15 Aralık 2013 Pazar

Aşk Oyunları


Serinin adı Buz ve Ateşin Şarkısı ( A Song of Ice and Fire), dizinin ve ilk kitabın adı olmasından mütevellit bilinen diğer adıyla Taht Oyunları (A Game of Thrones).

Adam hiç üşenmemiş yazmış. Beş kitap, 4273 sayfa. Elime sakız gibi yapışan son cilt hariç, uğruna günlerimi gecelerimi verdim, üşenmedim okudum. Türkçe çevirisi beş kitap, dokuz cilt, 5314 sayfa.

Yazmaya da devam ediyor. Sırada iki kitap daha var. Ömrü yeterse bitirecek, ömrümüz yeterse okuyup öğreneceğiz hikayenin sonunu.

Babanın kafa öyle güzel ki sadece kitabı yazmakla da yetinmiyor. Bir de kitaptan çok farklı bir kurguda ilerleyen televizyon dizisinin uyarlamasını yapıyor. Hal böyle olunca sen de ne kastırıyorsun kitabı okumakla, mis gibi dizisi var, uzan koltuğa, geç televizyonun karşısına izle yapamıyorsun. Paralel evrende geçen diziyi keyifle izlesen de o esnada gerçek Yedi Krallık'ta neler olduğunu okumadan duramıyorsun.

Duramıyorsun ama bir yandan mevcut son kitap ha bitti ha bitiyor. Yeni kitap ne zaman çıkar, çıksa Türkçe'ye ne zaman çevrilir bilmiyorsun. Belki de bu yüzden o son kitabı hiç bitirmek istemiyorsun.

Son iki kitabın çıkış tarihlerine ilişkin tüm bu belirsizliğe rağmen serinin finaliyle ilgili, mantarına kuvvet George Baba'ya güveniyorsun. Lakin gel gör bu nesil bir Lost acısı yaşadı. O acı hala tazeyken yüreklerde Westeros'un karlı dağları fare doğurursa ne yaparız düşünmeden de duramıyorsun.

Kaçınılmaz son yaklaşırken, bu kadar uykusuz gece, bu kadar sayfa, bi sürü karakterin, bitmek bilmez entrikaları, bir taht uğruna ya rab ne kelleler gidiyorları sonunda serinin ana fikri ile ilgili çıkardığım bir sonuç da var elbette.

Sevgili anne babalar çocuklarınızı sizin değil, kendi istedikleri kişilerle everin. Sevenleri ayırmayın, uçurtmayı vurmayın. Savaşmayın sevişin. Sanmayın her şey mal mülk her şey para pul. Tahtmış, güçmüş, paraymış hepsi hikaye. Bakın Koskoca Yedi Krallık'ta koca koca lordların, leydilerin bi tanesi de sevdiceğine yar olmamış, olamıyor. Sevdiğine kavuşamayan da veriyor kendini entrikaya, veriyor kılıca. Taht filan değil bu arkadaşım, bildiğin aşk oyunları...

Sonradan edit:

Aha aha bi de böyle bişiy yazmış George R. R. Martin blogunda:

Amazing series. Amazing episode last night. Talk about a gut punch.

Walter White is a bigger monster than anyone in Westeros.


(I need to do something about that)


Ülen ne yapacak ki acaba? Rahmetli Walter White'a da selam olsun bu arada :))

10 Aralık 2013 Salı

Sana Dün Tepeden Baktım Aziz Düsseldorf


Aslına bakarsanız dün bakmadım ama ne yalan söyliyeyim başlık böyle daha havalı geldi. Düsseldorf Burgplatz'daki dönme dolaba, ördeğin dolduruşuna gelerek bindik geçenlerde. "Sen korkmayacak mısın buna binmeye" dediğimde gözlerini kocaman açıp "annecim sen benim uçaktan korktuğumu gördün mü hiç, bundan da korkmam tabii ki de" diye yapıştırdı cevabı velet. Madem öyle dedik bindik biz de gönül rahatlığıyla. Hatta yetmedi ertesi hafta bir de gece nasıl oluyormuş onu deneyimledik.

30 Kasım 2013 Cumartesi

Nöööööğğğğ


Ben ki bu malzeme yokluğunda azmetmişim de yapmışım o aşureyi…

Tüm iyi niyetimle çalıp da kapını ikram etmek istemişim.

9 Kasım 2013 Cumartesi

Gün olur bir zeplin geçer üzerinden


Almanya’da, zamanın durduğu bir şehirdeyim. 1950’li yıllardan kalma bir fonda ağır çekim ilerleyen bir hayat. Kimsenin hiç bir şeye acelesi yok. Olmasına gerek de yok.

Hızlı, hem de bir çita kadar hızlı olman gereken tek bir yer var: Hauptbahnhof’daki Lidl’ın kasası. Sıkıyorsa olma. Sonuçta burası koca şehirde pazar günleri açık olan tek market. Almanya'ya ilk defa gelmiş birini, bir pazar akşamı sok içeriye ülkede tufan olmuş ya da oldu olacak, insanlar marketi yağmalıyor diye düşünebilir rahatça. O yüzden ki burada hız demek pazar günü eve ekmek götürebilmek olduğu kadar kasadaki asabi "pazar günü herkes yan gelip yatarken benim burada ne işim var" teyzelerinden azar işitmeden alışverişini tamamlamak demek. İşte böyle dostum; Almanya'da cumartesi almadığın hurmalar pazar bir tarafını tırmalar…

2 Kasım 2013 Cumartesi

Bakımsız Kadın Yoktur, Az Çalışan Kuaför Vardır


Yolu sevgiden, eşten, işten, güçten geçip de kendini bi şekil Almanya'da bulan bir Türk kadını için memleket hasretinin hıçkırıklar eşliğinde tavan yaptığı nokta saçının dibi geldiği andır pek sevgili okuyucu.

Alman kadınları neden bu kadar bakımsız, o saçlarının hali ne, ya o bıyıklara ne de demeli? Bildiğin sırma bıyıklı, yandan tıraşlı ya da Modern Talking çok yaşa saçlı kadınları gördükçe düşünür durdur ki cevabı meğer kuaförlerde gizliymiş.

20 Ekim 2013 Pazar

Pabuç


Pek hürmetli erkek okuyucu;

Lütfen eşinle alışveriş yapmaktan şikayet etme bir de kızınla (sende yoksa konu komşu, akraba kızı da olur) dene. Dönüşte karının boynunda hıçkırıklara boğulabilirsin seninle alışverişe çıkmaya razıyım diye.

23 Eylül 2013 Pazartesi

Seçim


Dün Almanya'da genel seçimler yapıldı. Almanya fakir bir ülke olduğu için böyle sessiz sedasız, usulca yapıldı ve bitti her şey. Sokak lambalarına asılı bir kaç poster, bir kaç billboard, haftada bir semt pazarının girişinde kurulmuş bir kaç stand topu topu. Sağda solda denk gelmesen haberin bile olmayacak.

12 Eylül 2013 Perşembe

Göçebe


Kırkına ramak kalmış şu ömrüm hiç bir şeyle değil taşınmakla geçti sevgili okur. Şu dünyaya geldim geleli yaşadığım iki ülke, beş güzide şehirde oturduğum evlerin sayısı on dört olmuş. Her yaz başı pılımızı pırtımızı toplayıp memlekete döndüğümüz sonbaharda aynı pılı pırtıyı tekrar geri getirdiğimiz beş yıllık yurt hayatını, orda burda yancı kaldığım zamanları ya da taşınma eylemine fiziksel olarak katılmakla birlikte içinde düzenli olarak yaşamadığım Valide Sultan'ın müstesna bir takım evlerini ise hiç hesaba katmıyorum.

31 Mayıs 2013 Cuma

Ağacıma Dokunma


"Kapattım gitti" dedim. "Belli mi olur belki bir gün başka bir yerde" dedim. Günler, aylar geçti o başka yeri bir türlü olduramadım. Zaten tek bir korsan yayın hariç hiç de yazmadım, yazamadım. Sarı damarımdan sebep yine dönmezdim sözümden de konu bu konu olunca duramadım. Öyle ya söz uçar, yazı kalır, beşer unutursa da Google hatırlatır. Kimine göre "tinerci yuvası, alt tarafı bir park" için günlerdir nöbet tutan, gaz yiyen, şiddet gören ama yine de vazgeçmeyen güzel insanlarımız için tarihe ne kadar çok not atarsak o haklı ve güzel direnişleri de o kadar taşınır geleceğe.

Çok Okunanlar