23 Temmuz 2009 Perşembe

Uykumu Kaçıranlar...

Gece saat onikiyi epeyce geçmişti. Hamileliğin en yeni numarası, her nedense geceleri musallat olan mide yanması belası nedeniyle uzun süre yatakta debelendikten sonra nerdeyse uyumaya hazırdım ki büyük bir patırtı koptu. Önce karşı dairedeki iki buçukluk yercücesi, terörist veledin yeni bir macerası sandım. Kendisi ki boyundan büyük çığlıkları, mutfak tezgahına tırmanıp tencere devirmek gibi marifetleri ile meşhurdur. Derken sokaktan “buraya mı giriyoruz komserim” diye bir ses geldi. Akabindeki gürültülerden anlaşıldı ki istikamet bizim apartman, hedef karşı daire, vukuat ise aile içi şiddetli kavga idi. Her ne olmuşsa olmuş nazik ve sakin görünümlü komşularımız kapıya polisin dayanmasıyla sonuçlanan şiddetli bir kavgaya tutuşmuştu. Ufaklığın çığlıklarıysa bu defa yaramazlıktan değil korkudandı. O ufaktı, belki de o geceyi ileride hiç hatırlamayacaktı ama aklım ister istemez yedi yaşındaki ablasına takıldı kaldı. Onunla birlikte gözümün önüne geldi kendi yedi yaşım, evdeki kavgaları duymamak için kuytulara sığınışım, bitmesi için geceleri tanrıya yakarışım... Fiziki şiddet olmazdı belki evimizde ama yüksek sesli her kavga çocuk yüreğimde küçük küçük yaralar açardı her defasında. Dün gece uykumu kaçıran ne gürültüydü ne de yaklaşık bir saat sonra ikinci defa gelen polislerin yanlışlıkla bizim kapıyı çalması. O küçük kızın ömrü boyunca dün geceyi babasının annesinin üzerine yürüdüğü, annesinin sinir krizi geçirdiği, polislerin eve geldiği ve babasının evi terk ettiği gün olarak hatırlayacak olmasıydı. Kavgalar, tartışmalar her evde olması mümkün hayatın tatsız gerçeklerinden biri belki. Yoksa da engellemenin bir yolu, yine de, ille de olacaksa bari en azından “çocuklar duymasa”, küçük yürekleri kavgalardan muaf olsa...

9 Temmuz 2009 Perşembe

Babam Derdi ki...

Yeni doldurmuş olduğum tuz kavanozu elimden hızla düşüp tuz buz olurken kulağımda yankılanan telefonla konuşmakta olduğum Evren değil babamın sesi oldu: “tek elle göt yıkanır evladım”.

Rahmetli babam bilge adamdı. Az ama öz, biraz da argolu konuşurdu ancak sözleri kendine has mizah anlayışıyla renklenen küçük küçük hayat öğretileri de içerirdi. Bana göre işte bu da onlardan biriydi. O yıllar “siyaseten doğruluk” kavramının memleket sınırlarına henüz uğramadığı eski güzel günlerdi. Bu nedenle bu cümleden ne tek elliler gocunurdu, ne de söyleyen lafın bu şekilde algılanabileceğini düşünürdü.

Dikkat dağınıklığı sendromundan muzdarip ancak o yıllarda bu kavram da henüz hayatımıza girmediğinden “sadece” dikkatsiz ve hatta baştan savmacı sayılan, üzerine bir de felaket derecede sakar olan kızına bir işi yaparken dikkatli olması ve sadece o işi yapmasını hatırlatan uyarılardan biriydi en fazla.

Benzer bir durum karşısında valide sultandan duyduğum cümleyse, ki çok defalar işitmişimdir, daha kibar ama eleştirel bir yaklaşımla “e be kızım elin işte gözün oynaşta” olurdu.

Tuz buz olmuş kavanozdan geriye kalan parçaları ve mutfağın dört bir köşesine yayılan tuz tanelerini temizlemeye çalışırken “baba sözü dinlemezsen işte böyle olur” diye diye aklıma ne geldiyse saydırdım kendime. En azından telefonu kapatmıştım.

Tek bir işe odaklanamayıp aynı anda bir sürü işi yapmaya çalışma huyum nedeniyle mesela asla doğru dürüst temizlik yapamam ben. Salonu temizlerken birden yatak odasını toplamaya başlarım, o sırada çöp atmaya mutfağa giderim ki bi bakmışım ocağı siliyorum, oradan da tuvaleti ovmaya gitmem muhtemeldir. Telefonla konuştuğum kişilerden genelde sitemkar bir sesle şunu duyarım: “Sen müsait değilsin galiba, sonra arayayım istersen”. Yahu şunun şurasında seninle konuşurken bulaşık makinesini boşaltıyorum / çamaşır asıyorum ne var yani bunda? Bu yazıyı yazarken de arada kaç tane iş yaptım saymadım, sayamadım. Şimdi de aklımda bir sürü iş var yapacak. Derken bir de çay daveti aldım ki beş çayına asla hayır diyemem. Çay uğruna yazıyı sonlandırırken ben, babamın sesiydi duyduğum "anası kılıklı ne olacak, beş çayın da eksik kalmasın" diye fısıldadı kulağıma.

1 Temmuz 2009 Çarşamba

Canımın Yarısına...

Biliyorum sen hiç sevmiyorsun. Bu nedenle kutlamak da yasak, hediye de, benim pişirmeyi çok sevdiğim için yapmaya bahane aradığım pastalar da.

Bense bugünü çok seviyorum. Tek bir sebepten. Senelerden bir sene yine bugünken yarımımı tamamlamak üzere dünyaya geldiğin için.

Evet söz verdim ama kutlama(ma) için, hediye için, pasta için... Sözüm blogdan dışarıydı o yüzden bu sayılmaz :))

Sevgili benim adam,
canımın yarısı,
kızımızın babası,

İyi ki doğdun,
İyi ki canımın yarısı oldun
Seni çok seviyorum.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...