18 Aralık 2019 Çarşamba

Kırmızı Kutu: Hapı Yutma Vakti




Yaş aldıkça günlerin sakız gibi uzayıp zamanın hızlı geçmesi paradoksu üzerinde çalışmalarım devam ediyor. Ben daha zihnimin *docx dosyalarında kasım yazılarını biriktire durayım aralığın yarısı geçmiş bile.

Yaşanmış bitmiş anlamsızca
Tembelliğin tadına varınca
Sırrını bi söylesen, Şaşkın’ın umurunda
Bilime inanırım, haydi zıpla*

Tarih: 24 Mart 1999.
Yer: Zion Gölü sayfiyesi.
Matrifeller Malikanesinde Zaman Baronları yüz yıldır kontrollerinde olan “tarih ve zaman akışı” ile ilgili bir dizi kararlar aldılar…

Ve:
Tarih: 9 Ekim 1986.
Yer: Winden, Almanya.
Nielsen Ailesinin küçük oğlu Mads ormanda kaybolup, sırra kadem bastı.

33 yıl sonra.
Tarih: 21 Ekim 2019
Mikkel Nielsen 33 yıl önce kaybolan Mads’in yeğeni idi.
Ormanda kayboldu.

Yine Winden.
Yine bir çocuk.
Tarih: 7 Kasım 2019
Küçük Yasin Friese yalnız başına ormanda yürürken kayboldu.

Bu bir fantastik roman değil.
“Tarih ve zaman akışı” kavramının karanlık yüzü aydınlanıyor.
Matrifeller’in kozmik odasındaki Zaman Baronları kim?
Amaçları ne?
Tabular yıkılacak… Ezberler bozulacak…
Artık kırmızı hapı yutma vakti…

Devamı ve ötesi “PEK YAKINDA” Araştırmacı Gugılcı Şaşkın Tembelyazar’ın “Matrix evrenindeki hayatım" konulu bilim kaygı türü eserinde.

Dip Not:

Sevgili Zaman Baronları,
Size çok büyük zahmet vermezsem beni dün geceki büyük limonlu mini muffin felaketi öncesine gönderebilir misiniz? Ya da dün geceki bilincimi aydınlatıp muffinleri kurtarmamı sağlamanız da iş görür. Siz naçiz bedenimi deneylerinizde kullanmış olurken ben de eski küçük ördek yeni müstakbel ergenin okula yeterli sayıda muffin ile gitmesini sağlamış olurum. Karşılıklı kazan-kazan. Hı, ne dersiniz? 

Daha bi dip not:

Dark seni çok seviyoruz. Üçüncü sezonu iple çekiyoruz. Hadi artık anla bee Netflix...


* Şarkının orijinali için ⇒Yaşandı Bitti


7 Kasım 2019 Perşembe

Kısmet



Kısmetin nereden geleceği hiç belli olmuyor. E-postamın spam klasörüne arada bir bakmasam ayağıma gelen şansları tepik tepik tepeleyeceğim. 

Misal; Kievli, 28 yaşındaki Oksana benimle tanışmak, evlenmek ve benden çocuk yapmak istiyormuş. Neyse ki hem çok geç olmadan mesajını gördüm hem de o cevabımı sabırla beklemekteymiş.

Kendisine hemen hemcinsi, evli ve çocuklu olmamı dert etmezse bu isteğini yerine getirebileceğimi bildiren bir cevap yazdım. Lakin her genç kızın rüyası telli duvaklı, bol votkalı düğünümüz için biraz beklemesi gerektiğini de ekledim.




Zira tüm paramı, kısa bir süre önce, müteveffa Piskopos Daniel Johnson’ın acılı dul eşi Elisabeth Johnson’a gönderdim. Kendisi yakın bir zamanda gireceği kanser ameliyatını atlatır atlatmaz Londra’daki bir bankada bulunan 3.8 milyon $’ı üzerime yapacak. Kendisi ile yapmış olduğumuz anlaşma gereği bu parayı tabii ki Tanrı'nın yolunda, hayır işlerinde kullanacağım.  Bunlardan biri de hayallerinin peşinde koşan Ukraynalı genç bir kadını mutlu etmekse, neden olmasın.

* Mrs Johnson yaşlı ve hasta olduğu için mesajı göndermesine David Frank isimli bir hayırsever yardımcı olmuş.


Sevgili Emniyet Amirimden ise yıllar geçti hala ses seda yok. Telefonla arayınca böyle oluyor işte. E-posta atsaydı onunla da adımın karıştığı olaylar hakkında görüşmeye devam edebilir, benden talep ettiği parayı 3.8 M $ hesabıma geçtiğinde pencereden kendisine atabilirdim. 



31 Ekim 2019 Perşembe

Farkındayım



Blogu yaz başı yeniden açıp ardından tatile kaçmam da ne bileyim, bir nevi tembel bilinç altımın çakallığı. Bu arada kimi blogun, kimi zihnimin taslaklarında biriken yazıları isteksiz yapılan temizlik misali halının altına altına süpürdüm durdum. 

Yaz uçtu gitti. Balkanlar'da sonbahar bitmeden yüzünü kışa döndü. Ha bugün dedim, ha yarın; olmadı ha bu akşam, yarın sabah...

Ne taslaklar yazdım
Ne taslaklar yazdım
O kadar yarım bıraktım ki
Sonunda yan gelip yattım
Ne diyeyim kendime
Bir yerlerden başlaman lazım

Bu kızı yeniden yazdırmalıyım
Klavye tuşlarına bastırmalıyım
Bloglarda yayınlamalıyım
Farkındayım farkındayım

Oturmalı yazmalıyım
Kelimelerde kendimi kaybetmeliyim
Bu kızı yeniden yazdırmalıyım
Farkındayım farkındayım *

Kocasından Nutella saklayan hain kadının trajikomik hikayesi ile başlayabilirdim. Ya da nicedir taslaklarda bekleyen "Matrix evrenindeki hayatım" konulu bilim kaygı türü eserimle. 

Bir varmış, bir yokmuş... Kısmet 45 yaşımın sonbaharında  "iyi insan olmayı" sorgulamama ve steam mop aramama neden, ilk "Rumen stayla" terk edilişimin varoluşsal sancılı, öz-depresif hikayesine imiş.

Günlerden salıydı.Temizlik günüydü. Neredeyse Bükreş'e taşındığımızdan beri, ki tamı tamına dört yıl demek, haftada bir temizliğe gelen yardımcımı bekliyordum. Kızı okula bırakmış, market alışverişini yapmış, soğukta kapıda kalmasın diye koşturarak eve gelmiş, filtre kahvesini demlemiştim.

Buralarda iyi bir yardımcı bulabilmek genelde zor ve ortak sorundu. Neyse ki ben şanslıydım. Hem güvenilir hem de çalışkan bir yardımcım vardı. Geldiği günler E. bunu sever diyerek yemekler pişirdiğim, aileden biri gibiydi en başından beri.  

Gerçi bir kaç haftadır cennette ters giden bir şeyler vardı. Geç gelip, erken gitmeler. Sürekli bir fatura ödemeye yetişmeler. Hiç bitmeyen telefon konuşmaları arasında yarım yamalak yapılan işler. 

Bir hafta önce sitemkar bir ifade ile biraz uyarmak istediğimde bozulmuş, hemen üste çıkmıştı. Yeni bir erkek arkadaşı vardı, onun için çok önemliydi ama Köstence'de yaşıyordu, bu yüzden fazla görüşemiyorlardı ve telefonla konuşuyorlardı. Onu artık istemiyorsam daha da gelmezdi bana, falan da filandı. Öyle bir niyetim olmadığını, sadece daha dikkatli iş yapmasını beklediğimi söyledim. Lakin o gün o telefon "yine de" susmadı, "yine" fatura ödemek için erken çıkması gerekti. Bense sofrasını hazırlamıştım, yemeğini yemeden hayatta bırakmazdım. Çıkarken de sanki tatlıya bağladıydık, herhangi bir sorun yok gibiydi.

Saat dokuz buçuk yoksun
saat on, yok
on bir, on iki, ertesi gün
daha ertesi
ve belki kim bilir...

Ben acaba başına bir şey mi geldi diye merak ve endişe ile bekler, kahvem demlikte bayatlarken meğer fonda

yar saçların yoluk yoluk (gönül ister lüle lüle olsun ama değil)
Şaşkın sana güle güle

çalar imiş. 

Ne gelen oldu, ne giden. Ne bir telefon, ne bir mesaj, ne de mesajlarıma cevap. Öylece puf... Hep derlerdi. 3 kuruş fazlasına gider, tek bir lafa gurur yapar gider, canı sıkılır gider, o gün çalışmak istemez gider, gözünün üstünde kaş var der gider, tek bir haber vermez öylece gider. Doğruymuş. Rumen ayrılığı böyle olurmuş.

Yaptığım tek bir sitemkar uyarı her şeyi silip atmış, Batının Kötü Cadısı olmama yetmişti ki mutlu mesut dört koca yılın ardından bir nezaket mesajı bile almadan, öylece terk edildim. 

Kasım ayı kapıda ya okuldan yine mesajlar gelmeye başladı. "Dance for Kindness'a katılacak mısınız?", "katılmasanız da bağış yapacak mısınız?". Katılmayacağım kardeşim bu sene, yok size iyilik için dans falan. Zira ilişki durumum karışık bu aralar "iyilik" ile.  

Hava yağmurlu, soğuk, gri. Kalbim kırık. Belki güneş açar yine bir kaç güne, kalbim ısınır, neşeli şeyler yazarım. Ya da kaloriferi açarım. 



* Dip not: Şarkının orijinalını bilmeyenler varmış. İşte burada: >>> Farkındayım - Sezen Aksu 

Bu nefis şarkına bunu yaptığım için #özürdilerimsezenaksu. Ne yapayım kendimi tutamadım. :) Bu arada bir kez daha fark ettim ki Sezen Aksu'nun her türlü duruma uyarlanacak bir şarkısı muhakkak var. Bi ara Perişanım Şimdi versiyonunu da mı yapsam... "Perişanım şimdi mutlu oldun mu? / Başka Vileda kovalarını rahat doldurdun mu?"... 



3 Temmuz 2019 Çarşamba

Unutulurmuuuuş


"Unutmak insanoğluna bahşedilmiş en özel hediyelerden biri. Beynin fazla yükünü damıtıp yoluna devam etmesi."

diye başlamışım yazmaya 2014 Kasım'ında. Öylece kalmış taslaklarda. Neden yazmışım, devamında ne gelecekmiş hiç bir fikrim yok. Cümlenin ruhuna uygun olarak beynim damıtmış, unutmuşum gitmiş. 

Neredeyse iki yaşıma uzanan görsel, işitsel anıları olan ben unutmam sanırdım hiçbir şeyi. Bal gibi de unuturmuşum. Büyüyünce Maria olmayı uman Şaşkın'a "hemşireee neydi o Alman'ın adı" şoku.

Dört dörtlük olana kadar yine sanki iyiydi de bu dört buçukluk mu bozdu acaba beni? Yoksa hain menopoz mu? Ya da o sinsi haşimoto?

Konuyu bir yere bağlayacaktım da nereye bağlayacaktım hemşireeee? Unuttum diye karalar mı bağlayacaktım? Karanlık tarafa mı geçecektim? Kara gözlüm efkarlanma... Yok o da değildi...

Hah! Netflix'imin çiçeği Dark'a bağlayacak idim. İkinci sezonu için 21 Haziran'a gün saydığım günlerden bir gündü. Hadi dedim birinci sezona şöyle bir hızlandırılmış özet geçeyim.  Kim, kiminle, ne yapıyordu, kim gördü, ne dedi bir hatırlayayım. Malum, dizi Marquez'in Yüzyıllık Yalnızlık'ı gibi, elinde soy ağacı olmadan takibi zor. İzledikçe kendime verdiğim kredi notu hızlıca düşmeye başladı. Kendimi, sanki ilk defa izliyormuşcasına, birinci sezonu baştan sona tekrar izlerken buldum. Üçüncü sezonu muhtemelen 27 Haziran 2020'de yayınlanacak ve görünen o ki bu defa iki sezonu birden baştan izlemem gerekecek.

Bak bunları yazdım yine aklıma sen geldin, dellendim Martin Reyiz. Mucize bu ya, salıyorum son iki kitabı dedin. Mini dizi de değil ki bu, o tuğla gibi kitaplarını iki gecede tekrar okuyup bitirelim. Ah be reyiz!

Ne diyorduk? Unutulurmuuuuuş...



19 Haziran 2019 Çarşamba

Previously on Şaşkın

Baharın gelişinin sembolü Martişor.
Umut olsun... Her şey çok güzel olsun...


İyi de biz buraya ne yazıyorduk? Nasıl yazıyorduk? Kızım sen George R.R. Martin misin de yazar tıkanıklığı yaşıyorsun? Yaz işte, sal gitsin. Ah bir başlayabilsen, bak devamı gelecek... 

Aç parantez. Bak George R.R. Martin dedim aklıma geldi sinirlendim gene. 6 sene olmuş ben yazdığı son kitabı okuyalı, bu yazıyı yazalı. Dizisi bile bitmiş gitmiş ama o son iki kitap hala bitmemiş. Sal artık sen de Martin reyiz, sal gitsin. Nasıl izlediysek o uyduruk finalli diziyi ne yazarsan yaz, onu da okuruz. Kapa parantez. 

En taze gelin halimle gelmiştim ben buraya. Sevgili hemşireme "kızım sen olmasan hayatta gelmem bu şehre" dediğim Bursa'ya kaderin bir cilvesi olarak yeni taşınmıştım. 

Müzmin bekardan acemi evliye, çok yoğun bir iş hayatından "şimdi sen yeni evlenmişsin, yaşın da var, hemen çocuk yaparsın, istemezük" cevaplı seri iş başvurularına yatay geçiş yapmıştım. 

Madem iş güç yoktu bari yazayımdı. Anlatacak bir şeyler ille ki bulunurdu. 

Derken önce ördek anası, sonra çalışan ördek anası, en nihayetinde gurbetçi ördek anası oldum. Şehir içi, şehirler arası derken profesyonel göçebeliğime ülkeler arası taşınmalar ekledim. 

Hani daha karpuz kesecektik, Almanya maceralarımı yazacaktım derken kendimi Balkanların koynunda, Bükreş'te buldum. 

Küçük ördek büyüdü, kuğu oldu, ergenliğe yavaştan adım attı.

Çılgın kızımız Köpük katıldı aramıza bir de kedi anası oldum. 

Saçlarımdaki aklar, yüzümdeki çizgiler arttı, az biraz yaş aldım. 

Ne yapılır ki bu ülkede diye geldiğim Romanya'da çok gezdim, çok öğrendim, hayatıma yepyeni arkadaşlar kattım. 

Yokluğunda blog seni az biraz Instagram'la aldattım. Fotoğraf çektim, #mybeautiful_romania tag'iyle paylaştım. 

Gece uykusuzluğu hala başa dert olsa da vakitlice uyanmalara en nihayet alıştım. 

Belki düzenli yazmaya da alışırım bir gün. Bir umut... 



13 Haziran 2019 Perşembe

Kedidir, kedi



Burada bir blogum vardı. Açıp açıp kapattığım. Ve hayatıma değen komşular. Hiç görmesem de yakın hissettiğim. Bir de kafamda hiç durmadan konuşup duran düşüncelerim. Zihnimde yazıp yazıp, tembellikten bloga az biraz aktardıklarım.

Almanya'nın kasvetli havasına memleketin hüzünlü haberlerinin ardı ardına karıştığı günlerden bir gün, durdum.

Ha bugün, ha yarın derken beş yıl geçmiş aradan ayrı ayrı.... Devamı acaba gelir mi, buluşalım gayrı...

Yoksa kedidir, kedi midir?  Bil bakalım Şaşkın Göçmen şimdi de nerededir?

E o zaman, hadi başlayalım... Yeni, yine, yeniden...


Çok Okunanlar