Sayfalar

#ŞaşkınınADHDGünlüğü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#ŞaşkınınADHDGünlüğü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ağustos 2023 Pazar

Bir Tatil, İki Çelınc, Bir de Z Raporu

"Ben dünyaya mutlu, kaygısız bir hayat sürmek için değil büyük eserler yaratmak için gelmişim."

İmza: Beethoven

"Ben dünyaya tertipli, düzenli bir ev hayatı sürmek için değil göçebe yaşamak için gelmişim."

İmza: Şaşkın

Tatil gibi çelınc da olmayınca olmuyor sevgili blog. Tatilin bitmesine bir şafak kala kendim ettim kendim buldum duble çelıncımın birisinden çaktığımı itiraf ediyorum. Arada bir telefondan maillerime göz atsam da iş bilgisayarını açmamayı başarıyorum. Lakin ev toplama ve eve usulünce yerleşme etabı çoğunlukla hüsranla sonuçlanıyor. Başlayıp da bitirebildiğim tek görev salon tül perdelerinin yıkanması olurken, diğerleri hep yarım yamalak olarak kayıtlara geçiyor. Hoş zebra storların yıkanmaya gönderilebilmesi son cumartesiyi bulunca perde görevi de aslında tam olarak tamamlanmamış oluyor ama kendime az da olsa kredi verebilmek için görevde parçalı seçicilik yapıyorum.

"Bu defa olacak bak, bu işi başaracağız" telkinleriyle giriştiğim; büyük miktarla benim, bir miktar da azman oğlan Yuki'nin marifetiyle çıfıt çarşısına dönmüş gardrobumu düzenlenleme görevini hava muhalefeti sabote ediyor. "Bu çöl sıcağında yarım saate kururlar, sonra da toplar temiz temiz kaldırırım" diye diye çamaşır sepetine doldurduğum yığınlar, havanın aniden kapayıp yoğun bir neme boğulmasıyla günlerce kurumak bilmiyorlar. Her gittiğim yerin havasını değiştirmek suretiyle kazandığım Son Hava Bükücü lakabımın hakkını yine veriyorum. Bu defa bir yere gitmeme bile gerek kalmıyor, tatile girmiş olmam yetiyor. 

Taşınırken çekmecelerin içinden büyükçe bir kutuya hunharca boşalttığım bir takım kırtasiye, evrak ve bilimum ıvır zıvır eşya, hepsini topluca çöpe atmama ramak kala, kendilerini iki yeni çekmecede buluveriyorlar. Bir kısmı yarı düzenlenmiş halde ilk çekmecede, kalanı karman çorman vaziyette, "amaaan bunları da sonra yaparım çekmecesinde. 

Seneler önce okuduğum bir röportajda "dünyayı titiz kadınlar kirletiyor" diyordu kendisine çok hak verdiğim bir uzman. Sosyal medya ve temizlik avcısı Kadir sağ olsun, bunların bir de erkek versiyonları çıkıp duruyor şimdi sürekli karşıma. Akışımda, nereden geldiğini anlayamadığım bir enerjiyle, haşır huşur temizlik yapıp duruyorlar. Yetmiyor sporlarını, yüz, vücut bakımlarınını da ihmal etmiyorlar.  Sevgili Instargam Kadir'i temizliği için değil, aşırı komik bulduğum için takip ediyorum. Bırak evi süper titiz temizlemeyi, kendimi kuru fırçalamayı; bazı geceler yüzümü yıkamaya mecalim olmuyor. Sıradan çinko karbon pillerimle bu Duracell bombalarını izlemek stres yaratıyor bünyede. Lütfen rica ediyorum sal beni diğerlerinden. Adam tatilden gelmiş; bavulunu önce buharlayıp sonra şakır şukur yıkıyor. Benimse üzerinden neredeyse iki hafta geçen iş seyahatimin bavulu daha ancak tam olarak boşalıp da yerini buluyor ama bu "yerini bulmak" içindekilerin bir kısmını hala kapsamıyor. 

Yarım görev listesinde sıralamaya bile giremeyenler var bir de. Bir evi yuva yapmanın ince detaylarından tablolar, taşınma kutusundan çıkıp da bırakıldıkları büfenin içinde, hüzünle yeni yerlerini beklemeye devam ediyorlar. 

"Sen ne yapmaya çalışıyor da yapamıyorsun bu kadar?" diye soruyor büyük bir şaşkınlıkla hemşirem. "Dolap, çekmece yerleştirme falan ama yok işte" diyorum "olmuyor, yapamıyorum". "Ben bu düzen ve intizam işini ne yapsam beceremiyorum. Bir türlü başlayamıyorum, başlayınca dağılıp bitiremiyorum. Günün sonunda yapamamış olmak da bende aşırı strese neden oluyor. Ben bu dünyaya eve yerleşmek için gelmemişim işte, bunu artık kabullenip, kendimi bu gereksiz stresten arındırmam gerekiyor". "Peki ne için gelmişsin, müdür?"diyor hemşire. "Ne bileyim; elimde bavulum, sırtımda çantam otel odalarında gezgin, göçebe bir hayat için ve bu anormal maaş, kira dinamiğinde pek yakın bir gelecekte olacak olan da bu belki de." 

Konuşmanın hemen ertesi sabahı Instargam algoritması takip etmediğim bir hesaptan karşıma çıkarıyor bu post'u.

Photo credit: https://www.instagram.com/p/CvLMLN8yq_g/
 

* Stres ve rahatlama kelimelerinin birleşiminden oluşan ve Türkçeleştirmeyi başaramadığım bu uydurmasyon kelime "o esnada sizi strese sokan şey üzerinde çalışmadığınız için, dinlenme/rahatlama eyleminin burnunuzdan fitil fitil gelmesi ve sizi daha bi çok strese sokması"  anlamına geliyor imiş. "Rahat totona mı battı" özlü sözümüzün, az daha süslenip fiil haline getirilmişi özetle.

Bir haftadır yaşadığım karın ağrısını bilfiil fiil yapmışlar. Post yapıp gözüme sokmuşlar. Sonra Şaşkın Hanım hep diyorsun matriks de matriks, hadi bakalım buyrun vat is matriks? 

Yazı bitmeden bir gece daha sabahına kavuşuyor. Acar muhabiriniz son şafağın sabahından bildiriyor. Havada hafiften ödevini yine tatilin son gününe bırakmış tembel öğrenci gerginliği. Lakin balkon serin, kahvem güzel. Eveet eller havaya, hep beraber söylüyoruuuz: "işlere vur bir zımba, rumba da rumba rumba..."(O esnada Şaşkın: rumba, roomba, robotu açıp yerlerin kabasını alma fikri çık kafamdan..)


8 Ağustos 2023 Salı

Sahi Ya Hakikaten Neden?

İş yerinde sene-i devriyemiz dolunca payımıza düşen yıllık izin hakkımızın şahsıma düşen ilk yarısını icra eylemek üzere evdeyim. Gönül isterdi kızgın kumlardan serin sulara atlayayım, şezlongdan kitaplı, ojeli sıtoriler paylaşayım. Bazen sadece olmaz ya da öyle olması gerekir. Darısı önümüzdeki maçlara. Tatilin iyisi kötüsü olmaz neticede; hakkını da bir şekilde vermem lazım nihayetinde. Bak sen, mani gibi konuştum yine. Falım sakız bak sen işine.

Şaşkın'ın dünyasına az biraz aşina olanların tahmin edebileceği üzere, bu tatilin hakkını verme yolu kendim ettim kendim buldum çelınclarından geçiyor.  Yoooo, bu defa her güne bir yazı çelıncı yapacak değilim Sevgili Komşu. O bir kereye mahsus denendi, bitti çılgınca ve bu tatilde zihnim böyle bir şartlamaya razı değil. Kendisini serbest bıraktım, yazarsa arada ne ala.

Bu defaki çelıncım duble: iş bilgisayarını hiç bir surette açmamak ve bir sene olmuş yerleşemediğim eve artık bi zahmet iyice ve usulünce yerleşmek. İlkini sanki bu defa başarabilirim gibi de tam bir ADHD çukuru olan ikincisinde bahisleri kendime yatırmazdım sanki. Üstelik listeye ikinciyi yaparken kendimi sakatlamama, ofise yorgun argın dönmeme gibi koşulları da eklemem gerekiyor ama ne yalan söyleyeyim bu konuda da kendime çok güvenemiyorum. 

Hem fiziksel hem de mental olarak aşırı derecede yorgun olsam da bomboş oturmak bünyeme aykırı. İlle kendimi şuursuz bir aksiyon içerisinde bulup, dertsiz başa çeşit çeşit, rengarenk çoraplar öreceğim. Yoksa aklı selim bi insan neden gece yarısı, deli dürtmüş gibi, mutfak penceresine plisel perde aparatı uydurmaya çalışsın? Gavurun aparatı senin Törkiş pimapen kapına olmuyor işte, bu neyin artizliği? Hadi söktün ettin, bi şekil şükül, bari doğru dürüst çift taraflı bant almayı becereydin. Ya da uyusaydın da az dinlendireydin şu neler ettiğin bedeni a zalım.

Hafta sonunu kapsayan ilk iki gün evde; kavurucu sıcaklarda otobüsteki dayılar gibi buram buram terleyerek, yan gelip yatma ile perde sökme, yıkama, asma, aman da yeni sezon dizilerim gelmiş haydi maratonayla şu yerleri bi süpürüp viledalayayım, koltukları aha da böyle çevirsem olur muydu ki marjinal geçişleri arasında geçip gidiveriyor. Sıcaklık ferman dinlemiyor, bu yaz günü çok acı. Evden dışarı adım atmadan vücudumdaki tüm hücrelerimden ve gözeneklerimden 49 yıllık terimi bir hafta sonunda akıtıyorum. 

Tuvalette okuyacak bir şey bulamazsa etiket okurgillerden gözlerim pembe bir şişeye takılıyor bir ara. "Memleket ekönömisinin malum durumunda acaba muadil ürün almayı çok mu abarttın Şaşkın, Neden marka deterjanı ne ara, nerden buldun da aldın?" diye hayatımı sorgularken buluyorum kendimi. Yaşlı gözlerim bunun aslında bir yumuşatıcı olduğunu, Yumoş'u ve göbüşünden sansürlü emektar ayıcığını seçiyor epey sonra. Mesleki deformasyon kısacık bi molada bile yakamı bırakmıyor. Etiketi yapanı ayrı, onaylayanı ayrı merak ediyorum. Sahi ya NEDEN böyle şeyler yapıp, bizim aklımızla oynuyorsunuz pek sayın reklamcı hanımlar beyler? 

Sahi ya hakkaten Neden? Hani yaptınız böyle bir şey; sanki sonuna 
bir soru işareti falan eklese miydiniz? Sadece soruyorum. :)

 

29 Haziran 2023 Perşembe

Şaşkın'ın Bayram Çelıncı. Part 2...

Tatil boyunca her güne bir yazı çelıncımın ikinci gününden selamlar, sevgiler pek muhterem blog komşularım.  

Üstat aklıyla tatil günü sabahın altısında uyanıp da yazmaya başlamayacak ve öğlene doğru da yayınlamayacaktım elbette. Çünkü gündelik hayattaki Şaşkın'lık, siz de gayet iyi bilirsiniz ki, çokça ertelemeyi, araya bolca reklam almayı, en sonunda da işleri ucu ucuna yetiştirmeyi gerektirir. İş hayatında ise süper gücünün pelerinidir de, o başka yazının konusu.

Bir yanımda Köpük, diğer yanımda Yuki, nasıl bir uyumaksa artık, gözümü açmam saat sekizi, yataktan kalkmam ise dokuzu buldu. Yatakta debelenerek geçen o bir saat değil, sabah kahvesini demlemek için girdiğim mutfakta burnumu gıdıklayan koku oldu hızlıca ayılmamı sağlayan. Şaşkın'ın bilim dünyasına armağanı, ev yapımı hızlı kovid testinden şükürler olsun başarıyla geçtim bu defa. İlk denememde tecrübe etme şansı bulamadığım fermente karabuğday kokusu meğer bizim tosuncuk oğlanın kum kabından hallice bir şeymiş. Tecrübe ettim. Kaldırıp cam kabın üzerindeki örtüyü, baktım zat-ı şahanelerine. Kabarıp, boza kıvamını da almış, sanki bu defa olacak da tam fermente olmuş karabuğday gerçekte neye benzer bilmediğimden üzerini tekrar örtüp, "olmamıştır ya bu daha" değerlendirme ölçeği ile kahvemi demlemeye koyuldum.

Hava bir kurban bayramının ikinci gününe yakışacak derecede bulutlu, balkon hala oturmaya elverişliydi. Bilgisayarı açtım, balkonda bir yandan kahvemi yudumlarken bir yandan komşu bloglara bayram ziyaretine gide koyuldum. Bugünün payına, bloga bir sıkımlık yazacağım cümlelerin epeyce bir kısmını yorumlara bıraktığımı fark edip az da bloga kalsın paniğiyle karabuğdayları kurcalamaya tekrar mutfağa girdim.

Defalarca, yarım yamalak izlediğim tarif videosunu bir kez daha yarım yamalak izledim. Değişen bir şey yoktu, Burcuks hala 8 ila 24 saat arası diyordu fermantasyon süresi için. Kaç saat olmuştu ki acaba? Bir gün önce üçlü bi saatte bızlamıştım da ikiye yakın bir üç müydü yoksa dörde yakın bir üç mü tabii ki hatırlayamadım. Üzerinde baloncuklar olmuşmuşsa olmuş demekti. Koku olacaktı, korkmayacaktım ama çok da kötü kokmayacaktı. Bilinmeyenlerin bilinenden çok olduğu bu fermente ortamda galip gelen yine "olmuştur bu yaa" değerlendirme ölçeği oldu. Yağını, tuzunu ekleyip kalıba aldığım hamurumsu yaratığın üzerini bari az biraz zengin göstersin gailesi ile bir miktar kinoa bezeyip fırına attım. 

Bu ekmeği ilk denediğimde zaten tüm proses baştan aşağı hatalı gitmemiş gibi bir de iki saatlik pişirme süresini, artık hangi bilgime güvenerek bilmem, fazla bulmuştum da kabuk piştiğinde içinin de pişeceğine ikna olup, süresinden önce çıkarıvermiştim fırından. Dışı kıtır ama içi çiğ, bu abuk ekmeği dilim dilim kızartma makinesinde kızartıp yemeğe çalıştıydım sonrasında. Hoş Covid'den ne burnumda koku, ne dilimde tat vardı da eliminasyon uğruna tüketmiştim ne yediğimi zerre anlamadan. 

Saati iki saat sonrasına kurdum ve mutfağı terk ettim. Kararlıyım, bu defa o fırına tamı tamına iki saat kesinlikle dokunulmayacak. Tarifin cıvıl cıvıl kahramanı Burcuks'a karşı, nedenini bilemediğim bir sorumluluk hissediyorum. Sanki bu defa da olmazsa kendisini hayal kırıklığına uğratacakmışım gibi. 

Ve evet, pişerken de baya bi kokuyormuş gerçekten bu meret. Ama ne koku!! Ev yapımı covid testim bir kez daha negatif sonuç veriyor. Yeeey!

İki saat pişme ve ardından dinlenme sürecinin akabinde sonuç görsel olarak gayet başarılı olsa da içi hala biraz çiğ gibi. Bu defa kovid free tadım testi hakkında düşüncemi sorar iseniz de gluteni kesmenin en güzel yolu bıçakla ya da makasla kesmek diyebilirim gönül rahatlığıyla. Hayatta bazı şeyleri çok da zorlamamak gerekiyor diyor ve karabuğdayın kendisini sevenlerine bağışlıyorum. Bizımla deyılsın karabuğday! 


Tüm bunlar olurken kediler fosur fosur uyuyorlar. Öyle güzel uyuyorlar ki benim de uykum geliyor. Benim sizden neyim eksik ki ha diyor, güne tatlı bir mola veriyorum. 


28 Haziran 2023 Çarşamba

Şaşkınca Çelınc

İkisinin de yattığı yer incitmesin, Ferhan Şensoy'un "Haldun Taner'den öğrendiğim bir şey var" diyerek anlattığı, meşhur bir anısı vardır yazarlık ve düzenli yazma üzerine. Üstat güzel güzel anlatıyor burada, ondan iyi anlatacak değilim ya, bizzat kendisinden dinlemek istersen hikayeyi tıkla, gelsin hemen.  İnternetim az şimdi, yerim de dar vaktim de, bir özet geçiversen a Şaşkınım dersen: her sabah düzenli olarak 6'da kalkıp, balkonunda daktilosunun başına geçerek 20 sayfa yazdığını; bunu nasıl ve neden yaptığını anlatır Taner'in. Kendine has nüktelerini de katarak.

Hikaye pek güzel, pek hoş; ya peki sebeb-i girizgahınız Şaşkın Hanım? Profesyonel yazarlığa mı soyundunuz da usta tavsiyesi icraya koyuldunuz? Tanımasak sizi ve maymun iştahlı bloglama hallerinizi inanacağız belki de. Her gün diyor, 20 sayfa diyor,  düzenli olarak diyor, alooo kime diyor? 

Bilemedim kaç vakittir ama çoook çok uzun bir zamandır sahip olamadığım bir "ben zamanını" tecrübe etmekteyim bu bayram tatilinde. Evde, bir başına, aylak aylak, iş bilgisayarını en minimumda açmaya gayretle, sadece ve sadece iki kedinin günlük bakımı sorumluluğu ile geçecek koskoca, tamı tamına beş buçuk günlük bir tatilimsi şeysi. Ne yapıyorduk biz sahi böyle zamanlarda?

Üstadın bu anısı durduk yerde mi düştü sanki aklıma? Vardır elbet bir nedeni. Hazır aylar sonra bir yazı ile parmaklardaki pası atmışım. Kalan bu beş boş günümün her gününe bir yazı çelıncı* mı yapsam mesela. Balkonum var mı var, denize bakmıyor ama iki, üç ağaç görüyor mu görüyor. Kuşlar da var; ötüyorlar cik cik, gak gak. Ha gerçekçi olalım, insan kendini bilmeli, günde 20 sayfa yazacağım yok. Onu bu işten para kazananlar yapsın. Her güne bir adet ve bir sıkımlık post yazısı çıksın yeter. 

Şaşkın'ın Seyir Defteri. Gün 1, Deneme 1...

Büyük bir hevesle çıkıyorum balkona. Sıcak... Çok sıcak... Beş dakika bile geçmeden üzerinden, bilgisayar, telefon, mouse ve dahi gözlük ne varsa masanın üzerinde cayır cayır yanmaya başlıyor. İçeri zor kaçıyorum. 

Boş kalan çocuğun aklına nasıl türlü türlü saçmalıklar üşüşür, Şaşkın da o hesap. Ani gelen bir dürtü ile perde yıkamaya girişiyorum. Aklıma bu noktada yine Valide Sultan geliyor ve ben bu yaşımda kendi kendimle başa çıkmakta zorlanırken bi de çocuk Şaşkın'la ömrünü törpüleyen zat-ı şahsına saygılarımı bir kez daha sunuyorum. 

Paralel Şule soktu bi kere kafama. Aha işte kanıtı da burada. O perdeler bugün o makineye girecek! Ev sahibinden kalan, zihni sinir bi sisteme sahip salon tüllerini o gün bugün de değil diyip pas geçiyor ve tatildeki ergenin odasına dalıyorum. Tek kanat tül perde. Çek çıkar, at yıka. O pıtı pıtı dönerken makinede sen otur yaz paşa paşa iki satır evin serin bir köşesinde. Ne zorluğu olabilir ki? Perdeci Beyin duvardan duvara korniş fantaazisi olmayaymış öyle olabilirmiş elbet.  İyi de ben bu perdeyi nasıl asmışım ki ilk tahlilde? Yatağın olduğu taraftaki korniş ucu duvara sıfır, sıfırdan az bi buçuk açıklık olan tarafta ise tabii ki önümde engeller, engeller. Geçirip Wonder Woman kostümümü üzerime, iteleye öteliye çekiyorum gardrobu perdeyi çıkarabilecek kadar. 

Perde makinaya girer girmez kendimi bilgisayarın başında değil mutfakta buluyorum. Eliminasyon diyeti yaptığım dönemde ısrarla pişirmeye çalıştığım ama yaptığım denemeler evde Covid testi** olmaktan öteye gidemeyen fermente çiğ karabuğday ekmeğinin yeni denemesinin ikinci aşamasına geçme zamanı. Geceden ısladığım karabuğdayların bu aşamada suyunu süzüp, bir cup su ile mutfak robotunda bızlatmam gerekiyor tarife göre. Suda 8 ila 24 saat arasında kalmalıymış, havanın sıcaklığına göre. Dün saat kaçta ıslamıştım tabii ki hatırlamıyorum. "Hava sıcak, olmuştur bu ya" değerlendirme kriterimle süzme aşamasına geçiyorum. 

Yine tarifin dediğine göre metal süzgü asla kullanmayıp, plastik ya da ideali silikon bir süzgü kullanmam gerekiyor. Plastik süzgümün delikleri geniş, silikon süzgüm yok elbet. Daha önce nasıl yapmışım ki bu işi? Düz ve delikli silikon bir kapak ve plastik süzgü kombosu ile bir şekilde kotarıyorum işi kotarmaya da mutfak robotuna en yakın büyüklük ve yetenekteki rondoyu bozmuş olduğumu hatırlıyorum. Aklıma el blendırı da gelmiyor, ve hatta yalanım yok, şu an şu satırları yazarken geliyor kendisi aklıma. Smoothie blendırı ile tüm buğdayları üç partide yapabildiğim kadar bızlatıyorum. Bızlatmak ne ilginç bi kelime. Bu kelimeyi kim bulmuş, kim söylemiş ilk defa merak ediyorum bir yandan. Yarı bızlatılabilmiş karabuğdayları fermente olurlar umuduyla, yine tarif sahibinin deyişiyle 8 ila 24 saat arasında, meçhul bir süre beklemek üzere  bir kenara alıyorum. Bu işlemi yaparken saat kaç diye bakıyorum ama tabii ki çok geçmeden kaçtı unutuyorum. 

Otur kalk, iki telefonla lak lak, bir şeyler ye iç derken ilk perde makineden çıkıyor. Çıkarmak zorduysa takmak daha da beter mereti. Gardrobu merdivenin girebileceği kadar daha itelemem gerekiyor. Selvi boyum yine de zar zor yetiyor. Parmak uçlarımda yükselip, boy fukaralığına ayrı, perde zulmüne ayrı sallayarak asıyorum. Sökerken kopan üç tane agrafa, takarken üç tane daha ekliyorum. Bu kadar çok agrafa gerek yok zaten, kurtarır elimizde kalanlar diyerek takmaya devam ediyorum. Kurtarmıyor tabii, ortalar hafif boşlukta kalıyor iki yerden ama oh tertemiz, mis gibi oldular işte, böyle de güzel züğürt tesellisi ile benim odaya ve sonra da küçük odaya geçiyorum. O tüller daha küçük ve kornişler daha makul olduğundan şipşak oluveriyor; çıkarması, yıkayıp asması. Buruşmayan tül seçimimden ötürü kendimi tekrar tebrik ediyorum. 

Tüm bunlar olurken kah orada kah burada yazmaya devam ediyorum. Akşam güneşin çekilmesiyle bir nebze serinleyen balkona tekrar geçip günün yazısını burada nihayete erdiriyorum.

Yarın görüşmek üzere... Mutlu bayramlar...


(Valide Sultan Özel Dip Not) Şaşkın Hanım ne diyor siz, anlamıyor ben... Bu ne ola ki dersen:

* Çelınc (aslı challange): Bildiğin "meydan okumak" tabiri ama işte böyle diyince daha artistik bişi gibi oluyor.  

** Karabuğday ekmeği yapmaya çalışırken Covid testi icad edişimin hikayesini okumadıysan daha önce ya da hatırlamak istersen tıkla hikayesi burada.



25 Haziran 2023 Pazar

Demlenen Nağmeler...

Aradan yine haftalar ve dahi aylar geçmemiş gibi gelip ilişeyim bir kez daha şuracığa. Bazen sadece susmak gerekir,  başkaca bir nedeni yok. 

Yazmayınca elimi eteğimi tam çekiyorum buralardan. Bari onu yapmasam iyi olacak ama o da memleketten hallice, parçalı bulutlu ruh halimi koruma, savunma mekanizması belki de. Derdi, tasayı, kaygıları bir kenara atıp içine daldığım paralel evrenimde hayat, neşeli kelimelerin nağmesinde devam etsin istiyorum. Hal böyleyken; her daim kaldığı yerden, yargısız, sorgusuz, sualsiz devam eden konu komşu blog ahbaplığı oluyor eninde sonunda dönmeme sebep.

Biz 70 kuşağı ne çok şeyi bekledik de gelmeyen mevsimleri beklemek mi oldu acaba en çok acıtan? Ne kış kış gibi geçti, ne bahar bahar gibi. Yaz da yaz gibi olmayacakmış derler, El Niño sağ olsun sebep. İklimler bile trollüyör bizi bak, hüznümüze habire yağmurlar yağdırıp cahilliğimize gökkuşakları açtırarak.

Balkon sezonunu açtık sanki artık gerçekten bu defa. Güneş çapkın çapkın gösterse de arada yüzünü, rüzgar usul usul ben de buradayım diyor. Saha, pardon balkon, oturup yazmaya elverişli. Muhafızlarım ve ben hazır ve nazırız. Üzerimizde ayların kelimelerde demlenmişliği. Karganın gak demesiyle başlıyorum yazmaya. Muhafızlar ise önce kucak, sonra masa örtüsü kavgası yapıp ardından balkon kenarlarında fink atıyorlar bir süre. Arada kuşlara gırtlak senfonileri ile karşılık verip, güneş banyolarını da yaptıktan sonra her biri ayrı bir köşeye çekilip uyku mesailerine geri dönüyorlar.

Onlar uyur benim ADHD durur mu? Otur kalklarım arasına cümleleri sıkıştırıyorum. Bir kahve demliyeyim diye kalkıyorum, bakıyorum tuvaletteyim. Dışarıdan gelen motor sesi de dinmek bilmedi, şöyle bi dolanıp içerde geleyim diyorum, yapıp da yaptığımı unuttuğum kahveyi alıp geliyorum. E karnım da eksik kalır mı, acıkıyor. Öğlen olmuş da geçmiş bile. 

Makarna haşlanırken balkonda kedilerin dağıttığı geri dönüşüm poşetlerini toparlıyorum. Zihnimde biriken cümleleri alıp yerlerine yerleştirip mutfağa dönüyorum. Makarnanın suyu köpürmüş, taştı taşacakken tencerenin üzerine tahta kaşığı bırakmak suretiyle olaya müdahale ediyorum. Makarna salatasına en nihayetinde malzeme olacak, iki günlük haşlanmış tavukların kokusunu alan miskin köftehorlar uyanıp mutfak kapısında nöbete duruyorlar. Ganimetlerini bir oturuşta gömüp artık iyice ısınmış havadan kaçacakları yeni bir köşe arayışına geçiyorlar. Yüksekleri seven Köpük barbekü bacasının kenarını tercih ederken, Yuki kucağımı seçiyor. Bu seçim ikimize de duble sıcak olarak yansırken kendisinin bundan hiç şikayeti yok görünüyor. 

Hava iyice ısınıyor, artık bırak hafif rüzgarı yaprak kımıldamıyor. Muhafızlarım hadi artık bitir işini de gir içeri, biz de çökelim üzerine diyen acıklı bakışlar atıyorlar. Haklısınız diyorum. Bazen zamanında bırakmayı bilmeli insan. Ben Şaşkın, gidiyorum.



20 Eylül 2022 Salı

Bir Şaşkın Hikayesi


Bir Şaşkın hikayesi diye başladım söze
Lafı dolandırıp bağlayamadım bir yere
Ocakta var sulu köfte
Kelimeler gelse artık dile
Şaşkın Ozan yemeğin soğumasını beklerkene
Sıradaki yazı ADHD* ile 
mücadele eden tüm cengaverlere

***

Pandeminin yaman günleriydi kendisini Amazon Prime'da keşfettiğimde. Yurdum halkı yerlisini bile izlemişti de ben geriden geliyordum gene ama olsundu. Aile dinamikleri bu kadar mı güzel ve gerçekçi anlatılırdı? Günahları sevaplarıyla en kahraman babalar, ne yapsa yaranamayan çilekeş analar, ana babanın en iyisine de en kötüsüne de denk gelse günün sonunda nur topu gibi travmalara sahip olmayı başaran evlatlar, birbirini aynı anda hem sevip hem nefret eden kardeşler. Adı üstünde This Is Us, kıyısından köşesinden hepimizin hikayesiydi günün sonunda.


İlk dört sezonu bir çırpıda bitirip golü yine Amazon Prime'dan yedim. Beşinci sezonu geldi yok, altı geldi yok, final yaptı hala yok. Zaten topu topu üç beş tane içeriğin var Amazoncum yapma böyle şeyler diyorum, o da "o ka ekmeğe bu ka köfte Şaşkıncım, bu paraya bi kilo meyve alamazsın bu devirde" diyor. Kendisine hak veriyor, saygılarımı sunuyor, küresel güçlerce ahlakımı bozmak üzere görevlendirilmiş diğer platformda soluğu alıyorum. Lakin gökkuşağının altında hiç bi dizi de This Is Us'ımın yerini tutmuyor. 

Bir ara internetten şansımı denemeye kalktım. Aynı sahnede takılıp duran bölüm sonrası pes edip, elbet bir gün buluşacağız şarkısı eşliğinde ümitleri yine Amazon'a bağladım. Kim bilir ne kadar vakit, kaç dizi, ne kişisel dramalar ve de bir yaz ki fırtına gibi geçti sonrasında.

Geçenlerde bir süredir evimizin yeni gözdesi olan Disney Plus'ı kurcalarken bi de ne göreyim? Amazon beklete dursun eski dostum final sezonu dahil Disney'e gelmiş hoş gelmiş. Bir heves açtım, beşinci sezonda internetten izleyip de kaldığım bölümü buldum ve izlemeye başladım. Bölümü açarken aklımdaki internette bölümün yarısına kadar izlediğimdi, ama sanki tamamını da izlemişim duygusuyla bölümü tekrar izleyip bitirdim. Bu bölümü de izlemiş miydim ki diye diye beşinci sezonu tamamlayıp altıncı ve final sezonuna geçtim.

Bir pazar sabahıydı, gözümle birlikte tv'yi açtım ve izlemeye koyuldum. Bir bölüm izledim, duygular şelale. Bir ara verdim. Sonra tekrar açtım ama kaldığım bölümü unutmuşum. Alzaymer belasından muzdarip cefakar anamız son izlediğim bölümde trenin bir vagonunun adını bulmaya çalışıyor ama bi türlü bulduramıyor. Bölümlerden birinin adı da Tren. Şaşkın algoritması diyor ki tamam işte bak vagonun adını bulacak bi sonraki bölümde. Açtım bölümü izlemeye başladım. Alla allaa diyorum bölüm ilerledikçe; yönetmenim sen naaptın, tamam üç ileri iki geri anlatımınla kaç sezondur kurgu manyağı ettin bizi de, şimdi bunları anlatıyorsan, sezonun sonuna kadar ne anlatıcan. Bir sonraki bölümü izledim o gazla. Yönetmen yine bi takım spoylerler* veriyor ama normalde hiç yapmadığı şekilde. Nası yani diye diye izlerken ben, o bölüm de bitti. Bitmesiyle de "bu diziyi sevdiysen aha bi de bunu izle" diye öneri çıktı. Meğer sürü sepet spoyleri veren yönetmen değil benim şaşkınlığımmış. Oturup bi güzel son iki bölümü izleyip final yapmışım. E peki ben hangi bölümde kalmıştım ki aslında diye menüye döndüm. Aaaa daha üçüncü bölümdeymişim ya ben. Caaanım dizimin 18 bölümlük son sezonunu çatır çatır harcayıp, direkt finale bağlamışım. Açtım üçüncü bölümü seyrettim bu defa ama yine puzzle'da eksik parçalar var bende bazı sahnelerde. Olaya ancak dördüncü bölüm başında yer alan "önceki bölümlerde" sahnesinde ayılabildim. Zira bende öyle bir sahne hakkaten yoktu çünkü aslında ikinci bölümü de izlememiştim. İkinci bölüm, ardından dördüncü derken nihayet onbirinci bölüme gelebildim. Kısmetse bir kaç güne eksikleri tamamlar, belki bir paket mendil eşliğinde son iki bölümü de açar tekrar izlerim.




(Valide Sultan Özel Dip Not) Şaşkın Hanım ne diyor siz, anlamıyor ben... Bu ne ola ki dersen:

* ADHD: Ebeveyn dilinde "Hanım, olmadı bizim bu çocuk", tıp dilinde "Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)" 

* Spoyler (aslı spoiler): Böyle bi filmde ya da dizide olacakları münasebetsiz birinin daha sen izlemeden anlatıp da tadını tuzunu kaçırması.

14 Ocak 2022 Cuma

Şaşkın'ın Beyin Algoritması

Bu aralar biraz normalimin üzerinde yoğunum. Bir takım güzel değişikliklerin yarattığı vakitsizlik söz konusu. O kısımlara daha sonra geliriz elbet. Bu süreçte buraları yine dutluk halinde bırakmamak için vakit buldukça taslaklar klasörüne dalayım diyorum. Yazıp yazıp atmışım kenara, onların da hakkı değil mi gün yüzü görmek? Misal "gidişim suskun olmuştu ama dönüşüm inanıyorum muhteşem" temalı yazım bunlardan biriymiş, Hakkımda sayfasında buldu yerini geçenlerde. 

Haydi gelin o zaman; standart bir Şaşkın'ın beyin algoritmasını tariflediğim mini maceramı paylaşayım şimdi sizinle, taslaklardan. :))

***

Bir heves bilgisayar başına oturdum. Bahçe Bitkileri göz kırptı. Hadi seninle devam edelim, hatta bi değişiklik olsun, kitabın pdf'sini açayım da oradan bir üniteyi tam tekmil okuyayım dedim. Koca kitapta ünitelerden ünite beğenemedim, en sonuncusu Organik Bahçe Bitkileri Yetiştiriciliğinde karar kıldım. Daha birinci sayfada Birleşmiş Milletler Tarım Gıda Örgütü (FAO) yazıyordu. En son BM Genel Sekreterinin adını bilmediğimi fark ettim ve ona hayıflandım. Sen eskiden hep bilirdin, üniversiteye girişte özel yetenek sınavında sordulardı da yanındaki kıza kopya bile vermiştin hatta; ne oldu sana Şaşkınım dedim. Kendimi bi anda önce mevcut Genel Sekreterin adını (Antonio Guterres'miş kendisi) ve hemen ardından eski başkanların tarihçesini araştırırken buldum. 1945'ten bu yana ilki gayrı resmi, toplam on tane BM Genel Sekreteri olduğunu ve Bıyıklı Milleti'nin hepsini yine erkek cinsinden seçtiğini görüp, yine içlendim. Neyse ki tevellütümün yettiği, bundan önceki dört başkanı biliyormuşum, içim biraz rahatladı. 

Sayfayı tam kapatıp ders çalışmaya dönecektim ki BM Genel Sekreterleri ile ilgili bir istatistik tablosu (tablonun linki burada) ilişti gözüme. Tabloda GS'lerin yaş istatistiği de vardı ve görünen o ki bu beyefendilerin yaşam süreleri ortalaması inanılmaz yüksekti. Meraklı Şaşkın hiç orada durur mu? Ortalamayı düşüren Danimarkalı Hammarskjöld (56) ve Burmalı halefi U Thant'ı (neredeyse 66) merak ettim bu sefer de. Halef ve selefleri Gılgamış'ın sırlarına ermişken bu iki beyefendiye ne olmuştu da bu kadar erken ayrılmışlardı aramızdan? İlki görevinin başında, nedeni şaibeli bir uçak kazasında ölmüştü, diğeri tam emekliliğinin baharında, akciğer kanserinden. Uçak kazasının öncesi, sonrası konularına girmek üzereyken tüm sekmeleri kapatıp, bulunmam gereken gerçekliğe geri döndüm. 

Tüm bu bilgileri bana-faydası-ne-bilmiyorum-ama-bir-gün-lazım-olur-gereksiz-bilgiler klasörüme kaydettim; önümüzdeki günlerde konunun daha derinlerine girip kaybolmamak için dosyayı zip'ledim ve Ekampüs'e geri döndüm.

Evet itiraf ediyorum, sonra kendimi tutamayıp tekrar geri döndüm gugıl dedektifçiliğine ama hikayeyi de bir noktada sonlandırmam gerekiyordu; böyle güzel oldu. :))


Etiketler

#100.Yıl #29Ekim (1) #8mart (1) #accelerateaction (1) #ağacımadokunma (1) #AilemizinGurusu (1) #anılar (8) #ArtRecreation (1) #ayrıyazılır (1) #bavulculuk (2) #benimadam (2) #BigSis (1) #bing #ai (1) #Caillou (1) #canımbabam (1) #coronatürmort (1) #Covid19Günceleri (3) #Dark (2) #dikkateksikliğisendromu (4) #doğruyazınkardeeeşim (1) #doğumgünü (3) #dünyakadınlargünü (1) #GameofThrones (4) #GeorgeR.R.Martin (5) #GiveToGain (1) #göçebe (6) #göçmenkadınlar (1) #gurbetçilik (7) #hemşire (1) #hemşirelik (6) #Hıdırellez (2) #IWD2026 (1) #içindenalmanyageçenyazılar (5) #İçindenAlmanyageçenyazılar (3) #içindenciddiyetgeçenyazılar (20) #içindenfilmgeçenyazılar (2) #içindenhüzüngeçenyazılar (2) #içindenistanbulgeçenyazılar (5) #içindenizmirgeçenyazılar (8) #İçindenMatrixGeçenyazılar (14) #içindenmizahgeçenyazılar (70) #içindenmutlulukgeçenyazılar (8) #içindenromanyageçenyazılar (2) #içindenşarkısözügeçenyazılar (33) #içindenşiirgeçenyazılar (17) #ileridönüşüm (2) #kafamaneredenesersekuşağı (5) #karantinahalleri (3) #Kayu (1) #kedigünlükleri (4) #kendimenotlar (8) #kim-olduğunu-bilirsin-sen (5) #küçükbirader (2) #küçükergen (9) #küçükkankam (7) #küçükördek (20) #lakap (1) #lost (1) #Marduk (2) #mercekbulut (1) #mim (10) #mindfulness (1) #mutluluk (3) #mylittlefeltstuff (4) #özürdilerimsezenaksu (1) #RIP (11) #seçmesaçmalar (1) #sevgiligünlük (1) #sevgililergünü (2) #SeziKalkavan (1) #soneryalçınlütfenbanakızma (1) #sonhavabükücü (2) #sonsuztemizlikdöngüsü (5) #şaşkın (42) #ŞaşkınınADHDGünlüğü (7) #ŞaşkınınAÖFmaceraları (10) #ŞaşkınınBayramÇelıncı (4) #şaşkınınsevgililergünüdileği (3) #şaşkınjunior (1) #şaşkınmutfakta (6) #şaşkınya (1) #tatil (1) #telekom (1) #uykusuzluk (1) #ValideSultan (18) #vallahidebunlarhepmizah (1) #yapayzeka (2) ArtRecreation (1)