17 Şubat 2012 Cuma

Kaldığımız yerden devam

Hiç bahsetmiş miydim bilmem, fena halde dikkat eksikliği sendromundan muzdaribim. Bende bu konuda malzeme bol olduğundan bahsetmiş olmam da muhtemel ama eski yazıları da kurcalayamayacağım. İş yaşamımda yoğun çabalarla dizginleyebildiğim bu durum çalışmadığım zamanlarda hortluyor, Terminatör oluyor geri dönüyor.

İşsizler ordusuna bir şekil gönüllü yazıldım ya geçenlerde, daha ertesi gün rahat battı. Ne zamandır vakitsizlikten harman yerine dönmüş evle ilgilenmeye çalışıyorum o gündür. Sağduyu diyor ki öncelikleri belirle, planla, yavaş yavaş ama itina ile gerekirse günde tek bir oda yap ama tam yap. Bir heves başlıyorum ki çok geçmeden benim Terminatör devreye giriyor. Küçük odanın dolap çekmecelerini toparlarken kendimi salondaki büfenin önünde buluveriyorum, o daha bitmeden nasılsa bir bakmışım mutfaktayım ve  buzdolabının ne zamandır beni rahatsız eden çekmecelerini siliyorum. Oysa aslında kafamdaki küçük tuvaleti kırklamak ki bulaşık makinesini çalıştırdığım gibi kendimi orayı talan ederken buluyorum. Orayı toparlayıp bir şekilde bitiriyorum ama arada bütün odaları bir kaç kez daha dolaşmış oluyorum. Belki de 2 saatte bitecek bir birim iş yerine bütün güne yayılmış bir birim, artı ufak tefek bonuslarla günün ördek öncesi saatlerini tamamlıyorum.

Çalışırken bütün gün bir şeyler yazmaktan, eve gelince bırak bloga yazmak kalem tutmak bile istemezken şimdi kafama biriken kelimeleri ne yapacağımı bilemiyorum. Bedenim  eşyaları düzenlemeye çalışırken beynim de bir yandan kelimeleri toparlamaya çalışıyor. Kelimeleri dizmek için bilgisayarın başına oturduğumda ise hepsi bir birine karışıyor, iki cümle arasına bir oda sıkışıyor. Bir yandan da canım sıkılıyor. Çıkıp dolaşsam mı biraz ya da saçımı boyatsam, hem kaşlarımın da toparlanması lazım... Dışarda pencereden bakınca güzel görünen bir kar yağıyor ama bakmak dışında sevmem ki ben karı. 18 yaşında tanışmışım kendisiyle, ne üzerinde yürümeyi bilirim ne de buzunu çamurunu severim. Vazgeçip günün iş ilanlarına tekrar bir göz atıyorum. SSK'ya kayıt olma tarihime göre 52, ilk işverenim eşek gibi çalıştırıp iş prim ödemeye gelince ödemediği için ilk prim yatış tarihime göre 53 yaşında emekli olacağım. Devlet baba böyle diyor ama işveren kesimi 35 yaşından büyüksen istemem diyor. 40 yaşından küçük, 35 yaşından büyük, gereğinden fazla tecrübeli ve bu ülkede olanlara anlam verme çabasını çoktan terk etmiş bir şaşkın olarak merak listeme bir yenisini daha ekliyorum. Cevabını ise 15 sene sonra kısmetse bulmaya iteliyorum.

Arada yiyip, içtim geldim. Eeee ne diyorduk sahi biz? Saçımı mı boyatıp gelsem acaba?

4 yorum:

absalom dedi ki...

yazıyı okumadan hoşgeldin demem lazım :))

e hoşgeldin.

şimdi yazıyı okumam lazım :))

Şaşkın Kova dedi ki...

e hoş bulduk o zaman absalom :))

absalom dedi ki...

saç boyatmak depresyon belirtisidir derler aldırma...
her zaman işe yarar :))

iş konusu gariptir zaten memleketimde...
ne desem laf-ı güzaftır.

ay pek sevindim...
eski bi dostla yıllar sonra karşılaşmış gibi :))

Şaşkın Kova dedi ki...

Haha tam da saçımda boya varken okudum :) aynı renkte boyama versiyonuna da "boyam gelmiş" deniyor kadınlar aleminde.

Sevinmene sevindim ben de. E bu gazla daha neler yazarım ben peeee :)

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...