16 Şubat 2014 Pazar

Tek bir gün yeter miydi değiştirmeye?


Tyler seni severim bilirsin. Özünde iyi bir insansın bilirim. Zalım tüketim toplumuna karşı adamın dibisin. Hakkını her daim teslim ederim. Lakin bu defa meramım başka ve o yüzden Şaşkın'ın geleneksel Sevgililer Günü dileği yok bu sene.

"Toplumsal histerinin dibine vurmuşuz, ne sevgilisi, ne günü? Hem senin gibi zero romantiğin Sevgililer Günüyle işi ne" dediğini de duyar gibiyim sevgili okuyucu. Evet sana aşktan söz edecek son kişi, hadi son olmasa da sondan bir önceki kişi olabilirim. Merak etme o sulara girmeyeceğim.

Bu ara boşluktan mıdır, uzaktaki memleketin karamsar ruh halinin yansımasından mıdır nedir daha önce hiç kafa yormadığım bu konuya takıldım kaldım. Biz niye bu kadar sevgisiz bi toplumuz arkadaş? Ne ara birbirinden, kendinden farklı olandan bu kadar nefret eden insanlara dönüştük... Ya da daha da kötüsü aslında hep böyle miydik?

Keşke dışarıdan içi boş bir şekilde ithal edip, adını Hıncal'a kurban Sevgililer Günü diye bellediğimiz, sevgilimize en değişik, en pahalı hediyeyi alma gayretine girdiğimiz bugün yerine "sevgi"yi yücelten bir günümüz olsaydı bizim de.

Keşke çocuklarımıza gerçek anlamda sevmeyi, sevgilerini ifade etmeyi öğretebilseydik ve o gün de bunun "kutsanma günü" olsaydı.

Keşke çocuklarımıza sevgimizi onlar uyurken değil, gün boyu, ömür boyu gösterebilseydik. Bir insanı, bir canlıyı, herhangi bir şeyi koşulsuz sevmeyi, konuşmak gibi doğal bir şekilde, öğrenmesini sağlayabilseydik.

Büyüdüğünde aşık olacağı kıza nasıl davranması gerektiği ile ilgili sohbet etseydik oğlumuzla ya da gözümüzün bebeği küçük kızımızın kalbi ilk kırıldığında yaslanacağı baş olsaydık.

Ve o özel günde kalpten el işi kartlar yapsaydık çocuklarımızla, torunlarımızla birlikte sevdiklerimize. Sarılıp öpmek olsaydı en büyük hediye. Yunus'u, Mevlana'yı anıp, anlasaydık, özümseseydik o gün.

Belki daha az kadını öldürürdük, belki bizden farklı olana da kalbimizde yer açabildiğimiz için daha az nefret suçu işlerdik. Daha az nefret ederdik birbirimizden. Ali İsmail sadece fotoğraflarında gülümseyen bir suret olmaz, Berkin okulunda, Lobna hayallerinin peşinde, Kader top oynuyor olurdu.

Hani belki sürekli bağırıp, azarlayan, her fırsatta kavga eden değil gönlü herkese açık, güler yüzlü insanlar tarafından yönetilirdik.

Tek bir gün yeter miydi her şeyi değiştirmeye? Belki her şeyi değil ama kim bilir belki o zaman mutlu insanların, güzel ülkesi olurduk.

4 yorum:

absalom dedi ki...

ah be sevgili komşum...
şahane yazmışın vallaha.

dün bir psikayrist abimle oturduk bana bi laf etti...
ya aynı gün ya bugün bi köşe yazısında okudum aynı cümleyi.

ayağa kalktım şaka değil...
saygı duruşunda bulundum.

çocuklarımıza nasıl para kazanılacağını değil...
nasıl mutlu olunacağını öğretsek.
nasıl sevileceğini öğretsek sorun kalmayacak.

neise...
ben kaçayım.
gurbette daha bi başka yanar yürek memlekete.

Şaşkın dedi ki...

Teşekkür ederim komşu. Kafam fena bozuk bu aralar, hele biri habire bağırıp durdukça daha da ayarlarım bozuluyor :( Anamızdan babamızdan bu kadar azar işitmedik yahu, ki ben yaramaz da bi çocuktum. Şu büyümüş halime yapsaydım o zaman yaptıklarımı ben bile posta koyardım o derece. Ona rağmen çocukken bile böyle bişiy yaşayıp hissetmedim.
Ne ise canım onu değiştirmenin bi yolu yok biz önümüzdeki maçlara bakalım didim ben de. Aldım benim ördeği karşıma oturttum o gün, kartondan kalpler kestik, boyadık yapıştırdık, babasına, arkadaşlarına kartlar yaptık, sevgi üzerine konuştuk.
Ağaç yaşken eğilirmiş, biz deneyelim de olmazsa da gdo'luymuş bu çocuk napalım deriz :))

sadece bir çerkes kızı dedi ki...

Siz ve sizin gibiler hep varolsun... Ördeğin minik parmaklarını da öptüm :)

Şaşkın dedi ki...

Sevgili Çerkezim çok teşekkür ederim. Ben de seni çok öperim.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...