25 Haziran 2009 Perşembe

Her Tatilin Bir Bitişi Var

Her gidişin bir dönüşü, her tatilin bir bitişi var. Denizi, güneşi Ruslara bıraktık döndük geldik evimize. Artık klasikleştiği üzere her tatil dönüşü mim cadısı bir mim bırakıp bizim kapının önüne kaçıyor. Yine baktık ki, yok itiraf ediyorum bakmamıştım bile telefonda öğrendim, nur topu gibi bir mimimiz olmuş. Benden âlâ saçmalayan mı var, iki yazıda bir saçmalıyorum zaten dedim dinletemedim. Onlar seçmeymiş, ille ki özel bir saçmalama yazmak gerekirmiş. İyi de yediğin içtiğin göbeğine yarasın bize gördüklerini anlat diye yalvaran, günlerdir ihmal ettiğimiz bir kısım okuyucumuz da var. Onları da düşünmek lazım değil mi efenim. O bakımdan özel olarak saçmalama bir sonraki yazımıza kalsın diyerek bugünkü konumuza bir girizgah yapalım artık. Tamam, tamam onu da itiraf ediyorum yok öyle bir kısım okuyucu. Böyle yazınca daha bir fiyakalı oldu gibi geldi, içimdeki şöhret canavarı uyandı, kendimi önemli bir yazar falan gibi hissettim.

En son ben can sıkıntısından hafif çaplı saçmalıyordum ve küçük kadının tatile çıkmama izin verip vermeyeceği muammasında kalmıştık. Küçük kadın pazar günü yola çıkmama ve pazartesiden itibaren de denize girmeme izin verince ilk durağımız Kaş, ardından Beldibi olmak üzere vurduk kendimizi pür neşe yollara. On saat süren Bursa-Kaş arasındaki yolculuğumuzun Afyon’a kadar olan kısmına kadar fosur fosur uyudum, geri kalanında gördüğüm bütün tuvaletlere girdim, trafik çevirmesinde çok bekleyince işlemi yapan polise kendimizi acındırmak adına tüm yüzsüzlüğümle hamilecilik şirinliği yaptım, yolun Gönbe-Kaş arasındaki dön baba dön virajlarında tıngır mıngır yol alırken “dağdan bir kız geliyor döne döne” şarkısını mırıldanarak açlıktan ağladım, en nihayet Kaş’a vardığımızda o güzelim denizi görünce giremeyeceğim için içimden okkalı bir küfür salladım, mevsim gereği olsa gerek pansiyonların pazarlıkla daha da ucuzlayan fiyatlarına lokantaların ise Alaçatı ayarındaki fahiş fiyatlarına şaşırdım, biraz yol yorgunluğu biraz da güzel havanın etkisiyle uzun zamandır ilk defa gece mışıl mışıl uyudum.

Kaş’ta bir gecenin ardından sözde Beldibi’ne, özde Rusya Federasyonu’na tabi tatil köyümüze geldik. Antalya’nın çeşitli yörelerine bir kaç defa gitmişliğim vardır ancak şimdiye kadar hiç yaz aylarında burada bulunmamıştım. Dolayısıyla sabahın sekizinde daha benim sadece bir gözüm açılmış kahvaltı salonuna gitmeye çalışırken tepeye çoktan çıkmış olan güneşle bu ilk tanışmam oldu. Gözünü sevdiğimin Çeşme’sinin deli deli esen rüzgarı ben sana kurban olurum.

Ben güneşten köşe bucak kaçarken yurdumun en güzel tesislerini nicedir ele geçirmiş bizlere nispet tatil yapan Rus turistlerin de şifresini çözmüş bulundum. İlk başlarda boyları cola dolabı, bacakları ise ortalama bir Türk kadınının boyu uzunluğunda olan, bembeyaz tenleriyle hiç bir şey olmadan sabahtan akşama kadar havuz başında oturabilen Rus kadınlarını, havuz başından sadece sek votka shutları atmak için ayrılan Rus erkeklerini gördüğümde evet dedim üstün ırk diye birşey gerçekten var. Ben de bir anadan doğdum ancak diğer fiziksel özellikleri yekten geçtim, öğlen vakti bir saat havuz başında bıraksalar tavuk çevirmeye döner, üstüne bir de hastanelik olurum. Hele ki burada güneş tehlikeli denilen saatlerin başlangıcı sayılan 11’i de beklemeyip 8 hadi bilemedin 9’da alenen yakmaya başlıyor. Adamlar ise sabah sekiz akşam altı güneş altında sefa yapıyorlar. Derken, aniden uzaylı görmüş Mustafa Topaloğlu gibi hakikate aydınlandım. Ne üstün ırk diye birşey var ne de bu gördüğümüz Ruslar gerçekten insan evladı. Normal ve aklı başında bir insan evladının, hem de gönüllü olarak, ki bizim ikoncan meclisten dışarı, bu kadar saat güneş altında kavrulmadan kalabilmesi mümkün ve olası değil kardeşim. Bunların hepsi Putin’in başının altından çıkıyor. Bizim tatilde sandığımız ancak “her Rus yoldaş kendi enerjisini kendi üretsin projesi” kapsamında ülkemize gönderilen bu güzel insanlar aslında havuz başında sabah sekiz akşam altı mesaisi yapıyorlar. Gün boyunca da vücutlarına yerleştirilen çiplerle güneş enerjimizi depolayıp, alenen güneşimizi çalıyorlar. Burnumuzun dibinde gerçekleşen bu komployu ortaya çıkarmış olmaktan dolayı kendimle ne kadar gurur duysam azdır. Tüm bunlara rağmen sırf havuz başında mesai yaptıkları ve Beldibi’nin güzel denizini benim gibi deniz aşıklarına bıraktıkları için Rusları sevdiğime karar verdim ve konuyu yetkili mercilere bildirmeyi erteledim.

Komplo teorileri üretmek haricinde dışarıya çıkıp insan içine karışabildiğim saat dört ve altı arasında bol bol yüzdüm, öğlenleri benim adamla odada keyif yapıp yanımızda getirdiğimiz mini minicik dw sayesinde Mentalist seyrettik, iki yaşlarında bir Rus kızına yemek yerken ağzını kocaman açıp içindekileri karşısındakine göstermeyi, yine aynı yaşlardaki bir Türk kızına ise benim adamı pataklatmak suretiyle şimdiden erkekleri dövmeyi öğrettim, çok ve derin uyudum, pek güzel pek de dinlendirici bir tatil geçirdim.

On saatlik gidiş yoluna dokuz saatlik dönüşü ekledik yuvamıza geri döndük. Şimdi bir düşündüm de o kadar yol kahrımı çeken, gık desem tuvalet bulan, guk desem karnımı doyuran, kendi direksiyon sallarken utanmadan saatlerce uyumama müsade eden sevgili benim adama yeterince teşekkür ettim mi acaba bilemedim.

13 Haziran 2009 Cumartesi

Seçme Saçmalamalar

Aslında Özgür Kız Nil’in maden suyu reklam cıngılı ile Ajdar’ın Çikita Muz’u arasındaki müthiş benzerlik hakkında bir güzelleme yazmaya niyetlenmiştim ama geç kalmışım. Meğer ben reklamı izleyene kadar bu benzerlik çoktan sanal aleme mevzu olmuş, bugün de (yazıyı yayına verene kadar dün oldu) gazetelere düşmüş. Ajdar’ın kıymetini bilmeyenler, hor görenler utansın ben daha ne diyim. Evet hep birlikte söylüyoruz: muz gibiyim muz muuuuz...

***

Ahmet Çakar’ın yarışma programında Denizci Sinbad’ı Andersen’in masalı, Hamlet’i İskoç Kralı, Portekiz’i Afrika’da bir ülke zanneden yurdum insanlarını gördükçe sarışınlığımdan şüpheye düşüyorum.

***

Ne zamandır yoktu sanki ortalıklarda. Altın Kelebek ödül töreni kırmızı halı merasiminde görüyorum ve zaplamaya anında son veriyorum. Ben büyüyünce Gönül Yazar olmak istiyorum.

***

Allison DuBois da gaipten rüyalar görüyor ama o gördükleriyle cinayetleri falan çözüyor. Kendisinden rüya tabirleri üzerine özel ders almak için teşebbüste bulunmayı planlıyorum. Gaipten benim rüyalarıma gelenler ise dedikoducu komşu teyze gibi eşi dostu dikizlemekten ibaret. Kim evleniyor, kim boşanıyor, kim çocuk yapıyor, iş değiştiriyor gibi zaten kısa bir süre sonra birinci ağızdan öğreneceğim bilgileri neden görürüm rüyalarımda işte burası muamma. Bunları göreceğine şu sayısalın rakamlarını görsen de bir işe yarasa, hayatımız kurtulsa diyen çok da o kadarını becerebilsem paraya para demezdim di mi güzel kardeşim. Ismarlama rüyaya yatar o biçim para kazanırdım. İşin kötüsü insan bu kadar rüya görür de kendine bir faydası olmaz mı? Yok işte, kendime ilişkin olan bütün rüyalarım da bilinçaltımın çektiği kurgusal çalışmalardan ibaret. Azcık üzerinde kafa yorsam film senaryosu bile çıkar içlerinden. Siz yine de bana yamuk yapmaya kalkmayın çok pis rüya görürüm, demedi demeyin.

***

Doktordu, amniyosentezdi derken neredeyse bütün hafta evdeydim. Hafiften sıyırmam ondandır. Bu nedenle saçmalamamı maruz görün. Sabah küçük kadını ziyaret var. Eğer icazet verirse pazar günü benim adamla birlikte yollara düşeceğiz. Önce Kaş, ardından Kemer bizleri bekler. Bu nedenle önümüzdeki hafta kapalıyız, siz siz olunuz kendinize iyi davranınız.

5 Haziran 2009 Cuma

Abur... Cubur... Obur... Azıcık Yesem Ne Olur?

Şu an itibariyle kafamı içi ruffles dolu koca bir kasenin içine daldırmak istiyorum. Evet, evet tam olarak bunu yapmak istiyorum. Bunu yapmam için gereken tek şey kapıyı açmak, asansöre binmek ve hemen aşağıdaki bakkala gidip bir koca paket ruffles almak. Peki beni engelleyen saatin gece onbire yaklaşmış olması mı? Hayır. Saat hiç bir zaman engel olamadı. Peki ne? Korku. Korktuğum kim? Yarın sabah 9'da beni bekleyen o küçük kadın. Evet itiraf ediyorum o küçük kadını sevmekle birlikte fena halde de tırsıyorum. Sabah tartıya çıktığımda sırf gece yemiş olduğum ruffleslar yüzünden fazla çıkmaktan ve yine fazla kilo almışsın diye azar işitmekten korkuyorum! Keşke bu sabah tartılmış olsaydım diye düşünüyorum. Yarın sabah bugünkü kilomu söylerdim, rufflesların marifetinden haberi olmazdı diye düşünmeye devam ediyorum. Derken aklıma dün yediğim çiğ börekler geliyor. Tüh bu sabah da olmazmış ya perşembe günü mü tartılsaydım acaba? Ama anane onları ufacık ufacık yapmıştı. Tam da annemin yaptığı gibi. Dışarıda yapılanlar gibi kocaman kocaman değil. Küçük, dolayısıyla daha az kalorili, yani sayılmaz. Konuya bu açıdan bakınca rahatlıyorum. Keşke bu sabah tartılsaydım diye düşünüyorum tekrar. Çıtır çıtır rufflesları aklımdan çıkaramıyorum. Bakkal hala açık, hala çıkıp alabilme şansım var. Derken gözümün önüne yine o küçük kadın geliyor. Kaşlarını kaldırıp "olmuyor Şaşkın hanım olmuyor, böyle gidersen bebek değil bizon yavrusu doğuracaksın" diyor. Hani dilediğini yeme özgürlüğüydü hamilelik diyorum. Yok öyle birşey o eskidendi, çok eskiden diyor. O dediğin şarkı sözü değil miydi diyorum. Arka sokaktaki pastanenin bahçesinde her gece sergilenen canlı müzik salonda yankılanmaya devam ediyor. Aynı solist kız, aynı Sezen Aksu şarkılarını, aynı tonda söylerken elimde olmadan şarkıya eşlik ediyorum. Eskidendiiii... Çok eskideeeen....

Yarın Popeye'den kızarmış tavuk parçacıkları ve sonrasında da bir koca paket cips yemek hayaliyle artık yatmaya hazırlanıyorum. Tabii ki bunları sabah tartılma işini hallettikten ve küçük kadını ziyaret ettikten sonra yemeyi planlıyorum. Ne de olsa tartı haftasının ilk gün yenilen cipslerin kalorisi yoktur diye düşünüp suratımda koca bir gülümsemeyle uykuya dalıyorum...

3 Haziran 2009 Çarşamba

Tebdili Mekanda Ferahlık Var mıdır Ya da Bir İnsan Bir Ahir Ömre Kaç Taşınma Sığdırabilir?

Bir ailede herkesin farklı ilgi ve uzmanlık alanları vardır. Bizim ailede de farklı ilgi ve uzmanlık alanları olmakla birlikte bir de ortak uzmanlık alanı vardır ki o da taşınmak. Bir kolu Kafkaslar’dan diğer bir kolu Rumeli’den gelen sülalemizin reenkarne olmuş göçebe ruhları bizim ailede vücut bulmuş olsa gerek ki bir evde fazlaca oturunca bize rahat batar. Bize batmasa kozmoza batar, ille ki taşınmamız için bir neden bulur, koyar önümüze. Dolayısıyla eşya toplama, kırılma çizilme vb. hasarlara mahal vermeyecek şekilde paket yapma, taşıma, yerleştirme gibi konular bizim için dünyanın en sıradan işlerinden biridir. Atalarımız nur içinde yatalarımız tebdili mekanda ferahlık vardır buyurmuşlardır buyurmaya da öte yandan bir insan bir ahir ömre kaç taşınma sığdırabilir? Şu dünyaya gözümü açtım açalı sadece İzmir’de 7 taşınma yaşamışlığım bulunmakta. Bunu üniversite yıllarımda beş yıl boyunca konakladığım öğrenci yurdundaki taşınmalarım takip etti. Her sene ekim ayında İzmir’den Eskişehir’e göç başlar, kullanım sezonları geçen eşyalar şubat tatilinde İzmir’e geri taşınır, karşılığında bu defa yazlık ihtiyaçlarla tekrar yola çıkılır, en son haziran ayında okulun kapanmasıyla birlikte tüm eşyalar toplanır İzmir’e geri dönülürdü. Küçücük bir yurt dolabına eşya sığdırma derdi ve yurt kapandıktan sonra dolapların boş bırakılması zorunluluğu nedeniyle benim eşyalar da benimle birlikte beş yıl boyunca ha babam de babam iki şehir arasında seyahat edip durmuştu. Bedenimle orantısız büyüklük ve ağırlıkta eşyaları taşıma yeteneğim de sanıyorum bu yıllarda gelişti. Eskişehir’den sonraki durağım İstanbul’du. Bu şehirde yaşadığım yıl sayısı İzmir’den az olmakla birlikte oturduğum, dolayısıyla taşındığım, ev sayısı nerdeyse İzmir’le aynı oldu. 13 yıla 6 taşınma da bu şehire sığdırdım. Bunlar bizzat kendi oturduğum evlerdi. Asiste ettiğim Hayruş Sultan’ın İstanbul macerası kapsamındaki iki evinin ve akabinde İzmir’e geri dönüş taşınmaları ile ablamın iki evinin taşınmaları bu sayıya dahil edilmediler. Hiç bir eşyaya, hiç bir mekana karşı bağlılığımın olmayışı, uyumam için bir yastıkla bir döşeğin yetişi, yaşadığım her yere kolay uyum sağlayabilmem ise bu göçebe hayatının getirisi.

Benim taşınma maceralarım Bursa’da şimdilik duraklama evresine girmiş görünürken geçen hafta ailenin İstanbul kanadında bir hareketlilik vardı. Ne de olsa aile geleneğimizin bir şekilde devam etmesi, göç yolculuğunun sürmesi gerekiyordu! Bir geleneksel taşınma macerasının daha bitiminde benim büyük hemşire, küçük kardeş ve küçük kankam artık yeni evlerindeler. Hemşireee, hayallerindeki büyük ve bahçeli eve kavuştuğun güne kadar bu son taşınmanız olsun, mutlu mesut oturun inşallah.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...