27 Şubat 2009 Cuma

Beklemek


bir testin sonucunu
bir hastanın başucunu
bir filmin sonunu
aşkının mektubunu
bir bebeğin doğumunu
uykusuzken günün doğuşunu
...
beklemektir
hayatta
en zoru


Fotoğraf: Waiting by Giorgio Lorcet

26 Şubat 2009 Perşembe

Şehir, Şair ve Ölüm



Evren’den gelen ikinci mim hayatıma yön veren şair üzerine. Yön veren tabiri biraz fazla iddialı belki ama bir kaç söz söylemek isterim ben de Behçet Aysan üzerine sizlere.

Yurt kantininde fiş karşılığı kahvaltı verirlerdi bize. Çeyrek ekmeği de dikdörtgen kesilmiş eski bir gazete kağıdının içinde. Benim için bir oyundu her sabah. Bu başı sonu olmayan yazıları okumak, çok beğendiğimi de araştırmak. Behçet Aysan’la geç tanışmam da böyle oldu.

“...
çünkü beyaz bir gemidir ölüm
siyah denizlerin hep
çağırdığı
batık bir gemi
sönmüş yıldızlar gibidir
yitik adreslere benzer
ölüm
yanık otlar gibi.
Sen bu şiiri okurken
ben belki başka bir şehirde
ölürüm.”


diyordu şair tam da ölüm haberinin altında. Ben bu şiiri okurken o gerçekten ölmüştü başka bir şehirde.

“...
gidiyorum
bu şehri bu yağmuru
bu düşleri
bu aşkı bu kavgayı bu kederi
size bırakarak.”

Bu aşkı, bu kavgayı, bu kederi bizlere bırakıp 35 can yoldaşıyla birlikte can vermişti Madımak’ta.

Peşini bırakmadım kovaladım. Daha neler vardı?

“...
değişen bir şey yok hiç
ölüm hariç.
aynı gökyüzü aynı keder.”

Bugün bile kaldırıp bakıyorum başımı, yok hala o günden bugüne değişen bazı şehirlerde.

“kozalak yaktım ben de
sessizlikte
ömrümün kozalaklarını
küllere sıvanmış
baştan başa dolaşıp
ağrıyan ormanı.
yağmur dindi sevgilim bak dinle
her şey dindi, acıysa dinmemiş halde.”

O acı hala dolaşır aydınlık yüreklerde...


Behçet Aysan Şiirleri için: http://www.e-sehir.com/siirler/yazar28.html

Fotoğraf: A Poet's Past by Steve Newport

25 Şubat 2009 Çarşamba

3 Kardeşin Ortancası, Çırpı Bacaklı Bir Başbelası

Dedim ya Evren mimlemiş, kaçış yok çocukluk anılarımdan başlayalım.

Anneme sordum "nasıl bir çocuktum ben?", dedi "başbelası bir erkek Fatma'ydın. Ne zaman sokağa çıksan yüreğim hoplardı".

Kendime sordum. Dedi:

3 kardeşin ortancası,
çırpı bacaklı
tam bir başbelası
çok sakardır,
çok da meraklı,
aman ha uzak durun
ayaklı felakettir kendisi

Çocukluğum... Dinlemek yerine deneyerek öğrendiğim yaşlarım.

Önce bir bakış attım ilk beş yaşıma, aklıma geldi neler neler...

1. Jilet keser, kanatır.
Babamın bir kutusu var. İçinde incecik jiletler. O vakitler tek kullanımlık traş bıçakları yok. Bu jiletler kullanılıyor. Babam bu jiletlerle traş olma haricinde bir de kalemlerini açıyor. Öyle güzel oluyor ki kalemlerin uçları sivri sivri. Gizlice aşırıyorum bir jilet, bir de kalem. Yemek masasının altına da saklandı mıydım kimseler görmez. Daha ilk denemede kan kırmızı, jilet kesiği çok ama çok acı.

2. Ütü yakar, acıtır.
Babamın kumaş mendilleri var. Her gün yenisini alır yanına. Ütülü olmalıdır hep ve özel katlanmış. Öğrendim ya o özel katlamayı, ütülemeyi de ille ki beceririm. İyi de kumaşa sürmeli kızgın ütüyü parmağa değil. Kocaman bir baloncuk oluşur yanan yerde. Annem der "içi su dolu onun aman elleme". "Su dolu madem iğne batırsak patlar mı" derim. Hiç ama hiç akıllanmam.

3. Burna yabancı madde sokmak başa ciddi dertler açar.
Ablamla balkonda çiğdem yiyoruz. Siz çekirdek dersiniz ona biz çiğdem. Birden ablam bir oyuna başlıyor. Burnuna bir çiğdem sokuyor, sonra da çıkarıyor. Güzel bir oyunmuş diyorum ben de oynamaya başlıyorum. Bir çiğdem de ben sokuyorum burnuma ama yok onun gibi çıkaramıyorum. Annem zor yetişiyor, kaptığı gibi beni götürüyor doktor Şahap amcaya.

4. Bıngıldak ne demek
Bir gün apartmanımıza yeni bir bebek getirdi komşumuz Şengül abla. Anneme tutturdum bebeği göreceğim diye. Dayanamadı ısrarlarıma sonunda annem götürdü beni bir akşam Yunus bebeğe. Küçücük, başı kabak bir şeydi. Başını okşamak istedim ama annem hızla çekti elimi, “bıngıldak” diye bir şey olurmuş bebeklerde, işte o yüzden dokunulmazmış başlarına. 4 yaşımda Yunus bebekten öğrendim bıngıldağı ve bir de çocuk cennetini. Çocuk cennetine gitti demişti annem bir sonraki soruşumda o küçük bebeği ve ben bıngıldağına dokunduğum için gitti sanmıştım.

4,5 yaşındaydım ablam okula başladı. Kardeşim çok ufaktı, sıkıcıydı. Bilgisayar denilen şey nedir duymamıştık bile, televizyon desen ancak akşam oldu mu başlardı bayrak töreniyle. Ben de yeni bir oyun buldum kendime. Evden kaçıp kaçıp ablamın okuluna gidiyordum. Sonunda dayanamadı annem ve ertesi sene mecbur beni de yazdırdı okula. Ajax isimli çizgi romandan öğrenmiştim bile ben çoktan yazı yazmayı.


Bir de sıkımuyettin diye birşey vardı o yıllarda, büyüklerimiz sıkıyönetim derdi. Biz ki korkusuzca sokakta büyüyen son dönemin çocuklarıydık ama akşamları eve erken girmeliydik artık.

Meraklıydım hep, sökmüştüm bir gün radyoyu. Televizyona da sıra gelmişti ki arkasındaki kuru kafa şeklindeki uyarıdan korkup bırakmıştım kılpayı.

Güzel İzmir'de güzel bir çocukluktu benimki. Öyle çok anı var ki hangi birini anlatmalı... Son olarak; benim için çocukluğum demek en çok da babam demek. Bir gün anlatırım belki sizlere de Tarık babayı.

Mim'in bir de kuralı vardı şimdi hatırladım. Madem ki dönmüş yazılarıyla aramıza, bu mim de gitsin öyleyse Pırıtılı Cadı'ya.



Kısa Bir Mim Molası

Ara vermiştim bir süre gündelik hayata, kronik faranjit derdim.
Kalktım, bir de baktım önümde iki tane mim.
Kimden geldiği tabii ki belli.
Bilir ki bu tembel yazarı arada bir dürtmeli.
Birinden acilen başlamalı yoksa kızar dostu.
En sevdiğim tost Ayvalık tostu.

Uuupps üniversite anılarım değil miydi mimlerden biri? Zira bu absürt kafiye oyunu üniversiteden kalma bir anı :) Hastayım ya kafam karıştı birden.

Gerçek mimlerin ikisini de
Evren paslamış. Biri "çocukluk anılarım", diğeri "hayatıma yön veren şair".

Diyorum ki çocukluk anılarımla başlamalı diğerine sonra yol almalı. Ancak az biraz müsade. Döneceğim buralara en kısa sürede...

23 Şubat 2009 Pazartesi

Çocuk Kalbi

"Nasılsın, iyi misinden başka bir şey konuşmuyorsun benimle, yok mu başka benimle konuşmak istediğin" diye sitem ettim, "piyangodan para çıkarsa tekrar İstanbul'a döner misin?" dedi. Dünya Oscar'ı alkışlarken ben kalbimin Oscar'ını Küçük Kankama verdim.

19 Şubat 2009 Perşembe

Günlerden Hüzün

Bütün ciddi sayfalar tutulmuştu blog aleminde
Bana kafama göre takılmak kaldı...

Bu seyir defterinin amacı Şaşkın Kova’nın hayata bakışına küçük bir kesit sunmaktan ibaret. Ciddi bir ajandası, herhangi özel bir teması yok; edebiyat kaygısı hiç yok. Başka bir şehirde bıraktığı ailesine, dostlarına bir tık uzaklıkta olmak, derin ve müebbet depresif :) bir dostu birazcık gülümsetebilmek, hayatla azıcık gırgır geçmek, biraz da beyinsel paslanmadan korunmak yeter de artar ona. Hayatı nasıl geldiği gibi yaşıyorsa yazdıkları da öyle. Kafasına o gün nereden ne eserse... Yeter ki dertler, kederler uzak; neşemiz, muhabbetimiz bol olsun.

İyi güzel de bazen hayat öyle bir kelek atıyor ki içinden hiç de eğlenceli şeyler yazmak gelmiyor insanın. Ne zaman böyle bir keleğe denk gelsem, canım sıkılsa “hey gidi kavanoz götlü dünya” derim öbür yakadaki peder beye de şöyle güzel bir selam göndererek. İşte iki gündür bolca selam gönderdim ben o taraflara. Bir yanım fena acıyor dostumun acısına, bir yanım da diyor ki asıl şimdi gülüp nanik yapmalıyız o davetsiz misafire, geldiği gibi bilsin gitmesini de. Ve gerçekten inanmak istiyorum "şanslı perşembe"ye.


Bir Araştırmacının Güncesi - 2

Sevgili günlük,

Atalarımız doğru mu demişler, perşembe gerçekten uğurlu mudur, küçük kardeşi gerçekten paramla dövebilir miyim konulu araştırmamın ikinci hafta sonuçları beni biraz hayal kırıklığına uğrattı.

Küçük kardeşi parayla dövme hedefi loto kaybı 4.25 TL. Lotonun hakkı üçtür diyerek bu konudaki araştırmama bir hafta daha devam etmeye karar verdim.

Bir de üzücü haber var aldığım. Ancak bu durum şu an için bizleri çok üzse de haberin perşembe günü alınması nedeniyle tez zamanda düzeleceğine olan inancım devam ediyor. Kendime not: Araştırma süresini tezin mutlak geçerliliğini ispatlayana kadar uzat.

Tarifsiz


Bunun tarifi yok
Gitmenin
Bilmeden, amaçsız
İçinde sebepsiz bir huzursuzlukla
Bekleyene gitmenin

Kadim dostum Evren'in yazdığı GİTMEK yazısı çok eskilerde zihnime düşen bu dizeleri getiriverdi aklıma.

Madem ki yok bir tarifi, atıversek onları dipsiz kuyulara. Gömsek sonsuza kuruntuları, umutsuzlukları, sıkıntı ve kederleri. Açsak mutluluğun kapılarını güneşli güzel günlere. Ve yaşayabilsek bir martı kadar özgür, yeni doğmuş bir bebeğin saflığınca. Umut dolu günler anahtarı olsa mutlu yarınların kapılarına.

O gün hayat bambaşka olacak...

Mahalle Baskısı

Sayısı küçük, dilleri pabuç hayran kitlem beğenmemiş, bilakis korkmuş tepeye iliştirdiğim şaşkın kedi Blanche'dan. Yaşlısınız siz dedim, algı ayarlarınız bozulmuş dedim dinletemedim. Sonuçta üzerimdeki mahalle baskısına dayanamadım, kaldırdım. Şurda zaten üç beş tane müşterimiz var onları da kaçırmayalım elimizden.

Ne yapalım bir süre böyle beyaz takılır, sonra bir şeyler bakarız.

17 Şubat 2009 Salı

Tebdil-i İmajda Ferahlık Varmış

sermayeyi kediye, pardon imaja yükledim bugün
yazıya sabrım kalmadı
ben bu halini daha çok sevdim
beğenirsiniz umarım siz de...

16 Şubat 2009 Pazartesi

Yaşlı Kadın ve Ben


"2 numara geçti mi kızım?" diye sordu ilkin. "Geçmedi teyze, ben de onu bekliyorum" diye cevap verdim. Yanlış bindiğim için az önce inmiş olduğum 1 numaradan söz etmedim hiç, kendime sakladım. "İyi, iyi birlikte bineriz o zaman" dedi ve ardından "Herşeyi tam istemeyeceksin hayattan" diye ekleyiverdi durup dururken. "Olmuyor kızım. Yarım kalıyor. Bak unutma bunu. Teyze dediydi dersin..."

Ben kendi yarımımı tam yapabilme ümidine giderken o gün, o metro ile kala kaldım duyduklarım üzerine öylece.

Tesadüflere inanmam ben. Olması gerektiği için olur her ne olduysa ve duyulması için söylenir bazı sözler. Hafiften deli o yaşlı teyze de bu yüzden mi çıkmıştı karşıma? Öyle ya, yanlış hatta binmemiş olsam ya da bir sonraki durakta inmiş ne görür ne duyardım onu.

Durağın arkasındaki sarı apartman var ya işte orada oturuyormuş. Bir evi, emekli maaşı, çocukları hatta torunları varmış. Hepsi iyiymiş de ölüvermiş bir gün kocası. Şak diye. Kalpten. 58 yaşındaymış ve bir tane bile beyaz yokmuş saçlarında... Ama ölmüş işte. Tam da emekli olmuşlar, başbaşa oturup torunlarını seveceklermiş birlikte. İşte o yüzden "herşeyi tam istemeyecekmişsin hayattan". "Onu düşünmediğim gün yok" dedi en son.

Bu şemsiyeyi de boşuna taşımışım bak yağmurun yağdığı yok" diye söyleniyordu inerken ve şakır şakır yağmur yağıyordu dışarıda.

Bense yarımımı tamamlama ümidine doğru yola devam ettim kafamda onun sözleri...




Fotoğraf: Sanki onu gördüm bir kez daha bu fotoğrafta. http://1x.com/photos/portrait/22319/

14 Şubat 2009 Cumartesi

Sevgililer Gününü...

kutlamayanı Hıncal
kutlayanı Tyler Durden
çarpsın
amin

Metrosalak

Bu sefer ta ana giriş kapısından tekrarlamaya başlamıştım halbuki. 2 numaralı hat, 2 numaralı hatta bineceksin, unutma 2 numaralı hat. Beyin hücrelerimin hepsine yetecek kadar tekrarladıktan sonra istasyondaki hat panosundan da son bir defa kontrol etmek suretiyle teyid ettim. Peki sonra ne yaptım? Gelen ilk trene biniverdim. Yetmedi hangi hatta olduğuma dair hiç bir fikrim olmadığını da iki durak geçtikten sonra fark ettim. Şanslıydım iki hattın yönlerinin değişmesine henüz üç durak daha vardı. Hattın değişme noktasından önce inip diğer trene geçebilirdim. Aynı haltı bir önceki yiyişimde hangi hatta olduğumu kadere bırakıp ortak duraklar bitene kadar beklemek ve sonraki ilk durakta hangisinde olduğumu anlamak gibi zekice bir şey yapmıştım ki merak edene not tabii ki yanlış trendeydim. Bu sefer öyle yapmadım. Her aklı selim canlının yapacağı gibi bir bilene sordum ve sonuca tabii ki yine hiç şaşırmadım. Yanlış tren!

Ve ilk durakta indim üç nokta

Evet devamı var ama o başka bir hikaye...

12 Şubat 2009 Perşembe

Bir Araştırmacının Güncesi - 1

Sevgili günlük,

Atalarımız doğru mu demişler, perşembe gerçekten uğurlu mudur, küçük kardeşi gerçekten paramla dövebilir miyim konulu araştırmamın ilk saha çalışmasını tamamladım.

İlk hafta araştırma sonuçları umut vaad ediyor. Perşembenin rakamsal türevlerine göre oynanmış loto getirisi 75 kuruş. Kazancımla ticarete atılmayı planlıyorum. Sermayeyi yatırmak üzere ürün araştırması yapmaya başladım. Başarılı olacağıma inanıyorum.

11 Şubat 2009 Çarşamba

Uğurlu Bir Gün

Salı sallandı, çarşambayı sel olmasa da lodos aldı. Perşembe için de bahane aradım ama ondan kaçış yokmuş “uğurlu bir günmüş”.

“Perşembe günü erken lamba yakanın ölüsü kalkar. Çamaşır yıkanır, badana yapılır. Perşembe günü uğurlu bir gündür, her iş yapılır.” (*)

Uğur bunun neresinde anlamadım gerçi. Sabah erken lamba yakmaya gör ne uğuru, helvanı karıyolar ardından. Yetmiyor çamaşır yıkayıp badana yapman gerekiyor. Ben şahsen uğurlu bir günde loto oynamayı tercih ederim bu ikisi yerine. Benim gibi ataları yokmuş akıl edememişler. Gerçi merak da etmedim değil şu çamaşır ve badana seçimini. Ne de olsa atalarımız nur içinde yatalarımız çok konuşurlar ama boş konuşmazlar. Acaba perşembe günü dere kenarında çamaşır yıkayan kızlar kocaya mı varıyomuş, bu kocalar da badana mı yapıyormuş? Ya da sabah erken kalkıp ölmek yerine çoğalmaya yönelik çalışmalar yapıp sonrasında da bu çalışmaların neticesi olan çamaşırları mı yıkıyorlarmış? İşte bunlar da bugünkü cevabını arayan sorularım.

Neyse efenim, benim sabah erken kalkıp lambayı yakmayacağım kesin. Çamaşırlar dün yıkandı. E badanaya da ihtiyacımız yok. Ben bugün en iyisi mi gidip bir süper loto oynayayım. Hazır küçük kardeş de dün rüyasında görmüş, onu paramla döveceğimi iddia ediyormuşum. Belli mi olur diğerlerini bilemem ama belki gerçekten de uğurludur bu perşembe.


(*) Benim gibi otu-boku, gerekli-gereksiz herşeyi merak edenler için “Halk Takvimi” hakkında bilgi:
http://www.ntvmsnbc.com/news/438169.asp?cp1=1

10 Şubat 2009 Salı

Olur mu, Olur

Salı sallanırmış.
Salladım.
Çarşambayı sel alır mı?
Olsun hele bir bakarız...

9 Şubat 2009 Pazartesi

Takıldım Ben Buna

Alışveriş merkezinin dış cephesinde boydan boya yazılı gördüm dün eski ama bir o kadar da meşhur bir aşk şarkısının sözlerini, yaklaşmakta olan Sevdim Seni O Halde Hediye Al Bana Günü’ne atfen, “Sevdim Seni Bir Kere... Başkasını Sevemem”...

Alışveriş patlamasına neden olmuş mudur bilemem ama önünden geçen pek çok insana şarkının devamını söyletmiş olsa gerek içinden. Söyleyen söyleye dursun şarkıyı, isterse dalıp gitsin aşkın dibine, bende başka düşünceler hasıl ve dahi kafamı kurcalar oldu bu cümleyi görünce. Huyum kurusun kelimelere takıntılı insanım. Kimi zaman epistomolojik kökenine takarım, kimi zaman kullanıldığı yere, zamana. Burada da takılıp kaldım işte o iki kelimeye.

Şarkı özünde birinin bir başkasına çok büyük aşkını anlatıyor. Öyle çok aşık ki “deli diyorlar ona” ama “o nedensiz de sevmeye” devam ediyor, hatta “küçük bir an için ömür bile” veriyor. Buraya kadar her şey iyi hoş da, kardeşim şarkıya adını da veren satırdaki o “bir kere” ne demek oluyor? Bilinç altındaki açılımı, “sevmiş bulundum bir kere seni, napalım katlanacağız, başkası da bundan sonra bize haram, seninle takılmaya devam” olabilir mi? Aşkın daha ilk cümlesi gizli bir pişmanlık barındırıyorsa içinde "Aşk asla pişman olmamaktır" (*) diyerek bizleri geçmişte göz yaşlarına boğan Ryan O'Neil buna şimdi ne demeli?

(*) : Love Story (1970) - http://www.imdb.com/title/tt0066011/

7 Şubat 2009 Cumartesi

Gece - Gündüz

Bazıları gece,

bazıları gündüz uyur.

Bazılarına gece gündüz farketmez,

sıcak bir battaniye

ve bir de kucak yeter.

5 Şubat 2009 Perşembe

Ütüle(me)mek ve Anı Kutusundan Saçılanlar

Yazar ütü yapmaktan da ütüsüz her türlü tekstil ürününden de nefret eder. Bu ikilem karnına sancılar saplanmasına neden olsa da ikinci seçenek nefret listesinde bir üst sırada yer aldığından ütü yapmak er ya da geç kaçınılmaz olacaktır. Ütü yapmak kaçınılmazsa eğer nereye kadar erteleyebiliriz, ertelerken ne gibi işlerle kendimizi meşgul sınıfına sokabiliriz? Her türlü mantıklı sayılabilecek bahaneyi bugüne kadar tüketmişsek eğer saçmalama sınırını nereye kadar zorlayabiliriz? Mesela anı kutusunu boşaltıp, maziye dalıp gitmek, bu arada ütüleri unutuvermek (!) ne kadar geçerli bir bahane olur sormak isterim sizlere.

Ben ütü masasını açacaktım aslında ama o anda ne olduysa oldu anı kutumun kapağını açıvermişim. Yoksaaa bugün o ütülerin hepsinin canına okurdum ben.

Kutu da ne kutuymuş ama. Neler saçıldı içinden neler... Lise ve üniversite yıllarından ufak ufak notlar, dostlarla karşılıklı yazışmalar atışmalar, meşhur ders komedisi şiirlerim, öğrenci yurdundan dolap üstü notları, okul yıllığı sayfasına sığmayan yazılar ve hatta 18. yaşıma hitaben yazdığım bir mektup... Büyümek hiç de güzel birşey değil demişim. Büyümesem, biraz daha bu yaşta takılsam, büyüdükçe sorumlulukların artıyor diye de eklemişim. Sorumluluk, sorumluluk... Bu kelime bişiy hatırlattı sanki bana. Sanki yapılması gereken bir işim vardı benim... Neyse hatırlayamadım şimdi. Hele biraz daha kurcalayayım şu kutuyu ben bu arada belki hatırlarım.

Her şey bir yana da ben bu üniversiteden nasıl olmuş da mezun olmuşum ki a dostlar! Bütün okul hayatım boyunca UYUMUŞUM ben farkında değilim. Kanıtı da dolap üstü notlarda saklı:

"..... Yarın okulda görüşürüz. Nefis uyuyorsun!"
Evren
"Uyuyordun, uyandırmak istemedim..."
Zeliha
"Ben 13.00'da geldim. Çok güzel uyuyordun..."
Elço

Sırf not bırakmayla kalsa yine iyi. Uyurken çektiği fotoğrafımla Fotoğraf dersi bitirme projesi ödevi veren bir oda arkadaşım bile var. Anlayın yani o kadar uyumuşum!

Anı kutusu değil Pandora'nın Kutusu mübarek. Açtıkça bir şeyler çıkıyor çıkmasına ama ben onu şimdilik kapayıp yerine kaldırıyorum. Bir sonraki ütü gününe kadar :))


4 Şubat 2009 Çarşamba

Penceremde Çiçekler

Bugün iki küçücük saksıcık menekşem oldu. Annemin deyişiyle benim de "hayvancıklarım" var artık evde. Yeni evimin ilk hayvancıkları.

Aslında çiçek bakamama uzmanlık alanlarımdan biridir. Bir çiçek en çabuk nasıl sarartılıp soldurulur, itina ile kurutulur merak eden varsa bu konuda tecrübelerimi paylaşmaya her zaman açığım. İşte bu yüzdendir ki eve iki dal çiçek koyayım, renk gelsin gibi heveslerim olmamıştır şimdiye kadar.

İyi de durduk yerde nerden çıktı şimdi bu heves? Valla aniden oldu ben bile anlamadım. Ben öyle boş boş bakınıyordum etrafıma. Sonra "Sen de herşeye teşekkür ediyorsun, hiç bir şey almıyorsun" diyen bir teyze vardı. Bir de menekşe sergisi rengarek, çeşit çeşit. İşte öylece bakarken birinin rengine vuruldum. Ne kırmızıydı ne pembe, kenarlarından inceden beyaz bir su geçiyor. Öyle naif, öyle güzel... Bak teyze bu sefer teşekkür etmiyorum gerçekten alıyorum dedim. Derken birdi iki oldu. Onun hikayesi ise bildiğimiz sıradan hikaye. Bozuk para çıkmadı evladım, iki tane verem düz hesap olsun...

Evet uzunca bir süre sonra ilk defa çiçeklendik bakalım. Gerçi maneviyatı yüksek bir yerden aldım. Kimbilir belki teyze ekerken onlara da üfleyivermiştir iki nefes :))


3 Şubat 2009 Salı

Nerde Kalmıştık?

Kasvetliydi hava, Susam Sokağı şarkısı çığırıyordum bet sesimle ve Sapanca'ya gidiyordum. Döndüm hava hala kasvetliydi. Ben de battaniyemi çektim kafama pazartesi gününü es geçtim. Gündüz bu durumu görmezden geldi ama geceye sobelendim. Oh olsun sana, şimdi otur bakalım sabaha kadar seni şaşkın kova...

Bu arada Evren sağolsun bir de mim'im olmuş. Şöyle bi araştırtırdım neymiş diye, blog aleminde oynanan bi çeşit oyunmuş. Geceyi boş boş oturup geçirmeyeyim istemiş sevgili dostum :)) Madem öyle cevaplayalım bakalım:

Yaptığım 4 iş
- Dostluk
- Dizi, film ille ki bir şeyler seyretmek.
- Yemek yapmak. Yeni yeni tarifler denemek.
- Sürekli ve olmadık zaman/yerlerde acıkıp benim adamı delirtmek.

Defalarca izleyebileceğim 4 film
- Snatch
- Notebook
- Fried Green Tomatoes
- The Boondock Saints
diyelim madem dört ile sınırlıyız. Yoksa defalarca izleyebileceğim ve dahi izlediğim listem çok uzun.

Yaşadığım 4 yer
Sıradan gidelim...
- İzmir
- Eskişehir
- İstanbul
- Bursa

İzlediğim 4 Tv programı
Cevaap veriyoruuum:
Sabah Sabah Seda Sayaaan
Esra Ablayla Evleniyoruz
diil tabiki de :))
Ablacığımın yüreği hoplamasın
üç aydır evdeyim diye
onları izlemeye başlamadım vallahi de :)

Bu soruya program demesek, dizi desek de ben 4 yapraklı yoncamı şak diye saysam.
- Lost
- Grey's Anatomy
- House
- Medium

Tatil için gittiğim 4 yer
- Yaz sezonu haricinde Antalya
- Bodrum ki hala güzel
- Ayvalık, soğuk denizine kurban
- İlle de Çeşme, ille de Çeşme

En sevdiğim 4 yemek
- Makarna
- Köfteee
- Yaprak sarması
- Patlıcan... her türlüsü...

Hemen şimdi olmak istediğim 4 yer
- Sıcacık yatağım
- Sıcacık yatağım
- Sıcacık yatağım
- Lost dizisinin seti :)

Bir yağmur damlası olsaydım düşmek isteyeceğim 4 yer
- Lost adasına düşebilir miyim lütfeeeen
- Cemre olsam havaya, suya, toprağa düşsem bahar gelse

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...