kim olduğunu, sonra da kimi aradığını söylersin karşıdaki de ona göre cevap verir. Karşımdaki cumhurbaşkanı olsa yine de söylemem kardeşim adımı eğer gerçekten beni aramıyorsa. Hoş koca cumhurbaşkanı niye durup dururken beni arasın o da ayrı konu. Abinin derdinin ne olduğunu anlaşımıştım gerçi de biraz daha bekleyeyim bakalım dedim karşısındakinin zeka seviyesini ne kadar zorlayacak. Yaratıcı insanları severim ne de olsa. Kendisinin kimi ve hangi numarayı aradığını sorduğumda ancak üçüncü denemede benim numarayı tutturabildi. Güya şimdi hatırlayamadığım isimde birinden kaynaklanan, benim telefon numaramla ilgili bir sorun varmış. Uppps çok korktum! Acaba şu son günlerin meşhur davası "gel bana da kon"a ben de mi karıştım, herkesleri alıveriyorlar ya bana da sıra gelmiş olmasın !!! Arada polis telsizi efektleri falan da yapıyor ki inandırıcı gözüksün. Polis olduğuna inanmadığımı, polis olsa niye beni telefonla arayacağını, eve geleceğini söylediğimde de çok bozuldu. "Tamam o zaman kapına gelip aldırıyorum şimdi seni içeri" dedi kızgınca. İyi dedim gel aldır, bekliyorum ve kapattım. Şimdi bekliyorum gelip almasını. Yalnız bu saat oldu hala gelmedi başına bişiy mi geldi acaba!

27 Ocak 2009 Salı

Benim Küçük Kankam

Her sene bir defa doğumgünümüz oluyor ya işte bundan 10 sene önce ablam bana süpriz bir doğumgünü partisi vermeye karar verdi. Yalnız bu partinin ilginç yanı mekanın hastane olmasıydı. Yok, yok başımıza kötü birşeyler gelip de kendimizi hastanede bulmadık. O akşam daha doğumuna 2,5 ay olan ablam ille de ben kova burcu olucam diye inat eden minik fasülyenin doğum sancıları nedeniyle kendini bir anda hastanede buluverdi. Hastanede geçen uzun bir gecenin ardından sadece sabaha kadar sabredebilen Ata'mız günün ilk ışıklarıyla birlikte dünyaya geldi. O seneki doğumgünü hediyem mini minnacık bir yeğen olmuştu. Bu minik adam benden bir sonraki günü kendine doğumgünü olarak seçmekle kalmayıp bir de ablama her gün dejavu yaşatacak şekilde benim bazı meşhur özelliklerimi de aldı.

Bugün 27 Ocak 2009. Küçük kankamın tam 10'uncu doğumgünü. Geçen sene aynı ayakkabıları paylaşabilirken bu sene ben onun küçülmüş ayakkabılarını giyiyorum. Bana süpriz doğumgünü partisi düzenleyip, kendi yaratıcılığını katarak mütevazi bir kekten muhteşem bir doğumgünü pastası hazırlayabiliyor.



Sevgili küçük kankam,

Doğumgünün kutlu olsun. Her yeni yaşın sana daha da çok güzellikler getirsin. Sen ailemiz için, benim için her zaman çok özelsin.

Seni çok seviyorum.

Şuşu

25 Ocak 2009 Pazar

Merhaba...

Şairin yolun yarısı dediği, tam da babamın öldüğü yaşın yarısı olan, yeni yaşıma yeni bir hayata başladığım yeni bir şehirde giriyorum. İzmir, Eskişehir, İstanbul derken dün itibariyle 3 aydır resmi olarak yeni ikametgahım olan Bursa'da. Bu nedenle galiba daha bir heyecan verici bu doğumgünüm benim için. Bilmediğim şeyler beni bekliyor ve heyecanla bekliyorum hayatın getireceği değişiklikleri.

Tanıyanlar bilir ama tanımayanlara kısacık bir özetle başlamak istedim.

35 yıl önce bugün İzmir'de açmışım afacan gözlerimi dünyaya. O gün bugündür de öylece bakar dururum. Ailede "olgun yetişkin rolü" önceden ablam tarafından kapıldığından benim nasibime pek düşmemiş. Yoksa benim bi suçum yok ruhsal yaşımın beden yaşımın gerisinde kalmasından.

İsmimi annemin rüyasına giren bir dededen, göbek adımı ise anneannemden almışım. Adıyla birlikte pek çok özelliğini de vermiş Şükriye sultan. Tez canlılık, bununla gelen sakarlık, inatçılık, dik kafalılık ve en önemlisi hayatta bir başına ayakta durabilme gücü. Çok da güzel sesi varmış ama onu kendisine saklamış. Burda da sırayı ablama kaptırmışım. Bir de güzel tesadüf var ki onu da anlatmazsam olmaz. Eski İstanbul hanımefendilerinden olan Şükriye Sultan Bursalı Mehmet dedemle evlenmiş. Hayat onu sonradan İzmir'e sürüklemiş gerçi ama yıllar sonra göbek adını verdiği, tek farkla hanımefendi olamayan torunu da onun yolunu izleyerek İstanbul'dan Bursa'ya gelin geldi. Üstelik İstanbul'dan gelen İzmirli gelin her gün onun en sevdiği şarkı olan Üsküdar'a Gider İken'i oturduğu evin karşısındaki ilköğretim okulunun tenefüs zili olarak dinliyor.

Sakarlığım, Şükriye sultan bir yana, doğuştan gelen hediye. Benim gelişimle birlikte İzmir bir güzel sallanmış, dolayısıyla ben de hastanedeki beşiğimde. Ondan olsa gerek, dillere destan sakarlığım ve şaşkınlıklarım ile meşhurumdur kendi küçük dünyamda. Ya da ben öyle avunuyorum ünümün sınırlarını kendi küçük dünyamda sanarak. Zira kadim dostum
Evren ve erkek kardeşim sağolsun maceralarım şehir efsanesi olarak yurdumun her köşesini dolaşıyorsa hiç şaşırmam.

Nasıl yani, bu kadarı da olur mu denen bir çok garip olay benim başıma gelebilir! Örnekler çoktur ama eskileri şimdilik geçelim. İlerleyen günlerde yenileri anlatırım nasıl olsa. Neyse ki evrenin bir hediyesi olarak beni bu konuda yalnız bırakmayan iki de güzel dosta sahibim. Allahtan üçümüz aynı anda aynı yerde olmuyoruz yoksa voltranı oluşturmamız halinde başımıza gelebilecekleri hayal bile edemiyorum.

Kan bağından öte gönül bağlarından oluşan kocaman bir ailem var bir de. İki kişilik çekirdecik, tap tazecik ailem haricinde çokça anne, çokça baba, bir sürü kız-erkek kardeş ve yeğen, hatta yeni bir anane... Hayattaki en büyük hazinem, olmazsa olmazım.

Bir de gece uykusuzluğu var ki en büyük derdim. Yine gece, yine uykusuz, yine ayaktayım. Ama dedim ya bugün doğumgünüm. İşte tam da o yüzden artık yatmalıyım...




LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...