7 Mart 2012 Çarşamba

Şifreler, kazlar ve bir türlü değişemeyişim

Mektup kutusundan bir de gazete kupürü çıktı ama onun hikayesi başka demiştik bir önceki yazıda. O günkü çocuk aklımla okumuş, beğenmiş, kesmiş, saklamışım ve nasılsa bugüne kadar gelmiş benimle. Aslında o yıllarda çokça biriktirirdim gazetede okuyup da beğendiğim yazıları. Derken büyüdüm, o ev senin bu ev benim taşına dururken beraberimde taşınıp duran yüklerim git gide azaldı. Gazete kupürleri de diğer pek çok eşya gibi önce miktar olarak azaldı, sonra kökten çöpü boyladı. Yazıda anlatılan hikayeyi (ki o zamandan beri de ezberimdedir aslında) pek sevdiğimden olsa gerek diğerleri gibi hazin bir son bulmamış bu kupürün macerası.

Yazının tam tarihini bilmiyorum. Bununla birlikte, arşivcilik bilincim olmadığı için tarihsiz olarak kesip sakladığım bu kupür üzerinde yaptığım derin detektifçilik çalışmaları neticesinde 1988 yılının Ocak ya da Şubat aylarındaki bir tarihe ait olduğunu tespit etmiş bulunmaktayım. Üşenmedim en acar gazeteci pozlarında o kütüphane senin, bu kütüphane benim gazete arşivlerini araştırdım demeyi çok isterdim okuyucu ama totomu o kadar kaldıramadım. Arka sayfadaki "Hürriyet İlkokullar Arası Resim Yarışması", "PTT sözleşmeli memur alımı"  ve "Gerede Kadastro Mahkemesi" ilanlarında mevzu bahis tarihlerden bu varsayımda bulundum.

Tabii çağımızın vazgeçilmezi gugıllamayı da es geçmedim. 1988 tarihli bir gazete yazısına ulaşmayı elbette beklemiyordum ama yazıdaki hikayeyi kullanan başka birine rastlayabilirdim. Nitekim buldum da. Nazlı Ilıcak 21.08.2011 tarihli köşesinde hikayeyi  diğerinden farklı olarak başına totosuna herhangi bir yorum eklemeden, okuyucudan gelen fıkra formunda kullanmıştı. Akıllı kadın ne diyeyim.

Yazımız ve hikaye Ahmet Altan’ın o zamanki Hürriyet Gazetesi “Bir Günün Hikayesi” köşesinden. Yazının günümüz Türkiyesi’nde değişen hiç bir şey olmadığını göstermesi bir yana Ahmet Altan’ın zamanın Turgut Özal hükümetine yönelik yazmış (ve yazabilmiş) olması da manidar!

Yan blogdan Absalom Beyin de şu güzide yazısında pek güzel bahsetmiş olduğu cennet tapusu peşinde koşan yurdum insanına sevgilerle...
***
“Şifreler ve Kazlar
Çok soğuk bir kış günü padişah, tedbil gezmeye karar vermiş. Yanına başvezirini alıp yola çıkmış. Bir dere kenarında çalışan biri yaşlı adam görmüşler. Adam elindeki derileri suya sokup, döverek tabaklıyormuş. Padişah, ihtiyarı selamlamış.
  -  Selamünaleyküm ey pir-i fani...
  -  Aleykümselam ey serdarı-ı cihan.
Padişah sormuş:
  -  Altılarda ne yaptın?
  -  Altıya altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor...
Padişah gene sormuş:
  -  Geceleri kalkmadın mı?
  -  Kalktık lakin ellere yaradı...
Padişah gülmüş.
  -  Bir kaz göndersem yolar mısın?
  -  Hem de ciyaklatmadan...
Padişahla başvezir adamın yanından ayrılıp yola koyulmuşlar...
Padişah başvezirine dönmüş.
  -  Ne konuştuğumuzu anladın mı?
  -  Hayır padişahım...
Padişah sinirlenmiş.
  -  Bu akşama kadar ne konuştuğumuzu anlamazsan kelleni alırım.
Korkuya kapılan başvezir, padişahı saraya bıraktıktan sonra telaşla dere kenarına dönmüş...
Bakmış adam hala orada çalışıyor...
  -  Ne konuştuğunuz siz padişahla...
Adam başveziri şöyle bir süzmüş...
  -  Kusura bakma... Bedava söyleyemem... Ver bir yüz altın söyleyeyim...
Başvezir, yüz altın vermiş.
  -  Sen padişahı, serdar-ı cihan, diye selamladın... Nereden anladın padişah olduğunu...
  -  Ben dericiyim... Onun sırtındaki kürkü padişahtan başkası giyemezdi...
Vezir kafasını kaşımış...
  -  Peki, altılara altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor ne demek?
Adam bu soruya cevap vermek için de bir yüz altın almış.
 -  Padişah altı aylık yaz döneminde çalışmadın mı ki, kış günü çalışıyorsun diye sordu... Ben de, yalnızca altı ay yaz değil, altı ay da kış çalışmazsak, yemek bulamıyoruz dedim.
Vezir bir soru daha sormuş...
  -  Geceleri kalkmadın mı ne demek?
Adam bir yüz altın daha almış.
  -  Çocukların yok mu diye sordu... Var, ama hepsi kız... Evlendiler, başkalarına yaradılar dedim...
Vezir gene kafasını sallamış...
  -  Bir de kaz gönderirsem dedi, o ne demek?
Adam gülmüş...
  -  Onu da sen bul...
Bu eski masaldaki vezir, bazı şifreleri çözmek için kaz gibi yolunmuş... Biz de son zamanlarda bir çok anlaşılmaz laf duyuyoruz. MİT raporu, döviz darlığı, Mısır’la ortak askeri tatbikat falan gibi...

Bunların ne olduğunu anlayalım derken de bütün paraları kaybedip, kaz gibi yolunuyoruz... Başvezirden tek farkımız, paraları kaybetmemize rağmen gene de konuşulanların aslını anlayamamamız...”
***

Anlayana...


1 yorum:

absalom dedi ki...

yan blog komşum :))

küller küllere..
tozlar tozlara...
kazlar kazlara.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...