Sayfalar

#hemşirelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#hemşirelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mayıs 2021 Çarşamba

Kurabiye

"Hemşire sen bize neden bunlardan yapmıyon yahu?" diye bir mesaj, bir adet Instagram post'u ile birlikte.  

Sevgili hemşirem, pek muhterem bir numaralı blog komşumun canı kurabiye çekmiş akşam akşam. 

"Şeklinden ötürü mü acaba? Ne bilem." 

Cümleyi biraz sansürledim, sonra başım belaya giriyor. Tarifteki kurabiyeleri yapan ve yayınlayan beni affetsin. Ellerine sağlık, elbet çok lezzetlidir de o nasıl bir şekil vermedir? 

Tamam benim de deneysel bi takım pasta,  börek, yemek işleri yaparken şekilsel anlamda sabıka kaydım kabarıktır, hatta gönder beni Nailed It'e, kupa garanti. Lakin evde kalıp olmasa bardağı vurup şekil verebileceğin bir kurabiyeye, hele de içinde yüklü miktarda tarçın ve kuru üzüm olan bir kurabiyeye, yılan şekli vermeye çalışmak da ne bileyim. Gereksiz bir risk. 

Devamı "sen şeklini farklı yap işte" ara gazı, itina ile konuyu soğutma ve kapanış.

Ertesi gün neredeyse tamı tamına aynı saatte (18:51 - 18:53) yeni bir mesaj.  Bu seferki ürün baya baya iddialı. Adı cruffinmiş. Çörekle kruvasan arasında bir şey olurmuş kendisi. Hemşiremin bana olan inancı göğüs kabartıcı. Halbuki kendi de gayet iyi bilir. Seneler evvel, Almanya'da marketlerde satılan hazır hamurla kruvasan denemem olmuştu. Yapacağım tek şey hazır hamuru kutusundan çıkarıp, tarif edildiği şekilde düzgünce açmak, tırtıklı yerlerinden kesip kruvasan şeklinde katlamak, fırına vermek. Sonuç: hamuru tarif edildiği şekilde açma teşebbüsünde bulunmadan bodoslama kesmeye çalışmak suretiyle epik bir felaket. 

Hey heydi hey... Herkese 20'li yaş çelınc, Şaşkın'a yine börek çörek. 

Ben konuyu geçiştirdim sandımsa da hemşire olayı direkt bilinçaltıma havale etmiş. Sabaha kadar, yılan olmaya çalışırken ne oldum ben kurabiyesiyle uğraştım durdum. 

Sabah gözümü açmamla bizim kız Zafer'i soran Fatma gibi tepemde bitti. 

"Ne oldu bizim şifre işi? Geldi mi cevap?"

"Sana da günaydın evladım! Evet gelmiş de daha bir sürü şey soruyorlar hesabı kurtarmak için. Bi ayılayım  hele, halledeceğim onu da."

Kahvemi yaptım. Balkondaki masaya tükkanı açtım. Geçen yaz başında, bizim küçük ergen oyalansın diye, kedimiz Köpük'ün fotoğraflarını  paylaşması için açtığımız Instagram hesabının şifresi yine bizzat küçük ergen tarafından bloke edilmiş. Gel gör bağlı olduğu telefon numarası benim eski Romanya numaram. E-posta da tanımlamamışız hesaba. Epeydir aklına bile gelmeyen hesap; kağıt üstünde Yuki, pratikte Bıdık şeklinde çağrılan iki numaralı bitirim delikanlının eve gelmesiyle tekrar bindi ya kıymete, şifre de şifre.

Feysbuk sevgili blogumu spam belleyip beni tüm grup mecrasından bloklamaya kalktığından beri kendisi ile ilişki durumumuz karışık. Fakat kurtarmamız gereken bir hesap, mutlu etmemiz gereken bir çocuk var. Baltaları gömdüm, başladım kendisi ile gayet kibar, hanım hanımcık bir yazışmalar silsilesine. Form doldur, de bakalım diyeceğini diyor; en ponçik cümlelerimle dolduruyorum. Şunu yaz kağıda, tut elinde, çek fotonu yolla bana. Emrin olur Feysbukçuk diyorum, istediğin foto olsun. Güzel, çirkin demiyor, şaak çekiyorum yolluyorum. Lakin talepleri bitmiyor da bitmiyor. Uzun uğraşlar sonunda sınavı geçiyorum ve hesabı kurtarıyorum.

Hesabı tekrar kur, e-posta tanımla, telefon numarasını güncelle derken hemşireden yeni bir mesaj geliyor. Bu sefer konu başka ama o da ne? Kurabiyeler bilinçaltımdan süzülerek tekrar bilinç düzeyine çıkıyor. Büyücü müsün be kadın?

Ani bir dürtü ile kalkıyorum yerimden. O kurabiye hemen, şimdi, şu anda, ivedilikle yapılacak! Malzeme listesine bakıyorum. E bu bildiğin bizim "biskoço". Romanya yoldaşlarımdan İzmirli dostumun sevgili annesinin Sefarad mutfağından, bizim kızların birlikte yapmalara doyamadıkları, tarifinden limon kabuğunu çıkar, karanfil ekle; çiçek yağını zeytinyağı ile değiştir, biraz da kuru üzüm ekledi miydin oldu bitti. 

Malzemelerin tamamı da var mı var evde. Gözlemeci teyze şalvarımı göbeğimin üzerine çekiyor ve işe koyuluyorum ki Houston we have a problem... Tamam tanıdık, bildik bir tarif de bu karanfil denen şey nasıl yenilebilir kıvamda çekilecek? Sinemada patlamış mısır yerken sağlam dişi kırmış insanım nihayetinde, bir başkasını kurabiyeye kaptırmaya hiç niyetim yok.

Benim adam sağ olsun eve sarımsak girmesi yasak olunca havanımız da yok. Kahve değirmenim var ama kıymetlime karanfil kokusu sinmesini göze alamam. Neyse ki çözüm bizim işimiz. Tarifteki miktarda karanfili önce kahve filtresinin içine, onu da bir buzdolabı poşetine koyuyorum. Vuruyorum kafasına kafasına önce bir kavanoz, sonra da küçük bir merdane marifetiyle. Komşu teyze birazdan kapıda belirmezse iyi. Hala büyük parçalar var ama karanfil miktarını arttırıp parçaları çay süzgeçinden eleyince yetecek miktarda karanfil tozum hazır. Yürü be şaşkın kim tutar seni?

Burada kendime bir hatırlatma: Bir daha asla ve asla "aldığı kadar un" isteyen tariflere yanında küçük ergen olmadan girişme! Sonra bir elin hamur teknesinde; rahmetli babanın tek elle yapılacak tek iş üzerine özlü sözü kulaklarında, diğer elinle un paketi açmaya çalışır durursun. 

Kendime ikinci hatırlatma: Yani zaten ne diye küçük ergensiz kurabiye yapmaya kalkarsın ki sen? Bir daha aklından bile geçirme! 

Hamuru yoğurmuş, ellerime yapışan hamurları temizlerken küçük ergen mutfağa daldı ve yüzünde büyük bir hayal kırıklığıyla çığlığı bastı. 

"Nee kurabiye miii? Bensiz nasıl yaparsın, kötüüüü!"

"Evladım bi dur, açıklayabilirim. Memlekette ani bi kurabiye kurabiye kıtlığı hasıl olmuş, hemen başlamam gerekti. İhtiyaç büyük, sonra seninle de yaparız." dediysem de sanırım pek ikna olmadı.

Suratı salladı, dişi ergen hıhhhlaması eşliğinde odasına çıkıp, kapısını kapadı.

Sıra gelmişti şekil vermeye. Tarifteki kurabiyelerin tipine o kadar atıp tuttuktan sonra işimi şansa bırakamazdım. Bu kurabiyeler tadıyla olduğu kadar, şekilleriyle de cazip olmalıydı. Arkadaşımın annesinin yaptığı gibi ortası delikli, yuvarlak formda karar kıldım ve kurabiye kalıplarının olduğu kutuyu çıkardım. Tam bu iş için yapılmış bir kalıbım vardı ama karma olmasa da algoritmasından sual olmaz Murphy yine iş başındaydı. Onlarca kurabiye kalıbı arasında sadece ve sadece ihtiyacım olan kalıp kırılmıştı. Yılan olmaya çalışırken ne oldum ben kurabiyeleri zihnimin derinliklerinde hunharca kahkahalar atarken, silkinip kendime geldim. Dedim ya çözüm bizim işimizdi. Bir çay bardağı, bir de krema sıkma ucu yardımıyla işlemi tamamladım, inci gibi dizdiğim kurabiyelerimi fırına verdim.

Fırına verdim vermeye de ne tarifte ne de benim aklımda pişirme süresi yok. Tarif der ki üzerleri pişinceye kadar. İyi de bu yaklaşık ne kadarlık bir süre? Benim dikkat eşiğim zaten gözümün bir sonra gördüğü şeye kadar. İki dakika fırının başından ayrılıp tuvalete gitsem, lavabo ciflemeye kalkar oradan çamaşır toplamaya, derken başkasına geçer, gül gibi kurabiyeleri cayır cayır yakarım. Daha önce yapmadım mı? Yaptım. 

Mutfak saatini on dakikaya kurup, Mehmet Şef'ten azarı yiyen Masterchef adayı edasıyla fırının önüne çöküp kurabiyelerin pişmesini beklemeye başladım. On artı bir kaç dakika sonrasında bir tepsinin üstü, diğerinin altı biraz daha fazla pişmiş kurabiyelerimi fırından aldım.

Pişmiş kurabiyelerin kokusunu alan küçük ergen bir kez daha mutfağa damladı. "Bir tane alabilir miyim?" dedi. Onayı da kurabiyeyi de aldı. Tadına baktı ve "güzel olmuş ama ben daha güzel yapardım" dedi ve gitti.

Kurabiyeler sayıldı, kardeş payı yapıldı, bölünmezi küçük ergene bonus ayrıldı, komşu payı paketlendi, saati geldiğinde teslim noktasına indirilip teslim edildi.

Komşu komşu huuu. Kurabiyelerin geldi miii? Geldiiii... Olmuş muuu? Olmuuş...

Çelınc çelınc hep bana mı çelınc? Yarın 18:51'de görevini açıklayacağım, bekle beni bebeğim. 


18 Nisan 2010 Pazar

Hemşireeee Mektubum Sana

Aylardan Ekimdi, günlerden hangisiydi bilmem. Yine en erken ben gelmiştim üniversitenin öğrenci yurdunun altı kişilik küçücük odasına. 

Ben evden getirdiğim elmalı keki büyük bir iştahla yerken, o telaşla giriverdi içeriye. Sonrasında hem keki hem de sıcak bir sohbeti paylaşırken anladık ki bizim odanın en yeni üyesiydi ve aynı fakülteye gidecektik. 

Yaş olarak büyük olan oydu ama hem okulda hem de yurtta kıdem olarak ben. Acelem vardı hayatta hep benim erken başlamıştım okul hayatına. Onun ise ille ki önce denemesi, yaşaması, sonra gönlünün seçeceğine yelken açması gerekiyordu; başka yerlerde dolanıp da öyle gelmişti. 

Bir durup düşündüm de o günü, kaç yıl geçmiş, kaç yaşındaymışız o vakitler; farkettim ki tamı tamına onun yarı ömrü kadar zaman geçmiş üzerinden. Ömrünün yarısını aralıksız paylaşmışız ana baba ayrı kardeşimle bazen tatlı, bazen acı, bazen bol kahkahalı, bazen salya sümük ağlamalı... 

İnsanlar gelip geçmiş hayatımızdan, bir de şehirler ve hatta ülkeler; paydada biz vardık ya hiç kopamadık birbirimizden.

Canım kardeşim seferi olmak suretiyle raporluydum bir süredir blogdan ama bak sözümü unutmadım. Hem belki günü geçti ama en azından ayını kaçırmadım. Yeni yaşın kendin gibi güzel geçsin. Yüzünden gülümsemen, yüreğinden sevgilerin hiç eksilmesin. Bu yaşında artık aynı şehirde olup daha fazla yüz yüze görüşebilmeyi başarabilelim. Ya da birimiz tekrar şehir değiştirelim ki daha sık görüşebilelim! 

Hıdırelleze kadar senin için dileklerim bunlar. Devamı pek yakında, mayısta... Mektubuma burada son verir, gözlerinden öperim...

16 Ekim 2009 Cuma

Ablam Ablam

Saat geç oldu ve aslında bizim artık yatmamız lazım. Ancak küçük hanım eğer teyzesinin doğumgününü kutlamadan yatarsak beni sabaha kadar tekmelemekle tehdit etti. Sabaha bırakırsak sen uyanamazsın sonra çok geç kalırız diye de ekledi. Hem son dediğinde haklıydı hem de sabaha kadar koca patileriyle tepiklenmeyi gözüm yemedi doğrusu.

Üç kardeşin ve bir de Evren’in (!!!) büyüğü olan ailemizin ablasının bugün doğumgünü. Ayrı şehirlerde geçen okul yılları hariç kaç sene var ki ilk defa bugününde yanında olamayacağım. İşte bu yüzden içim biraz buruk. 

Hal böyle olunca kendisinin on yıl önce bana yaptığı sürprizin benzerini bu defa ben mi ona yapsam o zaman en azından o buraya gelir diye düşündüm. Ona da bizim kız “Hoop şaşkın anne beni karıştırma bu işe. Tamam ben de isterim teyzemle bir an önce tanışmak ama benim burada daha rahatım yerinde” diye itiraz etti.

E bu durumda da yazmak ve aramaktan başka yapacak birşey kalmadı. Ablam ablam bilirim ki sen de benim adam gibi sevmezsin fazla doğum günü kutlamalarını. Tamam ama ben de hem kutlamazsam hem de böyle cümle aleme duyurmazsam çatlarım. Yeni yaşında sana, sağlık, mutluluk vs gibi standart tüm dilekler bir yana, hepsinden önce artık kendine ve hobilerine ayırabileceğin bol bol keyifli vakit diliyorum. 

Bir de seni çok ama pek çok seviyorum. Aslında şöyle fiyakalı bir ablam ablam yazısı yazmak istiyordum ama bu edepsiz kız fazla oturunca fıkırdamaya, fıkırdayınca da canımı acıtmaya başlıyor. Dolayısıyla bu doğum gününde iyi halden beraatimi arz ve rica ediyorum ablam ablam canım ablam.


30 Ağustos 2009 Pazar

Tembel, Tombul Koala

Son bir haftadır gördüğüm her yastığa başımı koyup sürekli olarak uyuduğumdan kendimi tembel, tombul bir koala gibi hissediyorum.

Geçenlerde Evren "seni çeçen sineği mi soktu yoksa?" diye sordu. Kibar ve iyi bir insan olduğum için öyle bir sinek olmadığını yüzüne vurmadım! Zaten hadi diyelim çeçe sineğinin biri hiç üşenmeyip kalktı te Afrikalardan buralara kadar uçtu geldiyse bırakalım da soksun hayvenceğiz, hak etmiştir o kadarını. Bunun için ismini tartışmaya değmez.

Son dört yıldır çocuk suretine bürünmüş bir cüce üzerinde uygulamalı annelik ihtisasını yapmakta olan Dilek ise konuya başka bir açıdan yaklaştı ve "Bugünler ileride uykusuz geçireceğin günler için sana verilen ilahi bir hediye, kıymetini bil kızım" diyerek bu sürekli uyku halimi legalize etmem için teşvikte bulundu. Deneyimli arkadaşların sözünü dinlemek gerek düsturundan hareketle beslenme, boşaltım vb. zorunlu ihtiyaçlar haricinde pek bir güzel uyumaya devam ediyorum. Tek sorun okaliptüs dallarının tükenmeye başlaması.

Şimdi müsadenizle yerinden kımıldamadan gıda tedarikinin yapılabilmesi hususlarını birinci elden öğrenmek üzere bir koalayla görüşmeye gidiyorum. Yatak odası da pek uzak geldi, şuracıkta koltuğa mı kıvrılıversem acaba?

3 Haziran 2009 Çarşamba

Tebdili Mekanda Ferahlık Var mıdır Ya da Bir İnsan Bir Ahir Ömre Kaç Taşınma Sığdırabilir?

Bir ailede herkesin farklı ilgi ve uzmanlık alanları vardır. Bizim ailede de farklı ilgi ve uzmanlık alanları olmakla birlikte bir de ortak uzmanlık alanı vardır ki o da taşınmak. Bir kolu Kafkaslar’dan diğer bir kolu Rumeli’den gelen sülalemizin reenkarne olmuş göçebe ruhları bizim ailede vücut bulmuş olsa gerek ki bir evde fazlaca oturunca bize rahat batar. Bize batmasa kozmoza batar, ille ki taşınmamız için bir neden bulur, koyar önümüze. Dolayısıyla eşya toplama, kırılma çizilme vb. hasarlara mahal vermeyecek şekilde paket yapma, taşıma, yerleştirme gibi konular bizim için dünyanın en sıradan işlerinden biridir. Atalarımız nur içinde yatalarımız tebdili mekanda ferahlık vardır buyurmuşlardır buyurmaya da öte yandan bir insan bir ahir ömre kaç taşınma sığdırabilir? Şu dünyaya gözümü açtım açalı sadece İzmir’de 7 taşınma yaşamışlığım bulunmakta. Bunu üniversite yıllarımda beş yıl boyunca konakladığım öğrenci yurdundaki taşınmalarım takip etti. Her sene ekim ayında İzmir’den Eskişehir’e göç başlar, kullanım sezonları geçen eşyalar şubat tatilinde İzmir’e geri taşınır, karşılığında bu defa yazlık ihtiyaçlarla tekrar yola çıkılır, en son haziran ayında okulun kapanmasıyla birlikte tüm eşyalar toplanır İzmir’e geri dönülürdü. Küçücük bir yurt dolabına eşya sığdırma derdi ve yurt kapandıktan sonra dolapların boş bırakılması zorunluluğu nedeniyle benim eşyalar da benimle birlikte beş yıl boyunca ha babam de babam iki şehir arasında seyahat edip durmuştu. Bedenimle orantısız büyüklük ve ağırlıkta eşyaları taşıma yeteneğim de sanıyorum bu yıllarda gelişti. Eskişehir’den sonraki durağım İstanbul’du. Bu şehirde yaşadığım yıl sayısı İzmir’den az olmakla birlikte oturduğum, dolayısıyla taşındığım, ev sayısı nerdeyse İzmir’le aynı oldu. 13 yıla 6 taşınma da bu şehire sığdırdım. Bunlar bizzat kendi oturduğum evlerdi. Asiste ettiğim Hayruş Sultan’ın İstanbul macerası kapsamındaki iki evinin ve akabinde İzmir’e geri dönüş taşınmaları ile ablamın iki evinin taşınmaları bu sayıya dahil edilmediler. Hiç bir eşyaya, hiç bir mekana karşı bağlılığımın olmayışı, uyumam için bir yastıkla bir döşeğin yetişi, yaşadığım her yere kolay uyum sağlayabilmem ise bu göçebe hayatının getirisi. Benim taşınma maceralarım Bursa’da şimdilik duraklama evresine girmiş görünürken geçen hafta ailenin İstanbul kanadında bir hareketlilik vardı. Ne de olsa aile geleneğimizin bir şekilde devam etmesi, göç yolculuğunun sürmesi gerekiyordu! Bir geleneksel taşınma macerasının daha bitiminde benim büyük hemşire, küçük kardeş ve küçük kankam artık yeni evlerindeler. Hemşireee, hayallerindeki büyük ve bahçeli eve kavuştuğun güne kadar bu son taşınmanız olsun, mutlu mesut oturun inşallah.

13 Mayıs 2009 Çarşamba

Mim Cadısı Bi Rahat Bıraksan Diyorum Ya

"Blogumu okumuyor musun?" diye çemkirdi. "Ne okuycam tatildeyim kızım ben" dedim üste çıktım hemen. Aman biliyoruz hep tatildeyiz de İstanbul'dayım kardeşim bu sefer. Gidilecek bir sürü yer, görülecek bir sürü kişi var. Hem bilgisayar kullanımı açısında da deplasmandayız. Meğer yapacağını yapmış mimlemiş beni yine, ondanmış çemkirmesi. Yahu yüz kişi var listende arada değişiklik yap başkaları da sebeplensin diyorum. Yok bana mısın demiyor. Kadın bayılıyor beni mimlemeye, zevk alıyor. Bir de demez mi bunu yaptım yetmedi, bir tanesi daha geliyor diye. Dün şahsına da dedim ama buradan da açık seçik beyan ediyorum güzel kardeşim hele hele o dekorasyon mimi gelsin beni bulsun var ya gazabım büyük olur. Mutluluk ve sevgi kelebeği olmak üzerine ne kadar mim konusu varsa bulur salarım üzerine, mutlulukla zehirlenir, görürsün o vakit gününü! "Ölmeden önce ve yahut hemen okumak istediğim 10 kitabı"ı sormuşsun ya işte beni tanıyan biri olarak öncelikle buna şaşırdım. Yahu bilmez misin ki ben öyle listeler yapamam, söz konusu merak olunca bugünün işini de yarına bırakamam. Tanımayanlar sanmasın öyle aman da çok okurum ben, bilmem ne edebiyatını da yaladım yuttum falan imajı verip de entel dantel görünmek gibi bir niyetim, kaygım yok, benimkisi sadece meraklı olmakla ilgili bir durum. Okumak için önce merak etmem, merak ettim mi de hemen okumam gerek. Çok önemli bir eseri aman da ölmeden önce okuyamadım diye bir pişmanlığım olamayacaksa eğer o konuyu o ana dek merak etmemiş olduğumdandır. Yoksa biraz daha ömrüm olsa onu da merak etmem kaçınılmaz olacak ne de olsa. Çok merak etmiş olmama ve defalarca da başlamama rağmen nedense bir türlü devamını getiremediğim sadece bir tane kitap var. O da Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar isimli kitabı. Nedendir bilmem defalarca başlamama rağmen bir türlü bitiremedim bu kitabı. İlle ki isim vermem gerekiyorsa bu kitabı bir gün bitirebilmeyi isterim doğrusu. Artık İstanbul beni bekler. Gidilecek yerlerim, görülecek kişilerim var ne de olsa...

Etiketler

#100.Yıl #29Ekim (1) #8mart (1) #accelerateaction (1) #ağacımadokunma (1) #AilemizinGurusu (1) #anılar (8) #ArtRecreation (1) #ayrıyazılır (1) #bavulculuk (2) #benimadam (2) #BigSis (1) #bing #ai (1) #Caillou (1) #canımbabam (1) #coronatürmort (1) #Covid19Günceleri (3) #Dark (2) #dikkateksikliğisendromu (4) #doğruyazınkardeeeşim (1) #doğumgünü (3) #dünyakadınlargünü (1) #GameofThrones (4) #GeorgeR.R.Martin (5) #GiveToGain (1) #göçebe (6) #göçmenkadınlar (1) #gurbetçilik (7) #hemşire (1) #hemşirelik (6) #Hıdırellez (2) #IWD2026 (1) #içindenalmanyageçenyazılar (5) #İçindenAlmanyageçenyazılar (3) #içindenciddiyetgeçenyazılar (20) #içindenfilmgeçenyazılar (2) #içindenhüzüngeçenyazılar (2) #içindenistanbulgeçenyazılar (5) #içindenizmirgeçenyazılar (8) #İçindenMatrixGeçenyazılar (14) #içindenmizahgeçenyazılar (70) #içindenmutlulukgeçenyazılar (8) #içindenromanyageçenyazılar (2) #içindenşarkısözügeçenyazılar (33) #içindenşiirgeçenyazılar (17) #ileridönüşüm (2) #kafamaneredenesersekuşağı (5) #karantinahalleri (3) #Kayu (1) #kedigünlükleri (4) #kendimenotlar (8) #kim-olduğunu-bilirsin-sen (5) #küçükbirader (2) #küçükergen (9) #küçükkankam (7) #küçükördek (20) #lakap (1) #lost (1) #Marduk (2) #mercekbulut (1) #mim (10) #mindfulness (1) #mutluluk (3) #mylittlefeltstuff (4) #özürdilerimsezenaksu (1) #RIP (11) #seçmesaçmalar (1) #sevgiligünlük (1) #sevgililergünü (2) #SeziKalkavan (1) #soneryalçınlütfenbanakızma (1) #sonhavabükücü (2) #sonsuztemizlikdöngüsü (5) #şaşkın (42) #ŞaşkınınADHDGünlüğü (7) #ŞaşkınınAÖFmaceraları (10) #ŞaşkınınBayramÇelıncı (4) #şaşkınınsevgililergünüdileği (3) #şaşkınjunior (1) #şaşkınmutfakta (6) #şaşkınya (1) #tatil (1) #telekom (1) #uykusuzluk (1) #ValideSultan (18) #vallahidebunlarhepmizah (1) #yapayzeka (2) ArtRecreation (1)