28 Mart 2009 Cumartesi

Ayrı Yazılır Kardeeşiiim





Yukarıdaki satırların sahibi ben olabilmek isterdim ama malesef değilim. Son derece takıntılı olduğum bu konu üzerine bir yazı yazmaya oturmuşken rastladığım ve çok beğendiğim bu siteden alıntıladım. Site uzun zamandır güncellenmemiş belki ama mevcut haliyle de konuyu son derece güzel bir şekilde ele alıyor ve dikkatleri gramerimizin bu belki de en çok ihmal edilen konusuna çekme adına çok değerli bir iş yapıyor.

Bana göre çok değerli olan
bu siteyi ben de sizlerle paylaşmak ve “kelebek etkisine” küçük de olsa bir katkıda bulunmak istedim. Konuyla ilgili kendi cümlelerimi ise kendime sakladım. Çünkü ne zaman “dahi” anlamındaki “de”lerin, bağlaç olan “ki”lerin ve “soru” anlamındaki “mi”lerin yanlış yazımına rastlasam içime Heidi’yi habire azarlayan Bayan Rottenmeier’ın ruhu kaçıyor ve galiba hiç de edepli olamıyorum o vakit!

25 Mart 2009 Çarşamba

Kozmozdan Dilek ve Temennilerim

Malum seçim dönemi. Adaylar vaad listeleri açıklayıp duruyorlar. Bu garibin de canı çekti, e onun vaad listesi yapacak hali yok ya o da istek listesi hazırladı bir tane. Ha bu listenin belediye seçimleriyle ne alakası var diye atlamayın canım hemen öyle. Sanki ben belediye başkanlarına istek göndereceğim de onlar da lafı mı olur Şaşkın hanım emriniz olur diyecekler. Konuya bi yerden giriş yapmam sonra da bağlama çekmem gerekiyor ya seçimden falan gireyim artizlik olsun dedim. Ben istek listemi Kozmoz'a hitaben yazdım bunu da Muro'dan arakladım.

Kozmoz'dan Dilek ve Temennilerim Listesi:

- Mart ayı kış mevsimine dahil edilsin, bu konuda kanun hükmünde kararname yayınlansın istiyorum.

- Lost haftada 3 gün yayınlansın ve lütfen artık bir sonuca varsın istiyorum. Yetmiyor "Nalet Olsun İçimdeki Lost Sevgisine" başlıklı bir yazı yazmak istiyorum.

- Yemekteyiz Hasan bey ile Semra Kaynana evlensinler, teknolojinin uğramadığı uzak bir diyara balayına gitsinler, uzun bir süre görünmesinler istiyorum.

- Brüksel lahanası, brokoli gibi sebzemsilerin yasaklanmasını, tüm yemek tariflerinden çıkarılmasını istiyorum.

- Türkiye'nin başkenti İzmir olsun, TBMM Kordon'a taşınsın, Bakanlar Kurulu Toplantıları Çeşme'de yapılsın istiyorum. Alsınlar şöyle püfür püfür bir Kordon havası bak kalıyor mu adamlarda gerginlik falan!

- Evren'e bunalımlı yazılar yazmak yasaklansın istiyorum. Kendisiyle aramda polemik çıkarmak, bir Engin bir Hıncal gibi kapışmak, Medyatava'da günün başlığı olalım istiyorum.

- Bir yandan çokça huysuzluk yapmak bir yandan da Kemal Kılıçdaroğlu ile tanışıp kendisinden sakinlik meziyeti dersleri almak istiyorum.

- Ama en çok da geceleri cin cücüğü gibi etrafa bakınmamak, mışıl mışıl uyuyabilmek istiyorum.

19 Mart 2009 Perşembe

Suçlu Meğer Benmişim





Bak şimdi, meğer memleketteki işsizliğin nedeni benmişim haberim yok. Sabah sabah iyi oldu bunu öğrendiğim. Bir silkeleneyim de kendime geleyim. Hani geldim Bursa'lara, bir de utanmadan iş arıyorum ya kadın başıma, işsizlik oranının suni bir şekilde artmasına neden olmak suretiyle utanmadan ortalığı karıştırıyormuşum. Acilen yüce hükümetimden özür dileyip, evimin kadını olmalı, bol bol bebeleyip vatana faydalı mücahitler yetiştirmeliyim. İyi oldu bak bugün güne erken uyandığım. Zararın neresinden dönülse kârdır.





Devletin TÜRKİYE İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yaptığı Hanehalkı İşgücü Anketi’nin, "Kasım-Aralık-Ocak 2008" dönemi verilerine göre işsizlik oranı artışı yüzde 13.6, Türkiye genelindeki işsiz sayısı ise 3 milyon 274 bin kişi. Üçyüz milyonluk ABD ile 72 milyonluk Türkiye arasındaki bu dahiyane karşılaştırmayı yapan kişi ise Devletin Bakanı. Pardon pardon onların işsizleri işlerini kaybettikleri için işsiz. Bizde ise aahhh şu kadınlar olmasaydı işsizlik oranı diye bir şey oluyor muydu bak memleketimde.

Sabah ninnimi dinledim, uyumaya gidiyorum ben.


Yazının tamamına http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/11240874.asp?gid=229 linkinden erişebilirsiniz.

Fotoğraf: Girl by Ursula I Abresch

17 Mart 2009 Salı

Dönüşüm Mim'lendi

İyi ki bir haftacık kaçamak yaptık, gelir gelmez mim'lenmişiz. Başımın mim belası Evren hanım bu defa da lakaplarım nelermiş diye sormuş. Şimdi yazmasak mim polisi kapıya dayanıyor. Madem öyle buyrun bunlar da benim lakaplarım...

***

İlk lakabımı nerdeyse doğar doğmaz almışım. Bembeyaz, kabak kafa bir şey olmamdan ötürü önce gerçek adım sonra da "Casper" okunmuş kulağıma.

Yedi yaşımda gözlüklerle tanışmam çocuk dünyasında "dörtgöz" olarak çağrılmama neden olmuş; akabinde bunu söyleme cüretinde bulunanları dövmem ve bunu yaparken de bol bol gözlük kırmamla sonuçlanmıştır.

Üç tane hanım hanımcık, kız gibi kızı olan, dolayısıyla beni bir türlü o sınıfa sokamayan komşumuz Yurda teyze tarafından, yurdumun bazı yörelerinde sarı saçlı erkek çocuklarına uygun görülen, "sarı pipi" tabiriyle çokça çağrılmışlığım olmuştur sonraları. Onu da dövme teşebbüsüm olmuştu ama annem buna mani olmuştu!

Annem “kınalı kuzum” diye severdi küçükken, babam "sarı kızım". Dayım hala telefonu "prensesim" diye açar.

Çok uzun olan (!) adımı kısaltmaya yönelik çalışmalar da olmadı değil sonraki yıllarda. Kiminin "Eluş"u, kimi
nin "Şu"su, kimilerinin "Şuşu"su oldum. Şuşu öyle çok söylenir oldu ki bazı gün geldi adımı unuttum.

Yaratıcı lakaplarım da oldu. Küçük kankam ve çetesi arasında
"google teyze" olarak tanınır, çağrılırım.

En yeni lakabım bizim küçük kardeşten geldi. Bu aralar beni "kanguru jack" olarak çağırmak pek hoşuna gidiyor.

___________________________________________________________

Ben bu mimi Sawyer'a göndermek isterdim ama malesef kendisinin blog adresini bilmiyorum :). Sevgili Ateşböceği eğer başka bir yerden gelip konmadıysa daha önce, belki sen de bu mimi benden kabul edersin.

9 Mart 2009 Pazartesi

Küçük Bir Kaçamak

İstanbul'dan gelen acil durum çağrısı üzerine topladım bavulumu, yedi tepeli şehre gidiyorum. Görevim çocuk bakıcılığı olup bana kim bakacağı konusu esrarını korumakta. Benim adam orada uslu olmamı, küçük kankamla bir olup çok kudurmamamı, küçük kardeşin sözünü dinlememizi ve yaramazlık yapıp ona laf getirmememizi sıkı sıkı tembihledi. Bir sonraki gidişim küçük kardeşin ziyaret sonrasında vereceği raporun sonucuna göre değerlendirilecekmiş. Hanım kız olup dinledim sözünü, uslu duracağıma söz verdim. Söz verirken gizlice ayağımı kaldırıp, orta parmağımla işaret parmağımı kilit yaptım görmedi.

Nerelerde diye merak eden olursa tükkanı kapamadık, az gittim dönücem.


8 Mart 2009 Pazar

Benim İçin Mutluluk...

*******
Hile yaptım ama kötü değildi niyetim. Benim için mutluluk dedim, üç nokta koydum sonuna, mim dedim ve Evren'e gönderdim. O da ne yaptı, bana geri gönderdi. Konu mutluluk olunca kalem başladı, gerisi yürekten hızla aktı geldi.

*******

Üniversite yurdunda posta kutuları harflerle ayrılmıştı. Her gün bir umut bakardım Ş harfi kutucuğuna. Bir gün gözlerime inanamadım gelen mektuba ve heyecanla hafifçe de yırtarak ucundan açtım zarfı.

“Seni ve Neslihan’ı hepinizi çok seviyorum fakat bu sevgimi sizlere ifade edemiyorum. Bayramda geleceğini işittim çok sevindim. İnşallah geldiğinde bol bol hasret gideririz. Kendine iyi bak, bizleri sakın merak etme. Hepimiz çok iyiyiz. Sizlerin hasretliğinden başka bir problemimiz yok. Para durumunu biliyorum. Bir ihtiyacın olursa bana yaz. Malumunuz üzere Haziranın başında üç aylığımı alacağım. O zaman hepimiz rahatlarız. Ancak çok müşkül durumdaysan bana bildir. Gözlerinden öperim. Hep kalbimizdesin, unutulduğunu zannetme” diyordu. Artık kalem tutamayan sağ eliyle ancak baban kelimesini kendisi yazabilmiş ve bir imza karalamıştı.


O gün benim için mutluluk babamdan aldığım ilk ve son mektuptu.

...

Bir İstanbul kaçamağında bacağımı iki yerden kırmış, koca bir alçıya mahkum yatıyordum okulumdan, arkadaşlarımdan uzak teyzemin evinde. Bir gün kapı çaldı ve iki arkadaşım çıktı geldi Eskişehir’den hem de günübirliğine. Gelemeyenlerin gönderdiği mektuplar da cabası.


O gün benim için mutluluk her zaman yanımda olacaklarını bildiğim dostlarımdı.

...

Mezuniyet törenimiz var ve bir konuşma yapmam gerekiyor. Çok konuşurum ben özelde ama bir o kadar da utanır sıkılırım topluluk önünde. Yaprak gibi titreyerek yapıyorum konuşmamı.


O gün benim için mutluluk annemin yüzündeki gururdu.

...

İlk işimde az maaş, çok hevesle çalışıyorum. Şirketin yılbaşı tebrik kartlarını hazırlayıp gönderiyorum. Bir kaç gün sonra bu defa bana bir zarf geliyor. Sekreterlerin gelen mektuplara iade-i cevap olarak yolladıkları hazır notlardan biri belli ki. Ama ben umursamıyorum, önemli hissediyorum kendimi ve çocukça bir gurur duyuyorum yaptığım işten.


O gün benim için mutluluk Oktay Ekşi’den gelen tebrik kartıydı.

...

O kadar ufak doğmuştu ki dokunmaya bile korkuyorduk. Nihayet cesaret edip kucağıma aldığımda kafasını göğsümün içine gömdü ve sıkı sıkı tuttu işaret parmağımı o kibrit çöpünden hallice parmağıyla.


O gün benim için mutluluk küçük kankamın benim parmağımda hayata tutunmasıydı.

...

Doğumgünümde bir cafede buluşuyoruz can dostumla. Önce bir şeyler içilecek sonra yemek bahane limonlu cheese cake yemeğe gidilecek başka bir mekana. Gidiş yolunda beni deli gibi dolandırıyor da dolandırıyor. En nihayet hedefe ulaşıyoruz. İçeri girince şaşa kalıyorum, gözlerime inanamıyorum. Ailem, dostlarım, en sevdiklerim hepsi benim için o anda, orada, bir arada.


O gün benim için mutluluk sahip olmaktan her zaman gurur duyduğum kocaman ailemdi.

...

Hayatımda ilk defa aniden düşüp bayılıyorum. Gözümü açtığımda merak ve heyecanla bana bakan yüzünü görüyorum. Nihayet biraz kendime geldiğimde tuzlu kraker alıyor bana, ayran içiriyor.


O gün benim için mutluluk düşerken beni tuttuğunu bilmemdi.

...

Nohutun bir türlü pişmediğinden yakınıyorum. Ertesi gün bir düdüklü tencere alıp geliyor.


O gün benim için mutluluk yeniden bir babam olduğunu hissetmemdi.

...

Benim için mutluluk canımdan öte sevdiklerimle yaşadığım her andır.



Fotoğraf: http://thesituationist.files.wordpress.com/2007/09/happiness.jpg

6 Mart 2009 Cuma

Ismarlama Yazı


Birer kahve eşliğinde bolca sohbet ile geçen iki güzel saat sonrası evime geldim. Bana eşlik eden en az benim kadar dalgınlığıyla meşhur dostum ısrarla girdiği yanlış yollar neticesinde hala eve dönüş yolunda. Biliyorum ki o da eve gider gitmez kendini bloğunun başında bulacak. İşte tam da bu nedenle o evine ulaşmadan ben ona bir mim göndermek istedim. Çok emin değilim ama mim'in kuralı galiba konu ile ilgili ilk olarak kendin yazmak ve sonra bir diğerine paslamak. Ancak müsadenizle bu kuralı bir defalık bozup doğrudan Evren'e göndermek istiyorum o evine ulaşmadan. Konu mutluluk sevgili Evren. "Mutluluk benim için" diye başlasam konuya ve sonuna üç nokta koysam nasıl tamamlarsın o güzel kalemin ve kalbinle? Ben bilsem güzel şeyler düşünerek yatacağını bu gece uykuya ve bizi de neşeli bir yazıyla başlatacağını sabaha.

Fotoğraf: Happiness by Petra Kozina Halcakova

Kendime Bir Öğüt

“Yaşamın perde aralığında daima bir aydınlık vardır. Yeter ki siz perdeyi kapatmayın. Krizler her zaman var, eskiden de vardı. Önemli olan güçlü olmak, yaşama abanmak.”
Prof. Dr. Üstün Dökmen

Küçük sandığımız şeylerde aslında büyük hayat dersleri olduğunu bizlere göstermekten yılmayan Prof. Dr. Üstün Dökmen'in bu sözlerini zihnimin en derinlerine yazmakla kalmadım; bir gün olur küçük deliklerden sızar da unutursam diye kendime öğüt yaptım, seyir defterime ekledim.


Fotoğraf: Window by Ursula I Abresch

3 Mart 2009 Salı

Bahara Özlem

şehir grilere bürünmüş
penceremdeki ulu dağın
karlı yeşil yamaçları
görünmez olmuş

mart ki takvimde bahar
iklimde kış
özledim
yeşili, sıcağı


Ben Sadece Vişne Soda İçmek İstemiştim

Memleketi büyük bir heyecan ve merak fırtınası sarmış. Uzun zamandır anlatmaya ara verdiğim sakarlık maceralarım dört gözle beklenmekteymiş. Hayranlarıma olan saygımdan en dumanı tüten maceramla işte yeniden karşınızdayım.

Güzel ve sakin geçen bir akşam. Bastıran harareti dindirmek için vişne soda yapmak üzere mutfağa doğru yol alınır.

Hikayenin normal insan versiyonu: Buzdolabı açılır. Ana malzemeler vişne suyu ve soda çıkarılır. Bardağa gerekli ölçülerde itina ile doldurulur. Afiyetle içilir.

Şaşkın Kova versiyonu: Buzdolabı açılır. Ana malzemeler vişne suyu ve soda çıkarılır. Bu sırada dolapta uzun zamandır beklemekte olan ve artık yeme toleransı aşılmış bazı gıda maddeleri fark edilir. Göz görünce gönül katlanmaz. Derhal temizleme operasyonuna girişilir. Düdüklü tencerenin tabiatına uygun yapılamadığından çorba kıvamında pişen türlü yemeği artığının kapağı açılmak istenir. Kapak kapak değil Pandoranın Kutusu mübarek. Küçük bir hareketle içindekiler tüm mutfağa, üste başa saçılır. Üst baş fena halde yağ içinde kaldığından önce onlar değiştirilir. Kirliler makineye tıkıştırılır. Çamaşır makinesinin deterjan gözü doldurulur. Ardından yumuşatıcı koymak istenir ama Şaşkın versiyonunda olduğumuz için yumuşatıcının önemli bir miktarı detarjan gözüne karışır. Deterjan gözü davetsiz yumuşatıcıdan temizlenmeye çalışılırken bu sefer de yerinde duramayan yumurcak deterjan yumuşatıcı gözüne karışır. Okkalı bir küfür sallanır. Her iki göz de boşaltılır, hazne güzelce yıkanır, işleme yeniden başlanır. (Meraklısına not: Şimdi sayın okuyucu hiiç öyle afacan afacan kremli şampuan oluyor da yumuşatıcılı detarjan niye olmuyor, koyverseydin gitseydi demeyin. Denenmiştir, tecrübeyle sabittir. Yumuşatıcılı deterjan çamaşırın tabiatında kahverengi lekecikler oluşturmak suretiyle can sıkıcı sonuçlar vermektedir.) Çamaşır makinesi çalıştırılır, her şeyin başladığı mutfağa geri dönülür. Vileda, sıvı deterjan, procter and gamble ne verdiyse mutfak hijyeni sağlanır. Derin bir oh çekilir. Tekrar ilk operasyona dönülür. Soda bardaklara paylaştırılır. Sıra vişne suyuna gelmiştir. Kutuyu açmak için kesici bir alet bulmaya üşenilir. Üzerindeki pipet ne güne duruyor diye düşünülür. Pipet marifetiyle bardaklara boşaltılmaya çalışılan vişne suyuna bardak yerine hijyenik mutfak bankosu daha cazip gelir. Ortalık bu defa da kırmızıya bürünür. Tekrar ortalık temizlenir. Kalan vişne suyu bu defa kutu düzgünce açılarak bardaklara paylaştırılır. Hazırlanan vişne soda bol miktarda küfür eşliğinde hızlı bir şekilde içilir.

Not: Yazar artık gelenekselleşen iki saatlik gece uykusunu uyuduktan sonra yataktan kalkar. Bu yazıyı yazmak üzere çalışma odasına gelir. Elindeki su bardağını masaya bırakır. Önce ışığı açmaya üşendiğinden oda hala karanlıktır. Monitörün ışığı yeter de artar düşüncesiyle monitöre doğru elini uzatmasıyla esrarengiz bir şekilde masadaki bardağa çarpar. Bardağın fizik kurallarıyla alıp veremediği vardır. Ortadan ayrılmak suretiyle kırılır. Yazarın içini bardakta sadece su olduğu için buruk bir sevinç kaplar.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...