29 Mayıs 2012 Salı

Cevap Arayan Sorular



M. Serdar Kuzuloğlu dün Twitter'da #CevapArayanSorular hashtagi atıverince ortaya benim gibi meraklı bir turşuyu aldı da bir telaş. Kucağımda uyuyan ördekle otobüste kıpırdayamadan otur otur sıkılmışım, dar alanda güç bela açabildiğim Macbook'um kurtarıcım olmuş yoksa geçmez onca saat, konu da tam benlik ama...

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Çocuk ev sanatları




Vermişiz eline onca çeşit kağıdı, boya kitabını; sen yine gidiyorsun boyuyorsun duvarı, koltuğun arkasını... İyi de biliyor musun sen o duvar boyasının, koltuk döşemesinin fiyatını? 

Bu çocuklar kesin bir adet duvar boyama geniyle geliyorlar dünyaya. Eline bir adet kalem geçirdi mi içine Picasso kaçmış gibi duvar, koltuk Allah ne verdiyse girişmeyen bebe görmedim bu yaşıma geldim. İlk insanlar henüz kağıdı bulmadıkları için dağa, taşa, mağaranın duvarına çiziktiriyorlarmış ya bunlar da atalarının izinden aynen devam. Tek fark artık sanatlarını moderen evlerimizin içine ediyor, pardon icra ediyor oluşları. Anlamadığım bir gen hiç mi evrim geçirmez, hiç mi azıcık da olsa mutasyona uğramaz arkadaş. Ben bir insan yavrusuyum; bir duvar, bir kalem gördüm mü affetmem boyarım. 

Bizim kız doğuştan prensip sahibi bir tip olduğundan gelişim süreci de tipik bir çocuğun standartlarında seyrediyor ekseri. Hani şu "ay ay çocuğunuzun gelişimi" türevindeki yazılara bak, gör bir sonraki adımda başına neler gelecek. Bu ay bebeğiniz kendi başına oturabilir diyor bizimki hoop oturuyor. Emekleme, yürüme, ottan boktan korkma zamanı filan hep kitabına uygun, yerli yerinde. İki yaş sendromuna iki buçuk yaş sendromu da denirmiş ona bile tam 2,5 yaşını doldurur doldurmaz girdi çocuk o derece yani. Bir tek çenesi uymadı bu süreçte o kadar. Milletin çocuğu anne, baba, ıgı dıgı derken bizimkinde Mahvel Çay Bahçesinde sahne alacak bir şarkı repertuvarı ile sabahtan akşama, hatta uykusunda konuşacak enerji vardı. Ha bunun bir anne övünmesi olmadığını, fani meziyetlerini aşan bir sabır gerektirdiğini yine çenebaz çocuğa sahip anne babalar anlar onu da söylemeden geçmeyeyim. 

Gelişim aşamalarını bu kadar titizlikle takip eden bir çocuk genlerinin bu çağrısına da kulak vermeyecek değil tabii. Dün sabah, bu dönemin bir diğer rutini tuvalet dikizleme seansı sırasında, birden bire artık vahiy mi geldi ne oldu bilmem ani bir depar atarak salona gitti ve bir adet pastel boya ile geri döndü. Sonrasında tuvalet kapısının resim yapmak için uygun bir yer olduğuna kanaat getirmiş olmalı ki buraya attığı ilk çiziktirmelerinden aldığı hazla bunu diğer renkler takip etti. Hayır yaptığı şeyin akla zarar bir şey olduğunun da farkında ki karalarken bir yandan da muzip muzip gülmekte küçük hanım. Vermişiz eline onca çeşit kağıdı, boya kitabını; sen yine gidiyorsun boyuyorsun duvarı, koltuğun arkasını... İyi de biliyor musun sen o duvar boyasının, koltuk döşemesinin fiyatını? Desem... Para dediğin en fazla domuzlu kumbarasına atıldığında ses çıkaran ve becinde (cebinde) taşımaya yarayan bir şeyden ibaret ya bana mısın demeyecek.

Ailedeki bir numaralı bebeden gelen tecrübeyle de sabit ki bunun devamında duvarlar ve koltuk arkaları var, perdeleri kurtarabilirsen şanslısın. Çocuğu serbest bırakayım sanatını icra etsin, evin içinde bok içi badem gözlü (validehanımın en sevdiği kelimelerden biridir onu da bu vesileyle sevgiyle selamlayalım) oturalım, belki günün birinde ünlü olur da evi müze falan yaparlar desen bu da fazla romantik bir düşünce olacak. Zira 200.000 yılda zerre değişmemiş bir gene bu kadar da yüklenmemek gerek.

Evlenirken koltukları açık renk filan ama nano kumaşla kaplatmışız. Sözde leke tutmayacak. Meğerse çocuk kusmuğu nano kumaşın aboo kumaş haline geldiği noktaymış. Batik batik kusmuk desenlerinin arasına modern çocuk sanatları fena olmaz belki de. En iyisi serbest mi bıraksam ne? Ünlü bir ressam olamasa da ileride koltukları değiştirmeye yarar belki.






12 Mayıs 2012 Cumartesi

Külkedisinin ablaları... Gece rüyama girer kanlı ayakları...




Pamuk Prenses, Külkedisi, Hansel ve Gratel, Kırmızı Başlıklı Kız... Hepsi de bildiğin psikopat masallar. Artık Grimm Kardeşler nasıl bir narkotik etkisi altında yazdıysa bu masalları değme Kore korku filmine taş çıkaracak içeriğe sahip hepsi de. 

Biz bu ve benzeri masallarla büyüdük. Grimm Kardeşler'den, Andersen'den masallar... Hadi bu masalların yazıldığı 1800'lü yıllarda insanoğlunun bilinç düzeyi global olarak yeterli bir seviyeye gelmemişti, bizim çocukluğumuz da eski yüzyılın son demlerinde harcandı  gitti diyelim de ota boka anti depresan kullandığımız, psikologlara çuvalla para gömdüğümüz günümüzde bu masallar hala nasıl oluyor da çocuklara anlatılmaya devam ediyor, kitapları basılmaya devam ediyor anlayabilmiş değilim.

Birini cadı üvey annesi habire öldürmeye çalışır, öldürsün diye görevlendirdiği avcı onu öldüremese de bir geyiğin kalbini, ciğerini söker çıkarır. Birinde kötü cadı çocukları pişirip yemeye çalışır, çocuklarsa kendilerini kurtarmak için cadıyı fırında çıtır çıtır yakarlar. Bir diğerinde hain kurt küçük kız ile büyükannesini cumburlop diye yutuverir, sonra bir avcı gelir kurtun karnını yarar içinden bunları çıkartıp yerine taş doldurur filan.

İçlerinde en masumu sayılabilecek Külkedisi bile zalim üvey anne ve ablaların zulmüyle inim inim inler.  Hatta hala o şekilde anlatılıyor mu bilmem ama çocukluktan hatırladığım bir versiyonunda camdan ayakkabı ayaklarına uysun diye üvey ablalardan biri baş parmağını, diğeri de topuğunu keserdi de oluk oluk kan akardı. Ya da benim gözümde öyle canlanırdı ne bileyim. Vay anam vay öyle bir yer etmiş ki bilinç altımda aklıma geldikçe hala tüylerim ürperir.

Çocuğu hem bu masallarla büyüt hem de şikayet et dur bu çocuk neden uyumuyor diye. Yahu sen bunları gece yatmadan önce çocuğuna anlatırsan o çocuk uyumaz, uyuyamaz tabii. Sabaha kadar yok cadı gelecek, yok kurt totosunu ısıracak bekler durur. Depresyona, şiddete eğilimi geçtim, ileriki yaşlarda aniden ortaya çıkıveren, nedeni belirsiz panik atak vakalarını biraz kurcalasalar kalıbımı basarım altından bu psikopat masallar kökenli çocukluk travmaları çıkar.

Siz siz olun çocuklarınıza bu masalları anlatmayın, onları geleceğin travmalarına maruz bırakmayın. Bırakın onlar Pepee çocuğu olsunlar, önümüzdeki 15-20 sene içerisinde kel erkeklerin popüler olmasına neden olacak Kayu çocuğu olsunlar yumuşak yumuşak. Bizden geçti, bari onlar kurtulsun.

10 Mayıs 2012 Perşembe

Ördek yumurtaları



- Köfteni bitirmezsen sürpriz yok Ela.
- Köftemi bitirmezsem çubuk kraker de verme tamam mı.

Çok mu prensip sahibi çocuk yoksa benimle kafa mı buluyor anlayamadım!

- Anneeee düğüne geldik miiii...
- Sarıyer'e geldik (gelmedik demenin pek hayırlı olmadığını uzunca zaman önce deneyimlediğimizden onun yerine o sırada bulunduğumuz yerin adını söylüyoruz).
- Hayııır, burası Sarıyer değiiil Yeşilyer.

Çocuk yeterince sarı bulmadı ne var yani...

- Kuccaana al, kuccaana al...
- Alamam annecim, ellerim kirli.
- Git ellerini yıka o zaman.

Oooo çok sert!

- Dişlerimi fırçalamayalım anne, çürüsün.
- Annecim neden çürüsün dişlerin, hem çürürse çok acır.
- Acısııın anne, fırçalamayalım...

İki yaş sendromunun dibe vurduğu nokta. İstemediği şeyi yapmamak için acı çekmeye bile razı çocuk.

- Annecim şu kaşığı da kaldırır mısın lütfen yerden?
- Ama o yerde kalmak istiyooo.

Bu yaşta kaşığı bile konuşturacak kadar hazırcevaplık azıcık korkutucu mu ne?

- Annenin saçlarıyla oynama, benimkilerle oyna.
- Hayır senin kaçların yok.
- E bu ne?
- O kaç değil, kafa.

Ben saça saç demem saç kulak memesinden uzun olmadıkça.


Ördek yumurtaları şimdilik bu kadar ama ürün sağlam, malzeme bol ekleriz zamanla yenilerini...




LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...