Sayfalar

#kim-olduğunu-bilirsin-sen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#kim-olduğunu-bilirsin-sen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Aralık 2021 Cuma

Şimdi Okullu Oldum - Bölüm 2



ÖNCESİ

...
Ben şarkımı söyler, "ha bugün, ha yarın, oldu olacak yarından da yakın, ders çalışmaya başlaman lazım a Şaşkın" nameleri dilimde dolanıp dururken müdahale, iç sesim sandığım, Matrix'teki Sahip'ten geldi.

- Bana bak Şaşkın, o kadar konuşup zırladın. Ben yoğmuşum da, güncelle beni Sahipcim de... Ben de "peki o zaman bir şans daha Şaşkın'a" diyerek Büyük Patron'la müzakereleri yaptım, son bir güncelleme daha aldım sana. İşe de artık-yoğmuştur-üniversite-bölümünü gelecek vaadeden bir bölümle güncelleme ile başladım. Ya sen ne yaptın? Hala bi aylaklık, bi ciddiyetsizlik, bi kendini bilmezlik. Otur oturduğun yerde ve ders çalış! Yoksa biliyorum ben sana yapacağımı..."

Dedi ve "koku yeteneğimi" devre dışı bıraktı.

***

Filmi burada bir kaç gün öncesine sarıyoruz. İki gün kadar süren hafif bir burun tıkanıklığı ve hapşırık nöbetinin nedenini bir kaç gecedir kendini kolumun altından yukarı, neredeyse ağzımın içine kadar sokmak suretiyle yerleştiren, yaşı minnak, kendi azman kediciğimiz, ailemizin küçük canavarı Yuki'ye bağlı alerjiye; bir gün kadar sürüp geçen hafif bir hasta mı oluyorum ben hissiyatını da buz gibi havada kapı pencere açık uyumaya bağlamışım. İki antihistaminik, iki parasetamol derken zımba gibi de kalkmışım ayağa. Ne hastalık emaresi kalmış ne burun tıkanıklığı. 

Sabah ilk iş koştum mutfağa. Bir gün önceden fermente olması için hazırladığım çiğ karabuğdayları artık ekmeğe dönüştürmem lazım. Fermente işlemi daha önceden bildiğim, yaptığım bir şey değil. Tarif takibi ve ekmek yapımı desen, yeteneğimin boyutlarını şuralarda bak hep anlatmışım.

Ama tarifi defalarca izlemişim; kararlıyım, biliyorum bu defa başaracağım! Deneye deneye olmayacağını sonunda kabullenip, pes ettiğim yoğurt mayalama maceralarımda kullandığım örtüye özenle sardığım, fermantasyon sürecini çoktan tamamlamış olması gereken, çiğ karabuğdaylarımı çıkardım. Tarifin sahibi tatlı tatlı anlatıyor böyle "sürecin sonuna doğru ekşimsi bi koku geliyor, bu normal" diye ama benim karabuğdaylarda değil ekşimsi, hiç koku yok. "Tabii yaaa, hava soğuktu ya, üşüdü benim karabuğdaycıklarım, aktive olamadılar gariplerim" diye teşhisi koydum en araştırmacı geliştirmeci, en bilmiş halimle.  Kendi dediğime baya bi ikna olduktan sonra, "ziyan olmasın yavrucaklar, fermente olduğu kadar artık" diyerek tarifin sonraki adımlarını da tamamlayıp, müstakbel ekmeğimi fırına attım. Tarifin iki saatlik bir pişme süresi var. Yine tarif sahibinin minnoş minnoş betimlediği "fırında pişen o sıcacık ekmeğin mis kokusuyla, tüm eve yayılan hoş duyguların" heyecanıyla beklemeye koyuldum. 

🎶  🎶🎶

Saat birrr, yoksun... 
Bir buçuk, yook... 
Bir kırkbeş, iki, hadi pişti
pişecek ekmeek
Ve belkiiii, kim biliiir? 
Teeest yaptırırım.
Pozitif çıkar
Oturur ekmeğimi yerim
Tadı da gelmez
Veee belkiii, kim biliiiiirrrr... *

🎶 🎶 🎶 

Bu fermantasyon kesin olmamış bak, pişerken de koku gelmiyordan, laaan yoksa adı batasıca, evlerden ırak Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen mi oldum bene geçişim, evde koku veren asetonu, çamaşır suyu, yumuşatıcısı, ne var ne yoksa burnuma dayayıp, hiç birinin kokusunu alamayınca oldu.

Sonrası test yaptır, sonucu beklerken bir kaç gün önce görüştüğümüz küçük kız kardeşten gelen "test yaptırdım, pozitif çıktım ben" telefonu, ardından bu defa laboratuardan gelen "pozitifsiniz, hadi size geçmiş olsun" mesajı ile başlayan çılgın bir telefon trafiği, 14 gün karantina, istiklal marşı ve Küçük Ergen'in odasına çökme yoluyla kapanış.

Sen kalk pandeminin en alevli zamanında uluslar arası ev taşı; sıfırdan ev kur, bu sırada girip çıktığın yerlerin ve eve girip çıkanın haddi hesabı olmasın ama tüm bu süreçte değil hastalanmak, bir kez test bile yaptırmak zorunda kalma. Sonra böyle en olmayacak zamanda, ilk defa yaptırdığın testin pozitif çıksın. Tam Şaşkınlık hareket. 

Neyse ki, Türeci & Şahin çiftinden binlerce razı olsun; yaş haddimi doldurur doldurmaz açmışım kolumu, olmuşum kapı gibi çift aşımı. Koku kaybı dışında çok şükür hiçbir semptomum yok, maşallah yediklerimin tadı, tuzu, iştahım bile yerinde ama evdekileri riske atmamak için yapacak bir şey yok, ben yukarıda onlar aşağıda, karantina şartlarında geçireceğiz bu iki haftayı.

Fırsat bu fırsat, boş boş geçmez bu karantina; hayat sana ders çalış diyor, çalış Şaşkın çalış ara gazıyla oturdum bilgisayarın başına.

Devam edecek...


Gelecek bölüm:
Domates, biber, patlıcan ekicem sanan Şaşkın'a Mendel ve bezelyeleri şoku!


Beklerken bi göz atmak istersen:

Önceki Bölüm: Şimdi Okullu Oldum - Bölüm I

Kaygısız Çırak

Dinlemek istersen:

* Nazım Hikmet ve Zülfü Livaneli'ye saygıyla. Saat Dört... Yoksun

Denemek istersen:

Fermente Karabuğday Ekmeği Tarifi



1 Aralık 2021 Çarşamba

Şimdi Okullu Oldum - Bölüm 1

Tam kaldır bak kafayı azıcık, hemen yukarıda ve hatta hemencik sağ sütunda yazdığı; yakından tanıyanların da fevkalade iyi bildiği üzere "merak" bu Şaşkın'ın en meşhur özelliklerinden biri.

Bir "hayat ki merak ettiklerimi öğrenmek için çok kısa", o zaman hiç durmadan öğrenmek lazım...

Öyle çocukluğumuzun meşhur Meraklı Melahat'ı gibi, kim-kiminle-ne yaptı-kim gördü-ne dedi tarzı bir meraklılık hali değil benimkisi.  Herkesin yaptığı kendine nihayetinde. Bir nevi bilgi oburluğu ve herhangi bir konuda merakım bıdıklandı mı durdurulamaz bir araştırma tutkusu. Bu bir hediye mi yoksa lanet mi emin değilim. Lakin bu türlüsü de gri hücrelerde aşırı yükleme yapmak suretiyle biraz yıpratıcı olabiliyor.  

Çok şükür ki internet çağında yaşıyoruz. Bulandan, geliştirenden her türlü razı olsun, onu Sergey, Larry benim için kodlamış canıııım Gugılım her şeyim sayesinde bilgiye erişim artık parmaklarımızın ucunda. Bu nasıl bulunmaz bir nimetse aynı zamanda büyük de bir paradoks benim için aynı zamanda. Kendimi durduramayıp o neymiş, bu neymiş diye diye her dakika gerekli gereksiz her şeyi gugıllamaktan kendimi alamıyorum bu defa da. 

Bu bitmez merak ve araştırma tutkusunu bari bir yere kanalize edeyim, getirisi de ikinci bir diploma olsun, zaten ilk diplomada yazan bölüm de artık yoğmuştu, bi güncelleme atmalı, işleyen gri hücrecikler alzaymırlanmaz ve daha bir sürü  içsel ciyaklamalar eşliğinde kendimi AÖF ikinci üniversite sistemine kayıt ettiriverdim bir süre önce. 

Bu aslında yıllardır istediğim ancak araya Romanya girince, orada sınav merkezi olmadığı için, ertelediğim bir projeydi. Yıllar içinde pek çok yeni bölüm eklenmiş sisteme. İster iki yıllık, ister dört yıllık seç beğen al listeden. Giriş sınavı stresi de yok.  Ohh miss... 

Tek sıkıntı bünyedeki diğer etken, kararsızlık. Hangi birini seçsem ki, bu güzele benziyor, yok yok bu sanki daha çok gelecek vadediyor,  yaa ama bu da çok ilginç görünüyor derken derken seçenekleri ikiye düşürdüm ya da düşürdüğümü sandım. 

Kayıtlar başladan önceki günün sabahı kendimi kaptırmış, tam gaz tempolu yürüyüşümü yaparken "gelecek tarımda" dedi bi ses aniden. "Git bak hele, kesin tarımla ilgili bir bölüm de vardır" diye de ekledi. Sağıma, soluma baktım kimseler yok. Gaipten henüz kimseyle tanışıklığım da yok, olsa olsa iç sesimdir bu, onun da bi bildiği vardır elbet dedim ve kendisini dinleyip bölüm listesine tekrar göz attım. 

            Varmış iç sesimin gerçekten bi bildiği, 

            geleceğin mesleği Tarım Teknolojileri!

            Evet, bu kesin göklerden bir işaret 

            bu bölüm okunacak, son kararım nihayet!

Kayıt için gerekli prosedürleri bir çırpıda tamamlayıp sonucu kamu oyuyla paylaştım. Tepkiler karışıktı.

- "Yaaani sen bilirsin tabii, pek benlik şeyler değil bunlar" dedi Benim Adam.

- "Harika!" dedi ve mezuniyet sonrası kariyer planlarımı sordu Ailemizin Gurusu Büyük Hemşire.

- "Çok sıkıcıııı! Daha güzel bi bölüm bulamadın mı?" dedi Küçük Ergen.

- "Güzelmiş, biz de arıcılık mı okusak? Sen cherry domates ekersin, bizim arılar da polenler" dedi Küçük Birader.

Ve bölümden bağımsız çok, çok sevinip mutlu oldu Valide Sultan. Bilirim ki oto sanayiye çırak girdim desem, o yine sevinir, kıvanırdı. Yeter ki okusun, öğrensin yaşı ne olursa olsun çocuklar!

Ben şarkımı söyler, "ha bugün, ha yarın, oldu olacak yarından da yakın, ders çalışmaya başlaman lazım a Şaşkın" nameleri dilimde dolanıp dururken müdahale, iç sesim sandığım, Matrix'teki Sahip'ten geldi.

- Bana bak Şaşkın, o kadar konuşup zırladın. Ben yoğmuşum da, güncelle beni Sahipcim de... Ben de "peki o zaman bir şans daha Şaşkın'a" diyerek Büyük Patron'la müzakereleri yaptım, son bir güncelleme daha aldım sana. İşe de artık-yoğmuştur-üniversite-bölümünü gelecek vaadeden bir bölümle güncelleme ile başladım. Ya sen ne yaptın? Hala bi aylaklık, bi ciddiyetsizlik, bi kendini bilmezlik. Otur oturduğun yerde ve ders çalış! Yoksa biliyorum ben sana yapacağımı..."

Dedi ve "koku yeteneğimi" devre dışı bıraktı.

Devam edecek...


Beklerken tekrar bi göz atmak istersen:

Olmak ya da Olmamak


18 Kasım 2021 Perşembe

Olağan Şaşkınlıklar

İki pozitife bi sınıf kapama kampanyası üzeri ara tatil derken, Küçük Ergen'in  günlerdir heyecanla beklediği voleybol antremanları bu sabah tekrar başladı.  Dört yaşından beri kendisini o sporu senin, hadi balesi, müziği, dil kursu, atölye çalışması ve dahası da benim olsun götür, sıcağında soğuğunda bekle, getir derken iyice profesyonelleşmiş "araçsız-Uber anne modumu" aktive ettim. Bi çözüp de tamir edemedik neden, geç kalma fobisi sahibi çocuğun hadi hadi dürtmeleriyle taksiyle 10 dk mesafedeki okula 45 dk önceden yola koyulduk. 

Okula vardığımızda bir buçuk saatlik bekleme sürem kemiksiz ikiye çıktı haliyle. Eve gidip gelmem için kısa, okulun civarında, amaçsızca beklemem için uzun bir süre. En iyisi yakınlardaki alışveriş merkezine gidip, ufak tefek işlerimi halletmek. Hem terası da var açık havada oturup soluklanmalı.

Hazır en favori mağazalarımdan biri de var bu avm'de. Günlerdir aklımda oradan kahve almak. Bir iki gün önce internet sitelerine baktığımda aradığım filtre kahve stoklarında yoktu ama çekirdek kahvede çok güzel bir indirim vardı. Hiç olmadı ondan alır atarım biraz kenara. Malum kahve fiyatları tüm dünyada uçmuş vaziyette, memleketteki şahane döviz kurları da cabası. AVM yollarında ya bunlar içip içebileceğimiz son kahvelerimiz olursa, az stok yapmak lazım diye içlene içlene yürürken bir baktım ki mağazanın içindeyim. AVM daha yeni açılmış, mağazada bir tane çalışan, bir de ben varız. Çamlıca Tepesinde sevdiceğine koşan Hülya Koçyiğit gibi koştum kahve reyonuna. Aman Allahım, ne kadar mesudum! Filtremin ince gülü hemen oracıkta, raflarda. Hemi de indirimli fiyatıyla! Bu kahvenin bildim bileli hep iki fiyatı var. Biri normal etiket fiyatı, diğeri indirimli. Paterni henüz çözmeye vakıf olamadım ama mağazaya bir gidişimde normal, ertesi gün indirimli fiyata denk gelebiliyorum, ya da bir mağazada indirimliyken diğerinde etiket fiyatıyla satılıyor olabiliyor. O nedenle indirimli fiyata denk geldiğim zamanlarda almayı tercih ediyorum hep. Hoş bu ara piyasadaki diğer markalarda fiyatlar öyle arttı ki normal etiket fiyatına bile razıydım bu defa. Niyetim üç paket kadar almak ama arayıp fikrini sorduğum Benim Adam kendisinden hiç tahmin etmediğim bir şekilde "altı paket al  istersen" deyiverince bir anda kendimi 500 gr'lık altı paket kahveyi sepete atmış buluverdim. Öyle ya seçmişim arka sıralardan özene bezene son kullanma tarihi en uzun tarihli olan paketleri; ya sonraya bırakırsam ve mazallah ben geri dönene kadar mağaza yağmalanır ve ben kahvesiz kalırsam, di mi ya?

Ödemeyi yapıp aldıklarımı alışveriş çantama doldurduğum an, yediğim haltla da yüzleştiğim an oldu.  Elimde üç kilo kahve artı aldığım bir kaç ıvır zıvır - favori mağazamdan tek kahve alıp çıkacak değildim elbette :)) ve üzerine montu, hırkası derken dört kiloya yakın bir poşet ve daha geçirmem gereken bir buçuk saat.  O da yetmez okula dönüp çocuğu almam, yemek yedirmem oradan da hastaneye götürüp taze taze girilmiş 12. yaş hediyesi olarak, adı batasıca, evlerden ırak Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen Virüsü aşısı yaptırmam lazım. Ve sen tüm buralara, ki yaklaşık 3 km kadarlık bir parkur,  omzunda koca poşet, yürüyerek gideceksin biliyosun di mi a Şaşkın?

En iyisi mi dolanırken içerim diyerek aldığım şu iki şişe suyu bitireyim çabuk çabuk da, yüküm hafiflesin azıcık dedim. Kahveleri demleyip içemeyecektim nihayetinde. Terasta feril ferah oturup suları tüketmeye çalışırken, madem gezemeyip oturuyorum boşa geçmesin zaman düsturuyla AÖF mobil uygulamasına giriş yaptım. Yakın bir zaman önce dertsiz başına durduk yere dertler açmıştı madem, boş oturmayaydı az ders çalışaydı bu Şaşkın. Sayfayı bir açtım ki gördüğüm ilk şey stresime stres ekledi. Aha da nedeni aşağıda! Şu an en ihtiyacım olan şey de bir sınav geri sayım sayacıydı zaten. Tişikkirler AÖF!



Bu şokun üzerine ders çalışma hevesim artacağına kaçacak delik aradı. Oturdum blog yazdım. Yarım kaldı, yayınlayamadım. Gittim çocuğu okuldan aldım, yemeğiydi, aşısıydı, amanın bi de voleybol müsabakası için sağlık raporu mu lazımmıştı, ya bu kuru fasülye niye böyle tatsız olduydu, bitmek bilmez çamaşırıydı, şu koridoru bi de mutfağı viledalayıverdim mi tamamdı derken gün bitti.

Tik tak, tik tak... Sayaç acımasızca geriye saymaya devam ederken Mendel'i, bezelyelerini ve yine ders çalışmamak için yaptıklarımı düşündüm, gözlerim kapalı. 




8 Mayıs 2021 Cumartesi

Ah Bir de Spor Yapsam! Yaba daba daba dibi dibi dum

Tanıyan eş, dost iyi bilir. Sporla ilişkisi meditasyon düzeyinde bile mesafeli narin bedenimde ağır sporcu yaralanmaları şu hayatta bildim bileli alameti farikam. Tez canlılık, kardeşi sakarlık ve kankaları hor kullanım da birinci dereceden failleri.

İki bacak, bir kolda; kırık, stres kırığı, bağ zedelenmesi, menisküs başlangıcı, incinme, burkulma, tenisçi dirseği, liste böyle uzar giderken simetriyi tamamlamak gerekiyordu ki sol omzum da hani bana hani bana dedi epey uzun bir süre önce. 

Alışık olmayana pek çekilir bir ağrı değildi de işte; hem karşısında yılların tecrübesi vardı hem de adı batasıca Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen Virüsü bizi evlere hapsetmiş, sağlık sistemini kilitlemişti. Home made reçeteler, evin demirbaşı kremler, jeller derken gün geldi o eşik geçildi, tıbbi destek almak şart oldu.

"Bisipital tendinit bu" dedi Aile Hekimi. "Bu ilaçları kullan hele, yine de iyileşme olmazsa, ortopediye gidersin, bir iğne uygularlar bölgeye. "

Yine ilaçlar içildi, jeller sürüldü. Geçici bir rahatlama oldu. Bir üç ay da böyle geçti ama ağrı kendini durup durup, yayıldığı bölgeyi de genişlete genişlete, hatırlatmaya devam etti. Ertele ertele nereye kadar; en nihayetinde, ortopedinin yolunu tutma zamanı da geldi. 

"Böyle sesler gelir mi hep" dedi doktor muayene ettiği sol kolumdan gelen katur katur sesler üzerine. "Bilmem ki" dedim, "farkında değilim." 

Ben omuz çukuruma yapılacak iğne fikrine kendimi hazırlamışken; "önce bir MR çekelim" dedi arkasından. O MR ki korkulu rüyam. MR'ı gösterip iğneye razı etse tercih ederim ama elimde sevk kağıdı, kendimi önce MR odasının önünde, sonra da MR cihazının içinde buluverdim bir anda. 

Neyse ki hem cihaz açık MR'mış hem de 12 dk'lık bir işlem. Ayılıp bayılmadan, "hanfeendi bi sabit durur musunuz lütfen, hareket ettiğiniz için baştan başlamamız gerekiyor" uyarısı almadan içinden çıkmayı başardım.

MR sonucumda bi takım yırtıklar, mebzul miktarda ödem, az biraz da kireçlenme tespit eden doktor bey vakayı Rotator Kuf Sendromu olarak raporlamadan önce sordu (ya da post MR stresi ile ben öyle hayal ettim):

- Sizin branş gülle miydi Şaşkın Hanım?

- Gülle? Yok, benimki bavulculuk.

- ???

- Gelecek vaat eden, yeni bir branş bizimki. Biri mental, diğeri fiziksel; iki aşamalı bir spor dalı.

- İlginç, duymamışım daha önce. Biraz bahsedebilir misiniz lütfen?

- İlk aşama mental etap. Ya da namı diğer Memleketi sığdırdım 23 kiloya, selam olsun gurbet eline bavulu hazırlık etabı. Strateji ve matematik becerisi epey kritik bu aşamada. Benimki "bir yetişkin artı bir küçük çocuk" kategorisi. Kişi başı 15 kg kargo, artı 8'er kilo kabin bagaj hakkını sonuna kadar vermek ama bunu yaparken taşınabilir boyut ve adette bavul planlamasını gerektiriyor.  

İkinci aşama fiziksel etap. 30+16 kilo bavul ve sırt çantası kombinasyonu ile havaalanına erişmek; bavulları omuzlayıp güvenlik bandına yüklemek, indirmek, 30'unu kargoya teslim etmek, 16'sını uçağa kadar taşıyıp kabin dolabına tıkıştırmaya çalışmak. Tüm bunları yaparken çocuğu bir yerlerde unutmamak. Gerektiğinde onu da taşımak. Uçaktan inişte aynı işlemi bu defa tersine yapmayı içeriyor.

Strateji önemli demiştik ya battal boy bavulda maksimum kilo taşımaya çalışmak da işte böyle sevimsiz sonuçlara sebep olabiliyor.

- Anlıyorum. Gerçekten de gelecek vaat eden bir spormuş. Özellikle bizim açımızdan. (Biz bu hanımla daha çook görüşürüz. - Doktor iç ses)

Ah bi de spor yapsam! Yaba daba daba dibi dibi dum...


* Bu yazı; gelecek vaat eden bavulculuk sporuna gönül vermiş, dünyanın dört bir yanına yayılmış #gocmenkadinlar'a ithaf edilmiştir. <3




28 Nisan 2021 Çarşamba

Aç, Kapa

Tam "uzun hafta sonu uzun hafta sonu olalı böyle zulüm görmedi" diyerek yeni yazıya girizgah yapmışım.  Üç günlük eve kapanmanın, bünyedeki yan etkilerini masaya yatırıp teşhis ve tedavisi üzerine bir takım önemli tespit ve önerilerde bulunacağım ki ak tuğralı saraybeyi haykırdı: daha da kapanıyoruz!

Evden çıkmaya çıkmaya monotonluktan devcileyin bir keşküle dönüşmüş beynim nafile bir çabayla gündemin hızına yetişmeye çalışırken; bir potansiyel yazı daha ben ikinci cümleye başlayamadan demode oluverdi. 

Halkımız Whatsapp gruplarında "acaba bu sefer neleri kapatmamışlar" sorusunun cevabını arar dururken baktığım ilk şey "ne olacak bu çocukların durumu" oldu elbet. Çünkü bir anne olmak bunu gerektirir.

Gürültü polisi komşu teyzeler, emekli amcalar sizlere kötü bir haberim var. Görünen o ki yepis yeni Türk tipi tam kapanma modelimizde çocuk ve gençlerin oturdukları sitenin bahçesine dahi çıkması yasakmış. Site yönetimleri de bu işin kontrolünden mesul. 

Yetmez bence, elektronik kelepçe de takalım. Kapıdan adım atan velede verelim elektriği. Uslu duranları 20 gün sonra ödül olarak AVM'ye götürürüz.  Ağaç yaşken eğilir. Milli ekönömimize faydalı vatandaşlar olmayı bir an önce öğrensinler. Yok öyle açık havada boş beleşe çimlerde yuvarlanmak.

Acaba diyorum su şebekesine az biraz antidepresan katıverseler de milletçek hafif bi gevşesek fena mı olur? Sadece soruyorum. :)






Etiketler

#100.Yıl #29Ekim (1) #8mart (1) #accelerateaction (1) #ağacımadokunma (1) #AilemizinGurusu (1) #anılar (8) #ArtRecreation (1) #ayrıyazılır (1) #bavulculuk (2) #benimadam (2) #BigSis (1) #bing #ai (1) #Caillou (1) #canımbabam (1) #coronatürmort (1) #Covid19Günceleri (3) #Dark (2) #dikkateksikliğisendromu (4) #doğruyazınkardeeeşim (1) #doğumgünü (3) #dünyakadınlargünü (1) #GameofThrones (4) #GeorgeR.R.Martin (5) #GiveToGain (1) #göçebe (6) #göçmenkadınlar (1) #gurbetçilik (7) #hemşire (1) #hemşirelik (6) #Hıdırellez (2) #IWD2026 (1) #içindenalmanyageçenyazılar (5) #İçindenAlmanyageçenyazılar (3) #içindenciddiyetgeçenyazılar (20) #içindenfilmgeçenyazılar (2) #içindenhüzüngeçenyazılar (2) #içindenistanbulgeçenyazılar (5) #içindenizmirgeçenyazılar (8) #İçindenMatrixGeçenyazılar (14) #içindenmizahgeçenyazılar (70) #içindenmutlulukgeçenyazılar (8) #içindenromanyageçenyazılar (2) #içindenşarkısözügeçenyazılar (33) #içindenşiirgeçenyazılar (17) #ileridönüşüm (2) #kafamaneredenesersekuşağı (5) #karantinahalleri (3) #Kayu (1) #kedigünlükleri (4) #kendimenotlar (8) #kim-olduğunu-bilirsin-sen (5) #küçükbirader (2) #küçükergen (9) #küçükkankam (7) #küçükördek (20) #lakap (1) #lost (1) #Marduk (2) #mercekbulut (1) #mim (10) #mindfulness (1) #mutluluk (3) #mylittlefeltstuff (4) #özürdilerimsezenaksu (1) #RIP (11) #seçmesaçmalar (1) #sevgiligünlük (1) #sevgililergünü (2) #SeziKalkavan (1) #soneryalçınlütfenbanakızma (1) #sonhavabükücü (2) #sonsuztemizlikdöngüsü (5) #şaşkın (42) #ŞaşkınınADHDGünlüğü (7) #ŞaşkınınAÖFmaceraları (10) #ŞaşkınınBayramÇelıncı (4) #şaşkınınsevgililergünüdileği (3) #şaşkınjunior (1) #şaşkınmutfakta (6) #şaşkınya (1) #tatil (1) #telekom (1) #uykusuzluk (1) #ValideSultan (18) #vallahidebunlarhepmizah (1) #yapayzeka (2) ArtRecreation (1)