6 Mart 2012 Salı

Bir kolye ucunun peşinde



Evleri arada harmanlamak, azıcık mıncıklamak gerek. Hani şu en sevdiğin çorabın kayıp olan eşini, nicedir dolapta giyilmeyi bekleyen kazağını, çocuğunun günlerdir aradığı oyuncağını ve daha da ötesi dolap, çekmece köşelerinde unutulmuş kalmış bir dolu hatırayı karşına çıkarıverir. Bazen de karşına çıkan tek bir nesnenin peşinden sen koşturur, dahasının peşine düşersin.

Kelebek şeklinde bir kolye ucuydu benim peşine düştüğüm. Başucu çekmecemdeki kutulardan birinden çıkmıştı. Çok sevdiğim, daha sonra hayat bizi farklı yönlere sürüklese de hiç unutmadığım bir çocukluk arkadaşımın hediyesiydi. Fotoğrafını çekip hemen onunla paylaşmalıyım diye düşündüm, ancak önce eksik olan parçayı tamamlamam gerekiyordu: Kelebeği bana getiren bir de mektup vardı.

Arşivci ya da koleksiyoncu biri değilimdir ama tüm o atma huyuma rağmen saklamayı başardığım tek kolektif anı birikimim mektuplarımdır. Çocukluğumdan internet çağına kadar aldığım hemen hemen tüm mektuplar hayatımın bir döneminin farklı dilimlerini bana hatırlatmak için  bir kutu içerisinde zamanlarının gelmesini bekler.

Zamane gençleri bilmez eskiden “mektup” diye bir şey vardı. İnsanlar birbirlerine aktarmak istediklerini kağıt ve kalem aracılığıyla yazıya döker, katlar, zarflar, pullardı. Mektubun muhattabını bulması ise postaneler aracılığıyla olurdu. Postacılar bugün neredeyse açmaya gerek bile duymadığımız posta kutularımıza fatura ve kredi kartı ekstreleri yerine bu mektupları bırakırlardı. Ne zaman ki internet ve cep telefonları hayatımızın sıradanları arasına girdi mektuplar da siyah beyaz televizyonlar gibi mazidekiler müzesinde yerini aldı.

Çok uzunca bir zamandır yeni bir mektup yüzü görmemiş mektup kutusunu çıkarıp eşelemeye başladım. Tam ümidi kesmiştim ki  25.06.1987 tarihli mektup işte oradaydı. Ortaokuldan (ortaokul da bizim zamanımızın kavramlarından biriydi) mezun olduğumuz yaz gönderilmişti. Başı birli yaşlarımızın daha ortalarını bile bulmadığımız çocukluk günlerimizin neşeli anıları dağıldı birden bire sabahtan beri toplamaya çalıştığım ortalığa. Eski dostla Facebook üzerinden yazışma ve bir blog yazısı da kelebeğin diğer getirileri oldu. 

Bir de 88 yılına ait gazete kupürü çıktı mektup kutusundan ama o tamamen başka bir mevzu olup devamı bir sonraki yazıya...

4 yorum:

sadece bir çerkes kızı dedi ki...

Şule Hanım ne zaman yazacak diyordum bende bugün :) Ben bilirim mektupları Şule Hanım :) Tıpkı sizin gibi de saklarım. (dikkat de ayrı:))

Şaşkın Kova dedi ki...

Geçen hafta biraz yoğun geçti bugüneymiş kısmet Çerkes kızı :))
Ha bir de ilk "bende"nin "de"si de ayrı olacak aman dikkat:))

absalom dedi ki...

ah ah şaşkın kova ah..
ne parfümlü aşk mektupları yazmışlığım vardır ahhhh hahahaaa.

yahu ne acaipti...
aneam efkarlandım.

Şaşkın Kova dedi ki...

Bir soruyla efkarı dağıtıvereyim o zaman Absalom... Fahrenayt da kokar mıydı o mektuplar :))

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...