"Bu hafta sonu üç gün evdeyiz ya, puzzle alıp yapalım olur mu?" diye bir öneriyle karşımda belirdi 23 Nisan'daki mini kapanma öncesi bizim küçük ergen.
Çocuğu ekran karşısı harici bir şey isteyen annenin haklı gururuyla kirpiklerimin ucunda belirmiş damlacıkları; aşkını kalbine gömmüş Hülya Koçyiğit edasıyla kafamı hafif yana eğip gözlerimi yere devirmek suretiyle saklamaya çalışarak:
"Alalım da, yapalım da tabii ki evladım. Sen seç, beğen; hemen alalım hangisini istersen" deyiverdim.
Anın heyecanı ile şuursuzca kurmuş olduğum bu cümlenin sonuçlarından henüz habersiz; mutlu bir anneydim.
Sokağa çıkma yasakları yüzünden evde saksı bitkisi gibi büyüyen çocuğu oyuncak mağazasına götürmem mümkün olmadığından satın alma işlemini online olarak gerçekleştirmeleri için kendisini babasına havale ettim.
Akli melekeleri gerekli olgunluk seviyesine erişmemiş çocuğa "istediğin puzzle'ı seç, al" demek birinci hatamsa; "görev verin yapayım babayla" baş başa bırakmak da ikincisiymiş. İki gün sonra kargo gelince anladım.
Heyecanla açtık paketi. Ne de güzel seçmiş bizim kız. Seyre doyum olmaz, çok güzel bir Paris manzarası.
Puzzle'ı üzerinde rahatça yapabileceğimizi düşündüğüm eski mutfak masamızın üstündekileri toplamaya başlamıştım ki kutunun üzerinde yazan rakamı fark ettim: 3000, yazı ile üç bin, parça!
En son puzzle'ı bizim kız 5 yaşında iken falan yapmışız, o da 100 bilemedin 150 parçalık. Bitmiş bir puzzle'ın boyutuyla ilgili vizyonumuz da bu kadarla sınırlı doğal olarak. 3000'lik bir puzzle'ın 85x120 cm'e denk geldiğini görmek yıpratıcı bir etki yaptı bünyede. Değil eskisi, yenisi evdeki hiç bir masaya sığmaması da cabası.
Bilmezdim yapbozların bu kadar büyük,
Sabrımınsa yetersiz olduğunu
Bu lafı etmeden önce.
Bir parça var, biliyorum;
Her yere koymak mümkün;
Epeyce yaklaşmışım; hissediyorum;
Bulamıyorum.*
İlk şoku atlattıktan sonra işe koyulduk. Çocuğa başladığı işi bitirmeyi, sabırlı ve kararlı olmayı, pes etmemeyi falan öğreteceğim ya; inat ettim bir sene de sürse bitecek bu puzzle.
Yere örtü serdik, üzerine karton koyduk, yerlerde iki büklüm yılan olduk; o da olmadı şişme yatak şişirdik, üzerine aktardık; yapboz gurmesi hemşirem "kartonun üzerinden kayar, puzzle halısı alın dedi" aldık, yine kaydı; kedi üzerine çıkmasın diye geceleri üzerini örttük, sabahları örtünün içinden, üzerinden kovaladık.
Yapıp yapabildiğimiz parçaları renklerine göre ayırmak, bir parça eksiğiyle kenarlar ve biraz da iç parça olmuştu ki haftalardır heyecanla beklediğimiz Yuki ya da resmi olmayan adıyla Bıdık oğlan eve geldi.
Kediler birdi iki oldu. Bıdık Oğlan eve alışana, küçük ergenle bağ kurana ve evin kraliçesi Köpük Hanım ile tanışmaya hazır olana kadar küçük ergenin odasında kalması gerekiyordu. Enerjisinin doruklarında yaramaz yavru bir kedi ve üzerinde devasa bir puzzle yeşermekte olan şişme yatak pek parlak bir fikir değildi elbet. Yatağı odadan çıkarmaya çalışırken, özene bezene yaptığımız parçaların büyük bölümünün dağılmasıyla, evin gerçekleriyle yüzleşip, inadımdan vazgeçmem kaçınılmaz oldu.
Sıkletimize uygun daha makul sayı ve ebatta bir puzzle alınması üzerine anlaştık; puzzle'ı uygun bir zamanda puzzle gurusu hemşireye göndermek üzere toplayıp kaldırdık.
Bir kaç güne hem tam kapanma hem de 500 parçalık puzzle'ımız geldi. Bu defa tezgahı salona kurduk, analı kızlı ve iki bıyıklı işe koyulduk.
 |
| Yardıma diye geldiler, uyudular |
 |
| Arada kardeş kavgaları oldu, yine de pes etmedik |
 |
| Tekrar dağıtmasınlar diye korumaya aldık |
 |
Bu arkadaşlar o yaramaz oğlana hiç benzemiyor
|
 |
| Ve mutlu son |
Daha bitirir bitirmez sordu: "Yenisini 1000'lik alacağız di mi?"
Kibarca gülümsedim.
Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Yapbozun parçalarında...
* Şiirin orijinali: Anlatamıyorum, Orhan Veli Kanık (Ustaya saygıyla)