Tanıyan eş, dost iyi bilir. Sporla ilişkisi meditasyon düzeyinde bile mesafeli narin bedenimde ağır sporcu yaralanmaları şu hayatta bildim bileli alameti farikam. Tez canlılık, kardeşi sakarlık ve kankaları hor kullanım da birinci dereceden failleri.
İki bacak, bir kolda; kırık, stres kırığı, bağ zedelenmesi, menisküs başlangıcı, incinme, burkulma, tenisçi dirseği, liste böyle uzar giderken simetriyi tamamlamak gerekiyordu ki sol omzum da hani bana hani bana dedi epey uzun bir süre önce.
Alışık olmayana pek çekilir bir ağrı değildi de işte; hem karşısında yılların tecrübesi vardı hem de adı batasıca Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen Virüsü bizi evlere hapsetmiş, sağlık sistemini kilitlemişti. Home made reçeteler, evin demirbaşı kremler, jeller derken gün geldi o eşik geçildi, tıbbi destek almak şart oldu.
"Bisipital tendinit bu" dedi Aile Hekimi. "Bu ilaçları kullan hele, yine de iyileşme olmazsa, ortopediye gidersin, bir iğne uygularlar bölgeye. "
Yine ilaçlar içildi, jeller sürüldü. Geçici bir rahatlama oldu. Bir üç ay da böyle geçti ama ağrı kendini durup durup, yayıldığı bölgeyi de genişlete genişlete, hatırlatmaya devam etti. Ertele ertele nereye kadar; en nihayetinde, ortopedinin yolunu tutma zamanı da geldi.
"Böyle sesler gelir mi hep" dedi doktor muayene ettiği sol kolumdan gelen katur katur sesler üzerine. "Bilmem ki" dedim, "farkında değilim."
Ben omuz çukuruma yapılacak iğne fikrine kendimi hazırlamışken; "önce bir MR çekelim" dedi arkasından. O MR ki korkulu rüyam. MR'ı gösterip iğneye razı etse tercih ederim ama elimde sevk kağıdı, kendimi önce MR odasının önünde, sonra da MR cihazının içinde buluverdim bir anda.
Neyse ki hem cihaz açık MR'mış hem de 12 dk'lık bir işlem. Ayılıp bayılmadan, "hanfeendi bi sabit durur musunuz lütfen, hareket ettiğiniz için baştan başlamamız gerekiyor" uyarısı almadan içinden çıkmayı başardım.
MR sonucumda bi takım yırtıklar, mebzul miktarda ödem, az biraz da kireçlenme tespit eden doktor bey vakayı Rotator Kuf Sendromu olarak raporlamadan önce sordu (ya da post MR stresi ile ben öyle hayal ettim):
- Sizin branş gülle miydi Şaşkın Hanım?
- Gülle? Yok, benimki bavulculuk.
- ???
- Gelecek vaat eden, yeni bir branş bizimki. Biri mental, diğeri fiziksel; iki aşamalı bir spor dalı.
- İlginç, duymamışım daha önce. Biraz bahsedebilir misiniz lütfen?
- İlk aşama mental etap. Ya da namı diğer Memleketi sığdırdım 23 kiloya, selam olsun gurbet eline bavulu hazırlık etabı. Strateji ve matematik becerisi epey kritik bu aşamada. Benimki "bir yetişkin artı bir küçük çocuk" kategorisi. Kişi başı 15 kg kargo, artı 8'er kilo kabin bagaj hakkını sonuna kadar vermek ama bunu yaparken taşınabilir boyut ve adette bavul planlamasını gerektiriyor.
İkinci aşama fiziksel etap. 30+16 kilo bavul ve sırt çantası kombinasyonu ile havaalanına erişmek; bavulları omuzlayıp güvenlik bandına yüklemek, indirmek, 30'unu kargoya teslim etmek, 16'sını uçağa kadar taşıyıp kabin dolabına tıkıştırmaya çalışmak. Tüm bunları yaparken çocuğu bir yerlerde unutmamak. Gerektiğinde onu da taşımak. Uçaktan inişte aynı işlemi bu defa tersine yapmayı içeriyor.
Strateji önemli demiştik ya battal boy bavulda maksimum kilo taşımaya çalışmak da işte böyle sevimsiz sonuçlara sebep olabiliyor.
- Anlıyorum. Gerçekten de gelecek vaat eden bir spormuş. Özellikle bizim açımızdan. (Biz bu hanımla daha çook görüşürüz. - Doktor iç ses)
Ah bi de spor yapsam! Yaba daba daba dibi dibi dum...
* Bu yazı; gelecek vaat eden bavulculuk sporuna gönül vermiş, dünyanın dört bir yanına yayılmış #gocmenkadinlar'a ithaf edilmiştir. <3