13 Ağustos 2011 Cumartesi

İsmiyle müsemma

Değişik bir adamdı. Üzerinden hiç çıkarmadığı bordo rengi, bir hayli eskimiş, yünlü bir kazak, dağınık saçlar ve kırmızı bir burun aklımda kalan. İletişim Fakültesi'nde ders veren ama paradoks bu ya mümkünse hiç konuşmayan, zorunluluk harici iletişim kurmayan bir adam. Lakin bir konuşmaya başlasın bambaşka bir insan olurdu bu defa. TRT radyosu ekolünden terbiyeli, derinlere işleyen güzel bir ses. Hani sadece telefonda konuşsan, sureti kendin hayal etsen aşık olunabilecek bir ses. Ses gerçek surete büründüğündeyse ayrıksı kişiliğiyle birleşir yine garip bir hal alırdı.

Mecnun derlerdi, aşk acısından bu hali derlerdi ama ağızlar torba değil ya büzesin ne kadar doğruydu bilmem. Başımızda kavak yellerinin estiği o yaşlarda bizim için en fazla "acayip", nedeni sorgu sual gerektirmeyen biriydi. 

Verdiği Radyo Programcılığı dersini bir yandan sever, bir yandan da kaçmaya çalışırdım mümkünse. Aynı zamanda hem hayranlık uyandıran hem de tedirgin eden bir yapısı vardı benim için.  Finalde sorduğu soruları kendimce protesto edip boş kağıt verdiğimde peşimden koşup doldurtmaya çalışmıştı, ne gerek vardı ki şimdi durduk yere bütünlemeye. İki kişi gelmiştik o tatil bütünlemeye ve işlemediği kitaptan sorular sormamıştı bu defa.

Dün Fakülte e-posta grubuna önce "kaybettiğimiz doğru mu?" diye bir mesaj düştü, sonrasında da doğrulama mesajları. "Evinde ölü bulundu" diyordu birinde. Gidişi de ıssız ve yalnız olmuştu belli ki. 

Nitekim, ismiyle müsemma, vakur bir adamdı Vakur Hoca. Gittiği yer her neresiyse, gözlerindeki o derin yalnızlık orada son bulur umarım...

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Cennet


Uyandım, gözümü açtım
Uyandın, gözünü açtın
Ellerin saçlarımdaydı her zamanki gibi
Dolamıştın parmaklarına sıkı sıkı
Gülümsedim, ki çekilmez olurum ben sabahları
Gülümsedin kocaman, tarifsiz bir mutlulukla
Cennetti o bakış, o an
Değişmem ben onu bir değil bin ömüre




LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...