Sayfalar

#küçükördek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#küçükördek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ocak 2023 Pazartesi

Güne Yazılan

Sevgili Günlük,

Yokluğumda hiç kitap okumadım. Çokça çalıştım. Çok, çok yazdım, ve hatta rüyalarımda bile. Hepsi ciddili konulardı, yerini dolduramadı; kendimden sıkıldım, seni özledim. Arada maniler düzdüğüm oldu da taze yaşanmışlıklara, kalemim aklıma yetişip beni sana getiremedi. Güzellerdi de halbuki, kesin severdin. 

Yeniden öğrenci olmuştum ya hani; kaşla göz arasında, nasıl oldu anlayamadan, ikinci yılını yarıladım. Haklısın, okul maceraları serisi hızını almış gidiyordu, yazsam ne iyi olurdu da işte, olmayınca olmuyor. Ya da nicedir her türlü konuya uyarlamaya çalıştığım beş yaş Küçük Ördek felsefesi ve ifadesi ile "arkadan gelemezsen önden geleceksin Elif, yapcak bişiy yok." Aha beş yaş dedim bak, burası çokenemli. Türkçenin elastikiyetine girmeyesin cık cık. Küçük Ördek burada denize çağırdığı, ancak annesi arkadan gidersin diyip gitmesine izin vermeyince "arkadan gelemem" diye ağlanarak serzenişte bulunan arkadaşına inceden ayar vermektedir. Önden yazamadım işte ve hatta arkadan da, yapcak bişiy yok, şimdi iliştirsem buraya bir iki kelam... Fitopatoloji, entomoloji falan okuyacaksın, bi de üstüne seveceksin deseler inanmazdım belki ama ne yalan söyleyeyim hoşuma da gitti. Keşke bi de çalışsaydım az biraz. Yine yine yeniden son güne bırakılan, dur bi çıkmış soruları çalışayım, iki şarkı, bir türkü ile ezberler yapayımla girmeyeydim finallere. Bi de notlarımı ikinci defa bakma şansı bulamadan Yuki'ye yedirmeyeydim...

Şimdi bunu örgün öğretimde hocaya istesen de anlatamazsın.
-Ödevin nerde çocuğum? -Kedi yedi örtmenim. -Evladım dalga mı geçiyorsun sen benimle?:))

"Sadece emin olduğun ve geçmene yetecek kadar soruyu yap ve çık, gerisini kurcalama" diye diye bi hal olan iç sesimi en nihayet bu son sınavda pek bi dinledim sanki. Hatta biraz fazla dinledim. Dinlemeyeydim hissi kablel vuku yöntemi ile yapıştırıp geçeceğim garanti bir kaç sorunun tahmin ettiğim cevabı sonradan doğru çıktı da, son anda dayanamayıp bırkaladığım tek soru taktir edersin ki yanlış çıktı. 

Evde asayiş genelde berkemal. Kediler hala kavga ediyor. Yuki hala şişman ve yaramaz, Köpük ise zayıf ve üzerine orta yaş durgunluğu çökmüş bir kontes. Evimizin müstakbel ergeni artık resmen ergen. Kapalıdır her daim odamın kapısı, saçlarım şekil, üst başım kombin, ben bilirim bilirim...

Geçen bir mercek bulut ki tüm şehri ayağa kaldırdı. Uzaylılar gelse inan bu kadar konuşmazdık. Keşke gelselerdi, tüm dünyayı kabus gibi saran iki senenin üzerine bi de dünya gözüyle onları göreydik diye düşünmedim değil ama gezegenleri ve hatta galaksileri aşıp da gelecek kadar akıllı canlıların burada ne işi olurdu? Altı üstü bulutmuş, gene göremedik zatı şahanelerini. Olsundu, kısmetse bi sonrakine.

Peki ya insan eliyle üretilen pek çok şeyin eril fallik formuna karşılık doğanın her seferinde buna dişil bir enerjiyle cevap vermesine ne demeli?

Valide Sultan geldi bi de, evimiz şenlendi. Nicedir yemek pişmeyen evimizden yemek kokuları yükseldi. Yalnız sabah sabah yatakta en picamalı ve kedili halimle beni feysbuk sıtorilerinde paylaşmayaydı iyiydi. O hiiiç bişi yapmamış, bi tek resme dokunmuş ne olduysa kendiliğinden olmuşmuş. Sadece bir görüntüleme ile kurtardık kurtarmaya da buradan sayın yetkililere seslenmek isterim: Rici idirim, Feysbuk anneleri kapatılsın. 

Ve bugün 23 Ocak sevgili günlük. Babam 23'ünde, 23 yıldır hep 71 yaşında. Bitmeyen bir özlem geride bıraktığı. Nurlarda, huzurla uyu güzel babam.  


Şarkının orijinalini dinlemek istersen:

Neredesin - Mustafa Sandal

31 Aralık 2021 Cuma

Şanslı

Aslında bugünün yoğun programında vakit bulabilirsem bambaşka bir yazı yazmaktı niyetim. Sonra eski bir dost ile karşılaştım.

Dün yine bir "Sadece Şaşkın'ın Başına Gelebilecek Olaylar" silsilesinden Sörmaynır* şampiyonu gibi çıkmayı başardıktan sonra, tüm aksiliklere rağmen yılbaşı gecesine ilişkin neredeyse tüm hazırlıklarımı da tamamlayabilmiş olmanın verdiği gururla, bu bahtsız günü nihayete erdirdim. 

Normal bir Şaşkın böyle bir sabah telaşla uyanır, akşam misafirler gelene kadar da şuursuz bir şekilde evin içinde koşturur durur. Ona rağmen işlerini bitiremez ve elinde Vileda sopası, karşılar misafirlerini.

Sörmaynır Şaşkın ise sakince kalktı yataktan, sabah kahvesini aheste aheste içip iyice ayıldıktan sonra kendisine bir son dakika alınacaklar ve yapılacaklar listesi icat edip, kendini dışarı attı. 

Sokaklarda avare avare dolanırken bu güzellikler çıkıverdi karşıma. Bulvarın yamacında kendilerine can bulmuşlar, pembe pembe bakıyorlardı bana. 



Meraklı bakışlar eşliğinde çömelip bir kaç fotoğraf çektikten sonra yoluma devam etmeye hazırdım ki biraz ötedeki yoncaları fark ettim. Hızlıca bir göz attım ilk gruba, yoktu. Biraz ilerideki cadde ağaççığının altında bir küme daha vardı. İlk bakışta göz göze geldik eski dostumla.

Küçükken şanslı addedilen bir çocuktum. Çekilişlerden ufak tefek hediyeler kazanır, en azından amorti çıkan milli piyango biletleri bana çektirilirdi. Ta ki o gençlik hatasını yapana kadar. :)

Yine ben küçük bir çocukken, bir şehir efsanesine göre, logosunda dört yapraklı yonca olan bir yurdum bankası dört yapraklı yonca bulup getirenlere altın hediye ediyordu. Kampanya bitmişti bitmeye ama bulana şans getirdiği söylenen bu tılsımlı bitkiyi bulmak en büyük hedeflerimden biri haline gelmişti, ilk okul yaşlarının tüm masumluğu ve hedefsizliği ile. Nerede bir çayır çimen bulsam başlıyordum aramaya. 

Bir yaz tatilinde, rahmetli halam ve eniştem ile gittiğim Sultanahmet Meydanında arayışım sonra erdi. Orada beni bekliyordu, biraz ötesinde göz şeklinde minik, altın bir kolye ucu ile. Belki banka vermemişti çeyrek altını ama bak dört yapraklı yonca vermişti işte bahtını. Şans bana gülmeye devam ediyordu.

Yıllar sonra Eskişehir'de üniversitede okurken, oradaki tanıdıklarımız pikniğe götürdüler beni bir pazar günü. Her yer çayır çimen olunca bu Şaşkın da durur mu, başladım dört yapraklı sevgilimi aramaya. Çok geçmeden buldum ilkini. Derken o da ne; bir tane daha, sonra bir tane daha. O da yetmez beş yapraklısı, altı yapraklısı.  Artık nükleer atık merkezinin yamacında mı yapıyorduk pikniği nedir, bir tomar hormonlu yonca ile döndüm yurda.

Dört, beş ve hatta altı yapraklarımla şansıma şans katacak, tüm totoları, lotoları, piyangoları ben kazanacaktım ki,  sürüsüne bereket sahip olmanın verdiği "eee o kadar da nadir değilmiş demek" duygusuyla tılsımı benim için bir anda sönüverdi eski dostun. Defter arasına gelişi güzel yerleştirdiğim yaprakları çatır çatır dağıldı ve zamanla ilk dostum hariç, geri kalan hepsi çöpü boyladı. 

İşte ondan sonradır ki şansım birden tersi yöne dönüverdi. Ya da ben ona yordum, ona inandım diyelim. Bir adet bahtsızlık mıknatısına dönüşüverdim.

Sörmaynır Şaşkın, bugün eski dostuyla yeniden karşılaştı. Dört de değil beş yaprağıyla orada bekliyordu onu. Sörmaynır Şaşkın kendini yeniden şanslı hissediyor. 




Yeniden buluştuğum eski dostum sizlere de şans, bereket mutluluk ve umut getirsin sevgili blog komşularım ve tüm takipçilerim. Mutlu seneler. :))


* Sörmaynır: Küçük Ördek dilinde Survivor

23 Nisan 2014 Çarşamba

Mutluluk



Bir çocuğun mutlu olabilmesi için ne pahalı hediyelere ne de süper havalı oyuncaklara ihtiyacı vardır.

Sevildiğini bilmesi, birlikte oynanan bir kaç oyun, hatta posta kutusundan çıkan bir kartpostal yeterlidir bir çocuğu mutlu etmeye.

Resmim kötüdür, mutluluğun resmini çizemedim; fotoğrafını çekip kolajladım.


Tüm çocukların ve içindeki çocuğu her daim koruyup saklayanların bayramı kutlu, çocuklar hep ama hep mutlu olsun.


Bi de zıpçıktı not: Sahi siz en son ne zaman mektup yazdınız ya da bir kartpostal yazıp gönderdiniz sevdiğiniz birine? Ya da en son ne zaman aldınız el yazısıyla yazılmış bir mektup? SMS, e-posta filan değil hani bildiğin zarflı, pullu, el yazısıyla yazılmış olandan.


20 Ekim 2013 Pazar

Pabuç


Pek hürmetli erkek okuyucu;

Lütfen eşinle alışveriş yapmaktan şikayet etme bir de kızınla (sende yoksa konu komşu, akraba kızı da olur) dene. Dönüşte karının boynunda hıçkırıklara boğulabilirsin seninle alışverişe çıkmaya razıyım diye.

Kız çocukla alışveriş deneyini gerçekleştirecek cesur beyler için tavsiyemiz işe giysi alışverişi ile başlamaları. Hatta bir iki t-shirt, belki bir sweatshirt. Elbise, etek... Yoo dostum hele orada bir dur soluklan bakalım. Eteği dönen elbise tabirini, elbisenin baskısındaki elemanın surat ifadesini analiz etmeyi öğren önce. Maazallah o baskıdaki kızın suratı asık olur, ayıcık kötü kötü bakıyordur neme lazım, al sonra başına belayı.

Bu basamağı başarıyla tamamlayabildiysen eğer işin şahikasına hoş geldin. Eşinin ayakkabı sevdasından şikayetçi misin? Bir de kızını dene! İşte bu yüzden dostum; mevzu bahis ayakkabı alışverişi ise eğer, yanına bir Xanax, bilemedin Passiflora falan almayı sakın unutma. Zira bu maceranın bir numaralı olmazsa olmazı sabır olduğundan tükendiği noktada tarafların ruh ve beden sağlığı açısından ihtiyacın olabilir.
 
"Pembe olsun, olmazsa mor da olabilir, üzerinde Pamuk Prenses olsun" ile başlar mesela süreç. Gel gör pembeler ayağını acıtır, morların hiç birini beğenmez, bu rengi istemem der. "Hani mor olabilirdi" dersin "hayır mor değil kırmızı olabilir" der. Kırmızı bulursun ayakkabı yamuk basıyordur (ayakkabının nasıl yamuk bastığını kendi ruh sağlığın için lütfen sorgulama, eğ başını önüne, kabullen). 

Üzerinde Pamuk Prenses ve hatta yanında Sindirella olanı (evet dostum bunu bile yapmışlar) bulursun tamam dersin bu defa oldu ama sonuçta onu da göz yaşları içinde rafına bırakmak zorunda kalırsın ya rengi olmamıştır ya ayağını sıkar. Sen kışlık bot almaya çıkmışsındır ama onun gözü hep yanar dönerli, simli, parıltılı spor ayakkabılarda, yazlık sandaletlerdedir.

Günün sonunda rüküşlük abidesi bir çift pabuca planladığının iki ya da üç katı bir para ödeyip, sinir krizinin eşiğinde eve dönme riski de cabası.

Bu anadan kıza geçen sonsuz genetik bir döngü dostum. O yüzden yüzleş, kabullen ve kurcalama fazla. Dedim ya Xanax, Passiflora vb. bilim dünyasının sizlere bugünler için bir hediyesi.

İmza: Mağaza mağaza dolaşıp 4 yaşında velede (ve hatta iki ve üç yaşındayken bile) pabuç beğendiremeyen kız anası.
 
Dip not: Evet dostum biliyorum o baş belası bir zamanlar bendim. Annem artık ne çektiyse bu da bana faiziyle gelmiş.

Dibin dibi not: Allaha şükür bu defa insan içine rahatça çıkabileceğimiz bir çift pabuç almayı başarabildik.

En dip not: Fiyatı konusunda konuşmak istemiyorum :((



 

12 Eylül 2013 Perşembe

Göçebe


Kırkına ramak kalmış şu ömrüm hiç bir şeyle değil taşınmakla geçti sevgili okur. Şu dünyaya geldim geleli yaşadığım iki ülke, beş güzide şehirde oturduğum evlerin sayısı on dört olmuş. Her yaz başı pılımızı pırtımızı toplayıp memlekete döndüğümüz sonbaharda aynı pılı pırtıyı tekrar geri getirdiğimiz beş yıllık yurt hayatını, orda burda yancı kaldığım zamanları ya da taşınma eylemine fiziksel olarak katılmakla birlikte içinde düzenli olarak yaşamadığım Valide Sultan'ın müstesna bir takım evlerini ise hiç hesaba katmıyorum.

Sanki biri "göç ya kulum" demiş kulağıma bir evden ötekine, bir şehirden diğerine dolanıp duruyorum. İşin ilginç yanı nasıl bir kanıksamaysa artık yarın "hadi taşınıyoruz" deseler "yine mi değil", "ne zaman" diyecek kadar da sıradan bir durum bu benim için. Kocasını bile lojistik sektöründen bulmuş insanım yahu ötesi mi var?

Yoktum buralarda epeydir. Hatta sözüm ona kapatıp da gittiydim, bir daha gelmeyecektim, olur da gelirsem geldiğim yer burası olmayacaktı. Yine bir taşınmanın eşiğindeydim. Bu sefer sınırları da aşacaktım. Bilinmeze yol alacaktım. Zaten Şaşkın Kova'nın Seyir Defteri görevini tamamlamıştı. Falandı filandı.

Geçen yıl, tam da Maya Takviminin sonu 21 Aralıkta başladı Ördek'le Almanya maceramız. Bu arada yeni evimize yerleştik, yeni şehrimizi ve çevresini keşfettik. Dokuz aya bir hastalık, iki Türkiye seyahati sığdırdık. Sonunda Eylül geldi, Ördek anaokuluna başladı. Her şeyi zihnime yazmaktan benim kafada yer kalmamıştı. Hazır ortam da artık müsaitti. "Göç başlasın ya kulum" dedi bir ses kulağıma. 

Oturdum bilgisayarın başına. Yeni bir alan adı alayım, her şeye sıfırdan başlayayım falan derken yapamadım. Burada yerleşmiştim, küçük kökler salmıştım, konum komşum vardı. Bura bari "constant"ım olaydı.

Sonuçta, canı sıkılan ev kadını modeli, ev olmadı bari yerine mobilyaların yerini değiştireyim dedim. Bir kaç dokunuş ve isim değişikliği ile Şaşkın Kova'nın Seyir Defteri gitti, Göçebe Günlük geldi.
Diyeceğim o ki ben yine buralardayım. Konu komşuyu çaya, kahveye beklerim :))

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Çocuk ev sanatları




Vermişiz eline onca çeşit kağıdı, boya kitabını; sen yine gidiyorsun boyuyorsun duvarı, koltuğun arkasını... İyi de biliyor musun sen o duvar boyasının, koltuk döşemesinin fiyatını? 

Bu çocuklar kesin bir adet duvar boyama geniyle geliyorlar dünyaya. Eline bir adet kalem geçirdi mi içine Picasso kaçmış gibi duvar, koltuk Allah ne verdiyse girişmeyen bebe görmedim bu yaşıma geldim. İlk insanlar henüz kağıdı bulmadıkları için dağa, taşa, mağaranın duvarına çiziktiriyorlarmış ya bunlar da atalarının izinden aynen devam. Tek fark artık sanatlarını moderen evlerimizin içine ediyor, pardon icra ediyor oluşları. Anlamadığım bir gen hiç mi evrim geçirmez, hiç mi azıcık da olsa mutasyona uğramaz arkadaş. Ben bir insan yavrusuyum; bir duvar, bir kalem gördüm mü affetmem boyarım. 

Bizim kız doğuştan prensip sahibi bir tip olduğundan gelişim süreci de tipik bir çocuğun standartlarında seyrediyor ekseri. Hani şu "ay ay çocuğunuzun gelişimi" türevindeki yazılara bak, gör bir sonraki adımda başına neler gelecek. Bu ay bebeğiniz kendi başına oturabilir diyor bizimki hoop oturuyor. Emekleme, yürüme, ottan boktan korkma zamanı filan hep kitabına uygun, yerli yerinde. İki yaş sendromuna iki buçuk yaş sendromu da denirmiş ona bile tam 2,5 yaşını doldurur doldurmaz girdi çocuk o derece yani. Bir tek çenesi uymadı bu süreçte o kadar. Milletin çocuğu anne, baba, ıgı dıgı derken bizimkinde Mahvel Çay Bahçesinde sahne alacak bir şarkı repertuvarı ile sabahtan akşama, hatta uykusunda konuşacak enerji vardı. Ha bunun bir anne övünmesi olmadığını, fani meziyetlerini aşan bir sabır gerektirdiğini yine çenebaz çocuğa sahip anne babalar anlar onu da söylemeden geçmeyeyim. 

Gelişim aşamalarını bu kadar titizlikle takip eden bir çocuk genlerinin bu çağrısına da kulak vermeyecek değil tabii. Dün sabah, bu dönemin bir diğer rutini tuvalet dikizleme seansı sırasında, birden bire artık vahiy mi geldi ne oldu bilmem ani bir depar atarak salona gitti ve bir adet pastel boya ile geri döndü. Sonrasında tuvalet kapısının resim yapmak için uygun bir yer olduğuna kanaat getirmiş olmalı ki buraya attığı ilk çiziktirmelerinden aldığı hazla bunu diğer renkler takip etti. Hayır yaptığı şeyin akla zarar bir şey olduğunun da farkında ki karalarken bir yandan da muzip muzip gülmekte küçük hanım. Vermişiz eline onca çeşit kağıdı, boya kitabını; sen yine gidiyorsun boyuyorsun duvarı, koltuğun arkasını... İyi de biliyor musun sen o duvar boyasının, koltuk döşemesinin fiyatını? Desem... Para dediğin en fazla domuzlu kumbarasına atıldığında ses çıkaran ve becinde (cebinde) taşımaya yarayan bir şeyden ibaret ya bana mısın demeyecek.

Ailedeki bir numaralı bebeden gelen tecrübeyle de sabit ki bunun devamında duvarlar ve koltuk arkaları var, perdeleri kurtarabilirsen şanslısın. Çocuğu serbest bırakayım sanatını icra etsin, evin içinde bok içi badem gözlü (validehanımın en sevdiği kelimelerden biridir onu da bu vesileyle sevgiyle selamlayalım) oturalım, belki günün birinde ünlü olur da evi müze falan yaparlar desen bu da fazla romantik bir düşünce olacak. Zira 200.000 yılda zerre değişmemiş bir gene bu kadar da yüklenmemek gerek.

Evlenirken koltukları açık renk filan ama nano kumaşla kaplatmışız. Sözde leke tutmayacak. Meğerse çocuk kusmuğu nano kumaşın aboo kumaş haline geldiği noktaymış. Batik batik kusmuk desenlerinin arasına modern çocuk sanatları fena olmaz belki de. En iyisi serbest mi bıraksam ne? Ünlü bir ressam olamasa da ileride koltukları değiştirmeye yarar belki.






10 Mayıs 2012 Perşembe

Ördek yumurtaları



- Köfteni bitirmezsen sürpriz yok Ela.
- Köftemi bitirmezsem çubuk kraker de verme tamam mı?

Çok mu prensip sahibi çocuk yoksa benimle kafa mı buluyor anlayamadım!

- Anneeee düğüne geldik miiii...
- Sarıyer'e geldik (gelmedik demenin pek hayırlı olmadığını uzunca zaman önce deneyimlediğimizden onun yerine o sırada bulunduğumuz yerin adını söylüyoruz).
- Hayııır, burası Sarıyer değiiil Yeşilyer.

Çocuk yeterince sarı bulmadı ne var yani...

- Kuccaana al, kuccaana al...
- Alamam annecim, ellerim kirli.
- Git ellerini yıka o zaman.

Oooo çok sert!

- Dişlerimi fırçalamayalım anne, çürüsün.
- Annecim neden çürüsün dişlerin, hem çürürse çok acır.
- Acısııın anne, fırçalamayalım...

İki yaş sendromunun dibe vurduğu nokta. İstemediği şeyi yapmamak için acı çekmeye bile razı çocuk.

- Annecim şu kaşığı da kaldırır mısın lütfen yerden?
- Ama o yerde kalmak istiyooo.

Bu yaşta kaşığı bile konuşturacak kadar hazırcevaplık azıcık korkutucu mu ne?

- Annenin saçlarıyla oynama, benimkilerle oyna.
- Hayır senin kaçların yok.
- E bu ne?
- O kaç değil, kafa.

Ben saça saç demem saç kulak memesinden uzun olmadıkça.


Ördek yumurtaları şimdilik bu kadar ama ürün sağlam, malzeme bol ekleriz zamanla yenilerini...




23 Şubat 2012 Perşembe

Kaburgamdaki felfazenin gizemi


Geçen sabah sağ kaburgamda bir batma ile uyandım. "Hayır olsun, bu da ne derken" Kayu ve arkadaşları ile yüz yüze geldik. Bir gece öncesinde orada olmadıklarından yüzde yüz emindim. Ne olduğunu ya da ne işe yaradığını ne siz sorun, ne ben söyleyim ördeğin Kayu felfazesi nasıl olduysa gece ayaklanıp soluğu yatağımızda almıştı.

Gizem karganın meşhur kahvaltısından önce işe giden ev beyinin telefonuyla çözüldü. Bizim yatak nicedir ördek işgali altında. Kendisini uyuduktan sonra yatağına yatırsak da kısa bir süre sonra bumerang gibi geri dönüyor.  Kendi yetmiyor her gece değişen bilimum oyuncak da silah arkadaşları olarak aramıza katılıyor. O gece küçük hanım tekrar yanımıza geldikten sonra bende film kopmuş ama sabah uyanmamıza kadar geçen zamanda meğer başka şeyler de yaşanmış.

Saat dört buçuk civarı bizimki uyanmış mı bilmiyorum ama kalkmış yataktan, doğru salonun yolunu tutmuş.  Bizim adam da o saatte cin gibi ayakta ve salonda. Bense o saatte hala yatmadıysa ayakta olan bir sülaleden geldiğimden  içeride mışıl mışıl uyuyorum. Artık rüyasında mı gördü nedir, babasından Kayu felfazesini istiyor, alıp huzura kavuşuyor ve kafayı babasının boynuna dayayıp uyumaya devam ediyor.

Kaburgamdaki yelpazenin gizemi çözülse de bir metreden kısa bir insan yavrusunun bütün bir gece boyunca yatakta serbest stil dağıtma performansının sırrına erecek bir bilim insanı yoktur sanıyorum. Yukarıdaki resim de gösteriyor ki bu durum sadece bizim evde vuku bulmuyor, hatta evrensel bir gerçek. 


8 Ağustos 2011 Pazartesi

Cennet


Uyandım, gözümü açtım
Uyandın, gözünü açtın
Ellerin saçlarımdaydı her zamanki gibi
Dolamıştın parmaklarına sıkı sıkı
Gülümsedim, ki çekilmez olurum ben sabahları
Gülümsedin kocaman, tarifsiz bir mutlulukla
Cennetti o bakış, o an
Değişmem ben onu bir değil bin ömüre




21 Eylül 2010 Salı

Anne İşe, Ördek Kreşe

Leyleği havada kim gördü bilmiyorum ama bu sene ördekle birlikte gezen biz olduk. Çok çok gezmiş olmalıyız ki artık yere konma zamanı. Eylül sıkıntısı ile birlikte anne işe, ördek kreşe... Çoğu ördeğin peşinden koşmaktan, kimi gezmekten, kimi tembellikten, kimi de ördekten artan kısıtlı vakti daha elzem başka işlerle değerlendirebilme telaşından blog nicedir öksüz kaldı. Devama niyet de heves de var ancak mevcut duruma bir de iş hayatı eklenince bundan sonrasını zaman gösterecek. Ördeğin aramızdaki onbirinci ayını sürdüğü, “yeterin artık bırakın beni yürüyeceğim ben” cevvalliğinde ve “ama var ya bir de diş çıkarırım ki görürsünüz siz” derdinde olduğu şu günlerde ikimiz için de yeni bir hayata adım attık bayram ertesi. Hangimiz daha kolay alışacak bu yeni duruma bilmiyorum ama ibre sanki ördekten yana duruyor :)))

16 Temmuz 2010 Cuma

Bir Hayal, Bir Konser, İki Ülke, İki Şehir

Ördeği hanımlar konsorsiyumuna havale ettik, bir hayali gerçekleştirmek üzere yola çıkıyoruz bu gece. Benim adamın senelerce hasretle memleket topraklarına gelmesini beklediği Toto gelmemekle kalmayıp bir de dağılmıştı utanmadan iki sene kadar önce. Grup ALS hastalığından muzdarip basscıları Mike Porcaro yüzü suyu hürmetine özel bir Avrupa turnesinde tekrar bir araya gelince hayali gerçeğe dönüştürmek adına bu son şansı kaçırmamak gerekti, turne şehirlerine bakıldı, Berlin Zitadelle göze kestirildi, gerekli tüm organizasyon iki ay öncesinden yapıldı ve geriye sayım başladı.

Bir hayal Toto konseri, bir ülke Almanya, bir şehir Berlin, peki ya diğer şehir ve ülke ne ola diye sorana o da ördek yorgunu anneye konser promosyonu olarak Prag turu oluyor. Diğer bir deyişle AB topraklarına Berlin'den girip Prag'dan çıkacağız. Kapı gibi 5 günlük vizem var, kıskananı şengenimle döverim.

Perşembeye kadar gene kapalıyız. Perşembe ördeğin gönlünü almakla geçer, cumaya kısmetse buralarda oluruz.

17 Nisan 2010 Cumartesi

Küçük Ördek Yuvada

İzmir'in bütün yumurtalarını topladık ve geldik. Küçük ördek İzmir sosyetesine tanıştırıldı, bol bol gezdi, sevdi, sevildi, gittiği her evden yumurtaları kaptı, ilk yoğurdunu yedi, ilk sebze çorbasını içti, enerji patlaması yaşayıp uyumayı unuttu, sıcak havayla tanışıp o hiç sevmediği çoraplardan kurtulma keyfini yaşadı, büyüdü ve en nihayet yuvasına döndü.

İzmirim, baba ocağıma bahar gelmiş, hem de çok güzel gelmişti. Sıcağı içime doldurdum, dostlarla geçirilen vakitleri gönlüme. Anladım ki sandığımdan da çok özlemiş ve özlenmişim. Gelince ayrılık vakti "kısmetse bir daha yaza" dedik vedalaşırken sevdiklerimize...

24 Mart 2010 Çarşamba

İzmir'e Bir İki

Küçük ördek gelip de evimize yerleştiğinden beri yazmaya ne vakit ne de akıl kaldığından bizim blog önemli günler ve haftalar panosuna döndü. Elbet döneceğiz bir ara ama önce İzmir'le hasret giderme zamanı. Bavullar hazır ve nazır kapının önünde yarın öğlen olmasını bekliyor. İki koca hafta İzmir'in tadını çıkaracağız küçük ördekle. Dolayısıyla bir müddet daha kapalıyız. Ama isteriz ki arada kapımızı tıklatınız. Açamasak da hemen uygun olduğumuzda açmamız gerektiğini unutmayalım....

28 Ocak 2010 Perşembe

Daha Güzel Bir Gün

Bir dilek tuttuk küçük ördekle dün gece... Sabah oldu gerçekleşti... Sürpriz ki ne sürpriz. Küçük kankam elinde pastası çıktı geldi teyzemiz ve ananemizle birlikte. Meğer herkes bilirmiş de bir ben bilmezmişim bu sürpriz ziyareti. Hoş bilsem ne adı sürpriz olurdu ne de ardında kalan tadı bu kadar güzel. 

Biz öyle çok mutlu olduk ki şımardık bundan sonra hep bekliyoruz böyle küçük kaçamaklar. Tek bir kişi eksikti yoklamada. Seni de en kısa zamanda bekliyoruz dayıııııı. Yatağa cuppadanak atlamadan önce diyeceğim o ki "bir gün bu kadar mı güzel olabilirdi canım?"

14 Aralık 2009 Pazartesi

Göbeğimin Kordonu Attım Gitti Ben Onu...Peki Ya İyi Bir Lohusa Şerbeti Nasıl Yapılır?

Elalem çocuğunun göbeğini Oxford’un mu, Harvard’ın mı yoksa Seda Sayan’ın bahçesine mi gömse diye düşüne dursun ananesi bizim kızın yeni düşmüş göbeğini hooop çöpe atıverdi. Allahtan annesi bu duruma hazırlıklıydı da hemen müdahale edip kızını gelecekteki potansiyel çöpçülük kariyerinden kurtarabildi.

Anane böyleyken babanne boş durur mu? O da misafire soğuk su niyetine cinle aromatize edilip soğutulmuş lohusa şerbeti ikram etmek suretiyle neşemize neşe kattı. Gerçi şerbete yanlışlıkla katılıveren cin de en Gordon’undan hakiki cindi de misafir nankörlük edip kıymetini bilemedi o ayrı.

Bizim aileden daha çoook macera çıkar ancak bu kadarı hazır aklıma gelmişken unutmamak adına kısa da olsa tarihe not düşeyim dedim.

7 Aralık 2009 Pazartesi

Şaşkın Junior

İçiyor, sızıyor, hıçkırıyor, geğiriyor. Evimizde bir süredir Adsız bir Sütkolik yaşıyor. 

Büyük köşe yazarı pozlarında sürekli derin derin düşünüyor ve bir bildiği olsa gerek ki bir yandan da hepimize nah çekip duruyor. 

Dövüş sanatlarında usta. Çok pis saç çekiyor, tırmalıyor, sağlam kafa atıyor. En çok omuzda uyumayı, yıkanmayı ve altı açılınca serbest atış çiş yapmayı seviyor.

Aynı zamanda bir rocker. Brian Setzer'den This Cat's on a Hot Tin Roof'a bayılıyor. Bon Jovi'den I'll be There For You dinliyor. 

Sevmedikleri de var tabii. Eldiven giymeyi, uyurken kollarının battaniyenin içinde kalmasını, altının bağlanmasını hiç sevmiyor.

Aramıza katılalı sadece 32 gün oldu ama bütün dünyamız o oldu. Ela kızım, benim çikin kızım. İyi ki geldin, iyi ki bütün dünyamız oldun. Bir de ortalığı yıkmasan da günler sonra başlayabildiğim şu yazıyı tamamlayabilsem...

5 Kasım 2009 Perşembe

Şakacı

Önce ben geliyorum artık dedi, hepimizi iki hafta boyunca ha bugün ha yarın diye diye bekletti. Sonra da ekmek kordondan su anneden yaşamın keyfi daha cazip gelip vazgeçti. 

En nihayet bugün Küçük Kadın bu duruma müdahale etmeye karar verdi. Bugün adabıyla geldi geldi. Gelmedi yarın cebren ve hile yoluyla dışarı çıkartmaya çalışacağız inşallah bizim küçük şakacıyı. 

Hele biz kendisiyle bir tanışalım sonra seyir defterimize de misafir ederiz. Şimdi ne yapsam, ne etsem, kendimi sokaklara mı vursam, Flashforward'ın kalan dört bölümünü mü izlesem bu son özgür saatlerimde???

27 Ekim 2009 Salı

Karnı Burnunda...Hastane Yollarında...

Bizim kız ilk ben artık geliyorum sinyalini verdi. Artık sayılacak günler değil saatlerimiz kaldı hayırlısıyla. Sinyali verdi vermesine ama tutturdu ananem, teyzem, dayım, halam bi de kuzen gelsin öyle doğacağım diye. 

Biz de sürecin devamının gelmesi için küçük hanımın keyfini bekliyoruz. Bir yere kaybolmuyoruz ancak güzel bir mecburiyetten bir süreliğine kapalı olacağız. 

En kısa zamanda görüşebilmek üzere...


14 Ekim 2009 Çarşamba

Stüdyo Tipi Göbekte Dubleks Bebek

Ana kız sessiz sedasız tek vücutta iki kişi gittik ve kazasız belasız öylece de döndük İstanbul’dan. Gezmek değil görmekti sevdiklerimi, özlediklerimi bu defaki yolculuğun amacı. Evde aile saadeti, İstinye Park’ta kadim dostlarla buluşma derken amacına sonuna dek ulaştı. 

Tam ucunda gidip tam da zamanında dönmüş olduğumuzu ise döndükten sonra anladım. Fıldır fıldır sokaklarda gezdiğimiz zamanlar meğer artık hayal imiş. Allah beslendiği damarlara zeval vermesin bizim kız maşallah öyle bir büyüyüverdi ki ta İstanbul’a gidip gelen bu bünye iki sokak öteye yürüse nefes nefese kalmaya, azıcık bir iş yapsa yorulmaya başladı. Üstelik bizim mütevazi stüdyo tipi göbekte dubleks boy bebek artık nasıl bir şekilde durmaya çalışıyorsa bir yerde beş dakikadan fazla oturduğumda midesine taş doldurulmuş kırmızı başlıklı kurt gibi de kıvranıyorum. 

Bilgisayar başında o beş dakikayı doldurduğum için işte yine sağdan sağdan vurmaya başladı bizim velet. En iyisi artık gidip yastıklar arasına gömülüp biraz uyumaya çalışmalı.

2 Ekim 2009 Cuma

Köprüden Önce Son Çıkış: Küçük Bir İstanbul Kaçamağı

Bu hafta sonu köprüden önce son çıkış misali seyahat edebilmem için son bir fırsatım var. Benim adamın öneri ve teşviği İDO'nun yeni Bursa - Kabataş hattının dayanılmaz cazibesi, benim gezenti ruhum, küçük kankamın ısrarlı çağrışları ve yaşayan bilir İstanbul özlemi ile birleşti 34 haftalık göbeğim ve ben bugün İstanbul'a doğru yola çıkıyoruz. 

Küçük hanımla da anlaşma yaptık. O beni üzmeyecek ve yollarda sürpriz yapmaya kalkışmayacak ben de çok dikkatli olacağım. Hatta "sen bana değil asıl kendine bak sakar şey" dediğini duyar gibi oldum da duymazdan geldim. 

Pazartesi akşam kısmetse tekrar Bursa'dayız. Blogger yine huysuzluk yapıp da bana sayfalarını açmakta direnmezse de aynı zamanda yayındayız.


Etiketler

#100.Yıl #29Ekim (1) #8mart (1) #accelerateaction (1) #ağacımadokunma (1) #AilemizinGurusu (1) #anılar (8) #ArtRecreation (1) #ayrıyazılır (1) #bavulculuk (2) #benimadam (2) #BigSis (1) #bing #ai (1) #Caillou (1) #canımbabam (1) #coronatürmort (1) #Covid19Günceleri (3) #Dark (2) #dikkateksikliğisendromu (4) #doğruyazınkardeeeşim (1) #doğumgünü (3) #dünyakadınlargünü (1) #GameofThrones (4) #GeorgeR.R.Martin (5) #GiveToGain (1) #göçebe (6) #göçmenkadınlar (1) #gurbetçilik (7) #hemşire (1) #hemşirelik (6) #Hıdırellez (2) #IWD2026 (1) #içindenalmanyageçenyazılar (5) #İçindenAlmanyageçenyazılar (3) #içindenciddiyetgeçenyazılar (20) #içindenfilmgeçenyazılar (2) #içindenhüzüngeçenyazılar (2) #içindenistanbulgeçenyazılar (5) #içindenizmirgeçenyazılar (8) #İçindenMatrixGeçenyazılar (14) #içindenmizahgeçenyazılar (70) #içindenmutlulukgeçenyazılar (8) #içindenromanyageçenyazılar (2) #içindenşarkısözügeçenyazılar (33) #içindenşiirgeçenyazılar (17) #ileridönüşüm (2) #kafamaneredenesersekuşağı (5) #karantinahalleri (3) #Kayu (1) #kedigünlükleri (4) #kendimenotlar (8) #kim-olduğunu-bilirsin-sen (5) #küçükbirader (2) #küçükergen (9) #küçükkankam (7) #küçükördek (20) #lakap (1) #lost (1) #Marduk (2) #mercekbulut (1) #mim (10) #mindfulness (1) #mutluluk (3) #mylittlefeltstuff (4) #özürdilerimsezenaksu (1) #RIP (11) #seçmesaçmalar (1) #sevgiligünlük (1) #sevgililergünü (2) #SeziKalkavan (1) #soneryalçınlütfenbanakızma (1) #sonhavabükücü (2) #sonsuztemizlikdöngüsü (5) #şaşkın (42) #ŞaşkınınADHDGünlüğü (7) #ŞaşkınınAÖFmaceraları (10) #ŞaşkınınBayramÇelıncı (4) #şaşkınınsevgililergünüdileği (3) #şaşkınjunior (1) #şaşkınmutfakta (6) #şaşkınya (1) #tatil (1) #telekom (1) #uykusuzluk (1) #ValideSultan (18) #vallahidebunlarhepmizah (1) #yapayzeka (2) ArtRecreation (1)