25 Haziran 2020 Perşembe

Vicks'in Formülünü Yazsam Yeniden



Gün geçmiyor ki spontan şaşkınlıklarımla insanlık tarihine yeni buluşlar kazandırmayayım. Hele şöyle bir kaç asır önce gelmiş olsaymışım dünyaya ne büyük icatlarım olurmuş da oyuna yetersiz yetenek bonusu ile yüksek level'dan başlamaktan kaybediyorum.

Gönül ister hem aradığını hem siz deyin nano, ben diyeyim biyo teknik bir buluşa imza atmış olayım. Lakin yetersiz bakiye veren bonuslarla da bir yere kadar. Burnumun içine tebelleş olan iribaş hain sivilcenin hakkından gelmeye çalışırken Vicks'in formülünü yeniden yazmak varmış kısmette.

Yavaş yavaştı, bebek adımıydı derken iki iteleme, bi çalkalamayla normalleşmede kuantum sıçraması yaşamışım, Merkür retrosunun altından girip üstünden Venüs'ün gücüyle çıkmışım, özgüven tavan sen kim pis sivilcesin? Bi sıkımlık canın var da işte hem daha kıvama gelmedin hem de burnumun içindesin. 

Google'ın gücü adına ev yapımı bir reçete ver bana, ENTER!

- Elma sirkesi 

Evde iki çeşit sirke var ama elmalısı yok. Bizımla değilsın elma sirkesi!

- Çay Ağacı Yağı

Bizde çay var, o olma mı? Siyahı var, yeşili var, bergamotlusu var ama yağı yok. Madem öyle, sen de bizımla değilsın çay ağacı yağı!

- Limon Suyu

Bu çok basit geldi, o da şüpheli. Bu kadar basit olabilir mi canım? Sıradakiiiii...

- Hindistan Cevizi Yağı

Bizim müstakbel ergen için öz hakiki ev yapımı sağlıklı deo roll on üretmeye azmettiğim dönem almıştım, koca bir kavanoz. Lakin kavanoza koydum sıvı, roll-on şişesine doldurdum katı, o malzemeyi ekle bunu azalt şeklinde ilerleyen deneysel çalışmalarım neticesinde dibine kibrit suyu...  

- Oksijenli Su

Hem yok hem de olsa kesin bi işler açarım bak ben bununla başıma. 

- Sarımsak

Gözündeki arpacığa sarımsak sürülmüş Genç Şaşkın'ın Acıları hala hatıratımda, dün gibi. Zaten benim adam görünce Dracula'ya döndüğünden sarımsak bizim evde ezelden yasaklı. 

- Bal

Evimizin demirbaşı ama limon suyu gibi bu da çok basit bir çözüm değil mi yahu? Nayıııır bu işler bu kadar kolay olamaaaaz. Pehhh, yapış yapış burun deliği de cabası. 

- Biberiye Yağı

O la la. Ben buradan yürürüm arkadaş. Bit ve sivrisinek savunma kalkanı olarak almışım zamanında lavanta yağı ile birlikte. Tarifin devamında hindistan cevizi yağı da var ama "hindistan cevizi yağı gibi yoğun bir yağla karıştırın" demiş bi kere, ben o "gibi"yi itina ile değiştirmeyi bilmem mi? Değiş tonton... Deo roll-on imalatı günlerinden miras shea yağı kutusunu çıkarıyorum hemen. 

Uygulama gayet basit. 1-2 damla biberiye yağını 5 damla hindistan cevizi yağı ile karıştır. Burun içindeki sivilceye uygula. 30 dk, yahut bir gece, beklet; sonra durula. Tabii bu tarifte yazan.

Bu Şaşkın'ın gördüğü: 

İki yağı karıştır, burnunun içine sür. 

Bu da yaptığı:

Kulak çubuğunu shea yağı kutusuna daldır. Tereyağı kıvamında ama olsun. Yoğun yoğun krem gibi olur işte, ne güzel. Hem şimdi bi de kap mı kirleticem gece gece.

Biberiye yağını üzerine boca et. Gözüm de görmüyor ki, üstüne denk geldi mi gelmedi mi? Gelen yetti mi? Yeterincesi ne kadardı ki acaba? Amaaan olmuştur yahu...

Sonuç:

Kulak çubuğunun burun deliğimle buluşması üzerinden değil 30 dakika henüz bir dakika bile geçmemişti ki alev alev yanan burnumdan şakır şakır akan sular, gözümden fışkıran yaşlar eşliğinde son eserimi besteledim. 

Vicks'in formülünü yazsam yeniden
Kimi burunları sel alır gider
 
Kimi benim gibi yanar derinden
Kimi senin gibi şaşkın bu der güler

Bunların bir formülü bir ölçüsü vardır
Her ilacın bir gerçeği bir çakması vardır
 
Kokusu da dokusu da adeta bir Vicks yeni icadımı insanlığa bahşetmenin vermiş olduğu gururla sahneden ayrılırken sevgili seyircilerim...

Her çakmanın sonunda göz yaşı vardır
Akar burun deliklerim sel olur gider 
Laylay laylay laylay
Laylay lalalaaay... 


5 Haziran 2020 Cuma

Keçeden İşler


- Kızım hadi bi koş gel!
- Öffff anne yaaaa... Yine mi?

Çocukluk yıllarımın o unutulmaz ana kız diyaloğu... 

Sahne Şaşkın'ın "kolay gelsin" nidasıyla koridordan salona koşarak girmesi ile devam eder ve Valide Sultan'ın biçkiye ilk makası vurması ile sona ererdi.

Özenle kaçtığım, kaçamadığımı itina ile sabote ettiğim dikiş dersleri neticesinde dikiş yeteneğimden nihayet ümidini kesip peşimi bırakan Valide Sultan'ın vazgeçmediği tek bir gizli silah kalmıştı bir benden içeri. Sadece terzi loncasına bahşedilmiş bu kadim bilgi ile gizli silaha sahip terzi, başladığı dikişi hızlıca bitirebilme gücüne de hükmedebiliyordu. 

Hikayedeki kadim bilgi; terzinin yeni başlayacağı dikişe ilk makasını vururken eli ayağına çabuk olması ile bilinen birinin, namı diğer gizli silahın, hızlıca koşarak içeri girmesi ve terziye "kolay gelsin" dileğini iletmesi idi. Gizli silah da pek tabii ezelden tez canlılığı ile meşhur ben. 

İşe gerçekten yarar mıydı bilmem ama oturup bol teyel ya da sürfile dikişi atmaya yardım etmektense böylesinin daha çok işime geldiği kesin. 

Kopan düğmeleri, küçük sökükleri beceriksizce dikmek hariç pek de işim olmadı sonraları iğne iplikle. Gel gör duvara asılı silah nasıl oyunun sonunda mutlaka patlarsa evde belli ki annenden kalma dikiş seti de gün gelir mutlaka kullanılırmış.

COVID-19 fırtınasının Romanya'yı vurmasından kısa bir süre önce başladı hem karantina hem de keçeden işler maceramız. Müstakbel ergenim grip salgınından nasibini almıştı, öyleyse evde kalmalıydık. Otur otur da nereye kadar. Can sıkıntısına çözüm olarak başladığımız ufak tefek işler, Corona karantinasının bitmek bilmez günleri de eklenince bir sürü renkli, neşeli ürüne dönüşüverdi. 

Dikiş bilgi düzeyim terzi anneden genetik geçişten hallice olduğundan işçilik belki mükemmel değildi. Teknik desen az YouTube videosu, bol deneme yanılma yöntemi. Yetişkinliğin kamburu o hataları, hep o kusurları görme engeline takılsaydım belki bu macera kısa sürede sona ererdi ama şanslıydım ki yanımda müstakbel ergenim vardı. Öyle ya çocuk gözü kusurları görmüyordu. Sahi detaya değil bütüne bakıp mutlu olmayı kaç yaşımıza gelince unutuyorduk ki biz? O benim beğenmeyip burun kıvırdıklarıma hayranlıkla tepki verdikçe gaza geldim. Onu yapan bunu da yapar derken, birlikte pek çok ürün ortaya çıkardık. 

Canım alpaka, senin yerin ayrı bende. Hem ilk anahtarlık denememsin 
hem de bu kadar küçük detayınla kendime güven perçinim :))

Sevgili pamuğum, Valide Sultan'ı da unutmamalı, 
kişiye özel ilk emoji anahtarlık elbet ona yapılmalı

Süreci başlatan can sıkıntısı olsa da amaç, ilk günden beri, kızımın okulunda çocukların Afrika'daki su ve gıda ihtiyaçlarına odaklanacakları bir projede kullanılacak olmalarıydı. Bu projede çocuklar çeşitli etkinlikler planlayarak bir yardım kampanyası düzenleyecekler, bu ürünleri de o kapsamda okul bahçesinde satacaklardı. Geliri ise Sezi Kalkavan'ın Afrika'daki projelerinde kullanılmak üzere Şimdi Derneği'ne bağışlanacaktı. Lakin 11 Mart'ta okulların aniden tatil olup, hayatın da durmasıyla maalesef bu aşamayı üzülerek şimdilik belirsiz bir zamana ertelemek durumunda kaldık.

Keçeden minnoşlarımız şimdilik bir kutuda sahiplerine kavuşacakları günü, kısa kısa hikayeleri ise fikir ve esin vermesi temennisiyle https://www.instagram.com/mylittlefeltstuff/ adresinde meraklılarını bekliyor.





28 Mayıs 2020 Perşembe

Sonsuz Temizlik Döngüsü - Bölüm II



Çocuğun yaratıcılığı, becerileri gelişsin diye bazı eylemlerini serbest bırakmanın keyifli sonuçları olsa da yan etkileri de az buz değil. Önceden prospektüsünü okusaydım iyiydi. Ya da çılgın teyzelik günlerimden kalma tecrübelerimi geri çağırsaydım. Sonuçta ketılda ısıtılmış portakal suyu içmek, baharatlı patates kızartmasını sıcak kakaoya banıp yemek her kula nasip olmaz. 

Bazı yan etkiler kırılma, dökülme, kendine zarar verme gibi ivedilikle kendini gösterse de bazıları sinsice pusuda bekleyip, hiç beklemediğin bir anda sonsuz temizlik döngüsünün fitilini ateşleyebilir.
 
- Günaydın yeni gün, yeni başlayan hafta, günaydın Corona, sana da günaydın sonsuz temizlik döngüsü! Bugünü tembellik günü ilan ettim, haberiniz ola.  Bu defa hiçbir şey döndüremez yolumdan, asla!

Diva gibi çıktığım yatak odasından Sinderella'ya dönüşüm bir kapı ötede oldu. Salonda açık duran ütü masası, masanın üzerinde eski ütü. Ütümüze ne oldu diye düşünürken çalan telefon, bu gizemli durumu aydınlatan benim adam. 

Çarklar dönmeye başladı duyuyor musun? Hadi bakalım Şaşkın sana geçmiş olsun!

Burada filmi bir, bir buçuk hafta öncesine sarıyoruz. Zira olaylar zincirinin başlangıç noktası aslında orada gizlenmekte. Yaşattığı keyif ve mutluluktan sual olmaz; on yaş masumiyeti ile DIY Youtube videosu esinli hazırlanan, ev yapımı, o naif Anneler Günü hediyesinde. 

Karantina günlerinde Anneler Günü hediyesi almak için dışarı çıkamayan müstakbel ergenim yaratıcılığını kullanmaya karar veriyor. Bunun için de görüp de görmezden geldiğim bir eylemi hayata geçirerek; kağıda çıktısını aldığı resimleri eski bir t-shirtüme ütü ile baskı yapmaya çalışıyor.  Sabah uyanır uyanmaz başlayan hediye avı notlarıyla, krapon kağıdından çiçek buketiyle o kadar ince düşünülmüş bir hediye ki baskıların hemen çıkıvermesi hiç mühim değil. 



Evde oturup durduğumuz şu günlerde en az el değen ev aleti sıralamasının açık ara birincisi ütü olunca bu küçük, masum eylemin yan etkileri de meğer öylece bir köşede keşfedilmeyi beklemiş durmuş. 

Kızımın yaratıcılığı sağ olsun, ütü tabanına yapışan naylondan önemli mi, hemencik halleder tembel günüme dönerim dedim; her daim neşeli Disney Prensesi edasıyla, sorunu çözecek bir yaşam tüyosu aramak için, yüce Rabbim benim için göndermiş Google'a koştum.

Yaşam tüyosu 1: Beyaz sirkeyi ısıtıp, ütünün tabanını sil. Hemen müptelasıyım beyaz sirkemi çıkarıp ısıttım ve işe koyuldum. Mutfağı dolduran sirke kokusu hariç bir sonuç elde edemedim. "Sirkenin gireceği tek bir yer var o da salata" diyen arkadaşımın sesi kulağımda, sıradaki yaşam tüyosuna geçtim.

Yaşam tüyosu 2:  Hafif ısıtılmış ütünün tabanını mum ile temizle. Benim adam ve müstakbel ergenin bir kaç yıl önce doğum günümde üflemem için pasta mumu bulamayıp aldıkları kırmızı şamdan mumlarından biri işimi görürdü herhalde. Kırmızı kabuk kısımlarını başıma bela olmasın diye bir bıçak yardımıyla sıyırıp, tekrar işe koyuldum. Aman Allahım, işte aradığım yaşam tüyosu buydu, yüce Google çok yaşasındı! Mumu hafif ısınmış ütünün tabanına sürdükçe eriyor, eridikçe naylonlar çözünüyordu. Bir kaç dakika sonra işlem tamamdı, ütünün altı pırıl pırıl.

İdeal bir dünyada işimin burada bitmesi gerekirdi ama gel gör heyhat, sonsuz temizlik döngüsünde işler böyle yürümüyordu. Döngünün çarkları bir kere dönmeye başlamıştı ve artık durdurulması imkansızdı.

Ütü tabanındaki naylonlar karşısındaki zaferimin kutlamaları mutfak tezgahına akıp donan mum parçalarını görmemle son buldu. Lakin paniğe gerek yoktu, bu seferki çalıştığım yerdendi. 

Yaşam tüyosu 3: Donmuş mum lekeleri üzerine buz uygula. Bir kaç kalıp buz çıkarıp donmuş mum parçalarını tezgahtan temizledim ama bu sefer de parçacıklar tezgahtan kayarak yere saçıldı. Mutfağı bir güzel süpürüp sildikten sonra kendimi banyoda buldum. Hazır tabanını misler gibi temizlemiştim, içindeki kireçler kalsın mıydı yani?

Lavaboyu ütüden çıkan kireçlerden temizle, elin değmişken klozeti, o bitti yerleri derken kendimi yine bütün evi silmiş süpürmüş ve günlük kutsal döngüyü tamamlamış buldum. 

Bugün oturmuş tembel tembel bu satırları yazarken bu defa döngüyü kıracağımdan emin gibiydim. Ahhh bi de elektrik süpürgesinin toz haznesini mutfağın tam ortasında düşürmeyeydim!



Serinin diğer yazıları:




22 Mayıs 2020 Cuma

Sonsuz Temizlik Döngüsü - Bölüm I



Pide yapıp Nirvana'ya ulaşma çabalarım başarısızlıkla sonuçlanınca kendimi başka işlere adamak suretiyle  Corona "sonsuz temizlik döngüsünü" kırmaya karar verdim. Kararlıydım. Vileda sopasının parkeye değmediği, buharın, dezenfektan kokusunun içe çekilmediği, çamaşır makinesinin dönmediği o gün; lanetli döngünün tekerine çomağı sokacak, karantina günlerimi yeniden yazacaktım. 

Hemen  kolları sıvayıp işe koyuldum diyebilmek isterdim elbet. Olmadı yar, Vileda kovası boş durmadı ya. Ben belki toz aldım sen başka bir kafadaydın. Bilmedin yar, döngüme Mjöllnir gibi inmedin yar.

Başlayamasam da başaracağıma inanıyordum. Hem başlamak bitirmenin yarısıysa inanmak da başlamanın yarısı değil miydi? 

Bebek adımlarıyla yavaş yavaş, alıştıra alıştıra mı başlamalıydım? Kademeli geçiş mi denemeliydim?Yoksa bir çılgınlık yapıp, bugün elimi hiçbir şeye sürmüyorum, yan gelip yatıyorum radikal yaklaşımıyla döngünün dibine dinamit mi salsaydım?
 
Marketten alınan ürünlerin yine aile imecesi ile itinayla dezenfekte edilip kaldırıldığı bir cumartesi günü ilk isyan bayrağını açtım. Yettiydi gari, paketli ürünler falan hadiydi de en azından sebze ve meyveleri artık yıkamayacak, eski güzel günlerdeki gibi direkt buzdolabına kaldıracaktım. Bu asi eylemimle döngünün çarkını kıramasam da çatlatacak, yavaş yavaş içeriden çökertecektim. 

Yürü be kızım dedim, kararımı benim adama gururla deklare ettim. Adam "hımm tamam, ben yatmaya gidiyorum" dedi, gitti. İki saat kadar sonra güzellik uykusundan uyanıp geldiğinde sebze ve meyveler misler gibi yıkanmış, mutfak tezgahında kurumayı bekliyordu. Gururum önde, kararlılığım arkada bebek adımlarımla döngünün sıradaki gereklerini icra eylemek üzere mutfağı terk ettim. 

Gitmeden, evde otura otura fışkıran sanatsal yeteneğim de boşa akmasındı. Sonsuz temizlik döngümün vermiş olduğu ilhamla "Adını Coranatürmont Koydum" isimli diji-natürmort eserimi fotoğrafladım.

Adını Coranatürmont Koydum isimli eserim 


Devam Edecek...







5 Mayıs 2020 Salı

Kaygısız Çırak

Caps kime ait bilmiyorum. Sondaki bitişik "de" "fiziği"ne laf edilmiş Sheldon Cooper gibi gözümün seğirmesine yol açsa da
son günlerdeki duygu ve hislerime tercüman oluşuyla gönlümde yer etti. Kadın da (Saint Rosalia) biraz bana benziyor mu ne? :))


Günlerden 1 Mayıs'tı. Sindirellaların da bayramı kutlu olsundu. Şubat sonu sosyal mesafe ile başlayıp, önce gönüllü kişisel izolasyona sonra gönüllü karantinaya dönüşen, nihayetinde bir nevi izolasyon - karantina karmasına evrilen, saymadım kaçıncısı, sıradan COVID-19 günlerinden biriydi. 

Bir elim böğrümde, diğeri Vileda sopasında "bütün dünya karantinada ekmek yapıyor, baharat dolabı düzenliyor; kitap okuyup, özüne dönüyor, kendini geliştirip Nirvana'ya eriyor, hatta yetmiyor sıkılmaya bile vakit buluyor. Nasıl oluyor da oluyor? Peki ben neden sonsuz temizlik ve yemek döngüsünden çıkamıyorum" diye diye beynimi kemiren iç sesimle cebelleşirken aniden bir aydınlanma geldi. Elimde ne var ne yok bırakıp kendimi mutfağa attım. Evet o ekmek, hayır hayır Ramazan pidesi, bugün yapılacak, o baharat rafı düzenlenecekti. Çıtır çıtır, dumanı tüten pidenin poz poz fotoğrafları çekilecek; homini homini lüplettiği pidelerin fotoğrafını aile Whatsapp grubundan yollamak suretiyle bu gurbet kuşuna özencik yapan hayın kardeşe, bak bizim de başımız kel değil mesajı gönderilecekti.

İşte o büyük gün gelmişti. Romanya'da Corona'lı günler başladı başlayalı çamaşır suyu ile birlikte bulunmaz hint kumaşı değerindeki iki üründen biri olan,  stoğumdaki topu topu "bir paket" kıymetlimissim, mayamı çıkardım. Kendisini kim bilir hangi tarihte, hangi amaçla almıştım bilmiyordum ama işte o gün bugündü, hedef de Ramazan pidesi.


Tarif için hemen ölçüsünden sual olmaz Refika'nın Mutfağı'na koştum. Tarif videosunu şöyle bir baştan sona kesintisiz izleyeydim iyiydi elbet ama en canı tez, en aceleci bacı halimle hem videoya hem de alttaki yazılı tarife şöyle bir göz ucuyla bakıp "tamam" dedim oldu bu iş. Malzemeleri çıkarıp kırk yıllık pide ustası edasıyla işe koyuldum. Lakin o meşhur serçe parmağı testi ile yapılan ılık su kıvamını buldurma aşamasında kulağımda yoğurt mayalama sütü ısısı ayarlama gerginliği müziği çalmaya başladı. Kırk yıllık pide ustası bir anda mekanı terk edip yerini çaylak çırağa bıraktı; çırak en kaygısız haliyle "tamamdır herhalde bu yeeaaa" diyip mayayı suya çaldı. Tüm malzemeleri karıştırdım, hamuru tarifteki gibi tezgahta iki pat pat hoplattım, ikiye ayırıp mayalanması için sarıp kaldırdım. Ne kadar bekleyecekti ki bunlar diye tarife dönüp baktığımda hamuru öyle iki şak şak bir pat pat değil 4-5 dk hoplatmam gerektiğini gördüm. Kaygısız çırak "bırak serbest kalsın, böyle de güzel" dedi, ürünü onayladı; 45 dk sonra görüşmek üzere hamurlarla vedalaştım. 

Hamurlar bir köşede mayalanırken baharat rafına giriştim. Artık küçücük rafın acıklı karmaşasından mıdır yoksa araya farklı işler sıkıştırmış olma ihtimalimden mi o 45 dk su gibi aktı gitti ama rafın yarısı hala dışarıdaydı. İçeride olanlar da pek düzenlenmişe benzemiyordu. Buraya sonra dönerim diyip şekil verme aşaması için mayalanmış hamurlarımı çıkardım.

Ramazan pidesinde şekil önemliydi. Öyleyse bir bilene tekrar danışılmalıydı. Elimin hamuruyla Refika'nın Mutfağı'na dalıverdim ki bir de ne göreyim... O benim 45 dakikadır fırında camış gibi yatan hamurcuklarımın her 15 dakikada bir mıncırılıp, havalandırılması gerekmekteymiş ki büyüdüklerinde pufidi pufidi pidecikler olabilsinler. Usta, bu aşamada bu hamurdan olsa olsa pişi olur diyip kızartma tavasını çıkartabilir yola pişi ile devam edebilirdi. Ancak henüz kahve molasından dönmemişti ki kaygısız çırak kontrolü hemen ele aldı.  Deneyim havuzunda ideal kıvamda, emsal bir hamur olmamasının verdiği genişlik ve rahatlıkla hamurunun tam kıvam ve afiyette olduğuna çabucak ve tereddütsüz kanaat getirip işin sanat kısmı için kolları sıvadı.

Bu aşamada hakkını vermek gerek. "Nailed It" performası meşhur bir ben var benden içeriye rağmen çırak hiç de fena bir iş çıkarmadı. İşte buydu! Elinde ramazan pidesine baya baya benzeyen iki orta boy pide hamuru vardı. Pişirme talimatlarını "dikkat eksikliği sendromunun" el verdiği ölçüde dikkatle izleyip pideleri fırına verdi.

Pideler fırında pişe dursun hayın kardeşe gönderilecek poz poz fotoğraf serisi için şekil verme aşamasını fotoğraflamadığımı hatırladım. Bu güzellikler mutlaka tarihe geçmeliydi peki neden fırının içindeyken olmasındı. Hiç yoktan iyidir diyip kapağın dışından çektiğim fotoğrafı beğenmeyince, içimdeki kaygısız çırağın da gazıyla fırının kapağını açıp hızlıca bir fotoğraf daha çekiverdim.

Tüm bu süreçte kaygısız çırağın kaygısızlığının işe yaradığı tek nokta pideler henüz beş dakikadır fırındayken kapağı açmam oldu. Zira Refika'yı can kulağı ile dinleyip, yaptığını birebir uyguladığım - ya da uyguladığımı sandığım bak, çok emin değilim :) - tek şey en epik patladığım yer olmuşmuş ve ben bunun farkında değilmişim. Fırının tabanına, fırın kağıdı üzerinde,  direkt olarak salınan pide yanarmış a dostlar. Hatta sadece pide değil, fırın kağıdı bile yanarmış. :)))

Olayın bundan sonrası artık gelişine, doğaçlama gelişti. Alttakini üste al, üstü pişerse, yandı yanmadı yaparsın. Üsttekinin altını pişirmek için, akıllı ol fırın tabanına koyma, en alt rafa indir derken sonunda piştiklerine kanaat getirip mamülleri fırından çıkardım.

Tüm yanık kazıma operasyonuna rağmen PİDE #1'in kritik durumu maalesef pozitife dönemedi. PİDE #2'nin yarısını sıcakken, soğuyunca tıkızlaşıp taşlaşan kalanını da daha sonra hafiften ısıtarak, züğürt tesellisi kabilinde yiyip, nefsimizi körelttik. 

Sonuç olarak Ramazan pidesi yapıp, baharat rafı düzenleyerek çıkmayı planladığım Nirvana yolculuğum tüm mutfağa dökülüp saçılan yanık pide kırıntılarını ve baharatları temizleyip, ardından tüm mutfağı buharlardığım sonsuz karantina temizlik döngüsüne dönüşerek hayallere karıştı.

Şimdilik hoşçakal Nirvana... Darısı bir sonraki mayaya...


Çok Okunanlar