Sayfalar

#ŞaşkınınAÖFmaceraları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#ŞaşkınınAÖFmaceraları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mart 2022 Pazartesi

Bi arkadaşa bakıp çıkıcam...

Kimi vakitsizlik, kimi isteksizlik, kimi ikisi birden bahanem oldu; yine epeydir uzak kaldım buralardan. Değil yazmak, konu komşu ziyareti için bile gelemedim. 

Bu sırada AÖF finalleri geldi geçti, ikinci dönem başladı ve hatta onun vize dönemi bile sinsice yaklaştı. Yıllar sonra hızlıca bir giriş yaptığım profesyonel iş hayatından yine aynı hızla çıkıverdim. Jübile için daha yolum uzun olduğundan önümüzdeki maçlara bakmaya devam diyerek soluğu alıcı ayarlarında sıkıntı yaşayan Valide Sultan'nın yanında aldım. 15'lik ergen misali elinden düşürmediği telefonunu kurcalama süresinin artmasından anladığım, ilk gözünü çok şükür fabrika ayarlarına döndürebildik. İkinci için ise artık saatleri saymaya başladık.

Hemşirelik mesaimden arta kalan zamanlarda, az biraz da sınavlara hazırlansam diye her oturduğumda, kendimi yeni uğraşlar edinirken bulmayı tabii ki yine ihmal etmedim.  Peyzaj, Çevre ve Tarım dersine niyetlendim, bi baktım Gugıl'ım her şeyimin Dijital Atölye'sinden 40 saat, 26 modüllük eğitimin sertifikasını almışım. "Peyzaj olmadı Toprak Bilgisi ve Bitki Besleme verelim ablama" dedi iç ses; bi baktım blog yazıyorum. Ders programında ilk gördüğümde "auuu Biyoloji'den kurtuldum diye sevinen Şaşkın'a Ekonomi şoku" diye höykürdüğüm Tarım Ekonomisi ilginç bir şekilde ters köşe yaptı ve canlı ders kayıtlarını tamamlayabildiğim tek ders olarak kişisel AÖF tarihimde yerini aldı. Hocası on numara beş yıldız, konuları da bir hayli keyifli olan Bahçe Tarımı dersi de akabinde onu takip etti. Dönemin "aaa bi de bu ders vardı sahi ödülünü" ise Tarla Bitkileri kazandı. Kendisini küllüm unuttuğumu şu satırları yazarken fark ettim.

İzmir dahil bir türlü gelmek bilmeyen baharı beklemekten karalar bağladım. Şuracığa bahara özlemle, eskilerden bir martişor bıraktım. 

martisor
Martişor, Bükreş Romanya - 02.04.2019

Son olarak...

Sizi okumuyor yorumlar yazamıyorsam pek sevgili bilog komşularım, 

Bu sizden vazgeçtim demek değildir. 

Bir vakit bulup da gelebilmiş olsam

Bir klavyede yazardım hepinize... *

Öyle ise sıradaki şarkım da siz sevgili komşularıma gelsin...



🎶 🎶 🎶

Günler oldu yazmadım

Pişmanım blog halkım

Bir döngüye kaptırdım kendimi

Bir gittim mi kolay dönemem

AÖF derslerinde

Patron kaprislerinde

Hepsini almıyor bu zihnim

Bir gittim mi kolay dönemem


Sizi okusun komşular, beni ansınlar

Size takipçi tıkları, bana sınavlar

Kıyametler kopuyor zavallı beyinciğimde

Tükendim, tükendim, tükendim artık

Hiç mi özlenmedim; hiç mi hatrım yok

Bir yorum, bir mesaj bilogculuk aşkınaaa! **

🎶 🎶 🎶


Şarkıların orijinallerini dinlemek istersen:

İtiraf ediyorum. Başta ikisini aynı şarkının sözleri sanıyordum. Orijinal sözleri arattığımda durumun farkına vardım. :))

Kayahan Usta'ya saygı ile...

* Sabahlar Uzak

** Yemin Ettim




14 Ocak 2022 Cuma

Şaşkın'ın Beyin Algoritması

Bu aralar biraz normalimin üzerinde yoğunum. Bir takım güzel değişikliklerin yarattığı vakitsizlik söz konusu. O kısımlara daha sonra geliriz elbet. Bu süreçte buraları yine dutluk halinde bırakmamak için vakit buldukça taslaklar klasörüne dalayım diyorum. Yazıp yazıp atmışım kenara, onların da hakkı değil mi gün yüzü görmek? Misal "gidişim suskun olmuştu ama dönüşüm inanıyorum muhteşem" temalı yazım bunlardan biriymiş, Hakkımda sayfasında buldu yerini geçenlerde. 

Haydi gelin o zaman; standart bir Şaşkın'ın beyin algoritmasını tariflediğim mini maceramı paylaşayım şimdi sizinle, taslaklardan. :))

***

Bir heves bilgisayar başına oturdum. Bahçe Bitkileri göz kırptı. Hadi seninle devam edelim, hatta bi değişiklik olsun, kitabın pdf'sini açayım da oradan bir üniteyi tam tekmil okuyayım dedim. Koca kitapta ünitelerden ünite beğenemedim, en sonuncusu Organik Bahçe Bitkileri Yetiştiriciliğinde karar kıldım. Daha birinci sayfada Birleşmiş Milletler Tarım Gıda Örgütü (FAO) yazıyordu. En son BM Genel Sekreterinin adını bilmediğimi fark ettim ve ona hayıflandım. Sen eskiden hep bilirdin, üniversiteye girişte özel yetenek sınavında sordulardı da yanındaki kıza kopya bile vermiştin hatta; ne oldu sana Şaşkınım dedim. Kendimi bi anda önce mevcut Genel Sekreterin adını (Antonio Guterres'miş kendisi) ve hemen ardından eski başkanların tarihçesini araştırırken buldum. 1945'ten bu yana ilki gayrı resmi, toplam on tane BM Genel Sekreteri olduğunu ve Bıyıklı Milleti'nin hepsini yine erkek cinsinden seçtiğini görüp, yine içlendim. Neyse ki tevellütümün yettiği, bundan önceki dört başkanı biliyormuşum, içim biraz rahatladı. 

Sayfayı tam kapatıp ders çalışmaya dönecektim ki BM Genel Sekreterleri ile ilgili bir istatistik tablosu (tablonun linki burada) ilişti gözüme. Tabloda GS'lerin yaş istatistiği de vardı ve görünen o ki bu beyefendilerin yaşam süreleri ortalaması inanılmaz yüksekti. Meraklı Şaşkın hiç orada durur mu? Ortalamayı düşüren Danimarkalı Hammarskjöld (56) ve Burmalı halefi U Thant'ı (neredeyse 66) merak ettim bu sefer de. Halef ve selefleri Gılgamış'ın sırlarına ermişken bu iki beyefendiye ne olmuştu da bu kadar erken ayrılmışlardı aramızdan? İlki görevinin başında, nedeni şaibeli bir uçak kazasında ölmüştü, diğeri tam emekliliğinin baharında, akciğer kanserinden. Uçak kazasının öncesi, sonrası konularına girmek üzereyken tüm sekmeleri kapatıp, bulunmam gereken gerçekliğe geri döndüm. 

Tüm bu bilgileri bana-faydası-ne-bilmiyorum-ama-bir-gün-lazım-olur-gereksiz-bilgiler klasörüme kaydettim; önümüzdeki günlerde konunun daha derinlerine girip kaybolmamak için dosyayı zip'ledim ve Ekampüs'e geri döndüm.

Evet itiraf ediyorum, sonra kendimi tutamayıp tekrar geri döndüm gugıl dedektifçiliğine ama hikayeyi de bir noktada sonlandırmam gerekiyordu; böyle güzel oldu. :))


8 Ocak 2022 Cumartesi

Şimdi Okullu Oldum: Bölüm 7


ÖNCESİ

Sınav salonuna giriş yapmış, soru kitapçıklarının dağıtılmasını beklerken bir yandan sınıf popülasyonu ile ilgili sosyolojik gözlem ve çıkarımlar yapmaya çalışıyor, bir yandan da esrarengiz kalem kutularının sırrına kafa yoruyordum.

***

Şaşkın'ın AÖF Sınavlarıyla İmtihanı - Bölüm 2

...

Sınav kitapçıkları dağıtılırken sınav süresi iki buçuk saat olarak açıklandı. AÖF benim tahminden insaflı davranmış ve ders başı 30'ar dakika vermişti bize. Beş dersin sınavı blok olarak tek oturumda yapılacaktı. 

Kürsünün tam karşısında, ilk sırada oturan kadın sınıfa girdiğinden beri kafasını sıraya gömmüş uyuyordu. Sınav gözetmeni kadının masasından kalem ödünç aldığını fark etmedi bile. 

"Bak bak sabaha kadar ders çalışmış, nasıl da uyuyor" dedi gülerek önümdeki bir diğer olgun öğrenci. 

"Ben aslında mühendislik okuyacaktım da önce bunu okumaya karar verdim. Bundan mezun olduğumda bin lira daha fazla maaş alacağım." dedi sınav kitapçıklarını dağıtan erkek gözetmene, arkamdaki nispeten daha genç olgun öğrenci. 

"Üç ders sınavı mıydı bu?" diye sordu sınav başladı başlayacak, hala nasıl bir organizasyonun içine düştüğünden habersiz, maskesi burundan açık, kadın gözetmen. 

Formlara kimlik bilgilerimizi doldurduk, geri sayım başladı. Normal bir Şaşkın'da bu aşamada bi çarpıntı başlar, bi sıcak basar, bi soğuk ter boşalır ardından. Kendimi bildim bileli yaşadığım; sınavın şeklinden, içeriğinden, önemi, önemsizliğinden bağımsız bir çeşit "sınav öncesi stresi bozukluğu" semptomu olarak. Hatta öyle bir stres ki hani şu Napolyon'un meşhur sınav korkusuyla yarışır. Misal en son sekiz yıl önce Almanya'da girdiğim Almanca B seviye bitirme sınavının "konuşma" bölümünün selamın aleyküm faslına İngilizce girişmişliğim var. "Ayyy Enşuldigung, Enşuldigung, bu sınavlar yok mu, bu sınavlar ihi ihi, bende çok şıtres mahın ihi ihi"* diye çevirmeye çalışmıştım sonra. Neyse ki anlayışlı çıkmıştı hocalar da güzel bir puan alarak tamamlamıştım sınavı. Hayır sen ki kaç sınavdan "bu kadar puan geçmeme yeter" diyip erken çıkma genişliğinde bir insansın, "öyleyse bu heyecan niye öncesinde" diye sormadım mı kendime hiç? Çok sordum elbet ama değişen bir şey olmadı.

Lakin bugün durum ilginç bir şekilde, epey bi değişik. +45 sonrası gelen rahatlık güncellemesi, sınav stresi konusunda da gelmiş belli ki. O eski halimdeeeen eser yok şimdiiiiii. Bende bir rahatlık, hem nasıl bir rahatlık. Sanki birazdan sınav değil, film gösterimi başlayacak, mısır filan yiyeceğiz, öyle bakınıyorum etrafa.

Nihayet duyduk zilin sesini, sınav başladı. Dersler alfabetik sıraya göre dizilmiş kitapçıkta. Almanca ertesi güne kaldığı için Bireyler Arası İletişim soruları var açılışta. Burası cepte nasıl olsa, en son yaparım diyerek ezberlediğim soruların cevaplarını unutmadan yapabilme umuduyla Biyoloji sorularıyla işe koyuldum. Evdeki test çalışmalarımda hunharca yaptığım sallamaları 4 yanlış 1 doğruyu götürür kuralı nedeniyle uygulayamamanın hüzünlü burukluğu üzerimde. Bahçe Tarımı, Ekoloji, Tarla Bitkileri ve en son İletişim şeklinde devam ettim.

Soruların içlerinde hatırladıklarım da var, cevabını unuttuklarım da, daha önce hiç denk gelmediklerim de, şanslı atmasyonla tutturduklarım da ve hatta mega hafızlamada patladıklarım da.  Sen git tallusu Marvel'in Thanos'u olarak mega hafızala, sonra da içinde büyüklük sıfatı geçen sorunun seçeneklerinde görünce "hımmm Thanos büyük adam, o zaman cevap tallus" diye yapıştır. Üstelik bunu cevabın aslında endosperm olduğunu içten içe bilerek yap. Hay bin kunduz! Tabii bunlar olurken Murphy de boş durur mu? Derslerin birinin kitabına şöyle bir göz atarken denk geldiğim, ama "çok fazla isim var, ezberleyemem şimdi. Zaten çıksa bir soru çıkar." dediğim konudan iki soru çıktı. 

Bahçe Tarımı ve Tarla Bitkileri deneme sınavlarında bitkilerin Latince isimleri soruları vardı bir de, hani market Rumencesi bilgimle cevapları yakalarım diye umutlandığım. Sen gel çayır kelp kuyruğu bitkisinin Latince adını sor. Bi de bunu Ekoloji sınavında sor. Aşkolsun AÖF'cüm. Lidl'da satılmıyordu ki hiç phleum pratense, nereden bileyim ben onun Latincesini. 

Üzerimde az miktar bira yapımı ile ilgili taze bilgilerimi kullanamamış olmanın hayal kırıklığı ile sınavı tamı tamına bir saat içerisinde, iki de kontrol yapmış olmak suretiyle, tamamlayıp çıktım sınavdan. Çok saçmalamadıysam ikisi hariç 50 üzerinde, o ikisinden de 50'ye yakın bir not alabilirim umuduyla.

Sona kalan Almanca sınavı pazar günüydü ve üniversitede girecektim bu defa. Sınav sonrası da hemşirem Evren'e kahvaltıya gideceğiz. Kendisine 15 dakikada bitirir çıkarım diye artizlik yaptım, o da "tamam 15 dk da buraya gelmeniz sürer, 10'da buradasınız o zaman" diyerek zaman planlamasını yapıverdi. Dedim demeye de gece yatmadan "sınav başladıktan sonra ilk 15 dk ve son 30 dk dışarı çıkılmaz" kuralı aklıma geldi. Zaten 30 dk olan sınavdan erken çıkmam mümkün olmayacaktı aynı kural tek ders sınavında da geçerliyse. Sabah benim adam ve küçük ergenle üniversitenin yolunu tuttuk. Onlar kampüste baba kız dolanırken ben sınava girdim.

Sınavın başlamadan önce pazar sabahı, pazar sabahı ne işim var benim burda gözetmeni genç üzerimizde telefon olup olmadığını sordu bezgince. "Bu aşamaya kadar içeri soktuysam sana burda yedirir miyim o telefonu yiğidim" dedim, ama içimden. Sınav süresi bitene kadar dışarı çıkamayacağımız acı gerçeğini teyid etti ardından. Sınav başladı, soruları tamamlayıp saate baktım. Daha sadece 5 dk geçmişti. Bir kontrol daha yaptım. Tekrar saate baktım. Topu topu iki dk daha geçmişti. Kalan zamanda boş boş oturmamak için kitapçıktaki İnkılap Tarihi ve Türkçe sorularına göz attım. Belli ki bugün o derslerin de sınavı vardı ama benim muafiyet başvurum kabul olduğu için girmiyordum. Sorular epey zordu. Ne yalan söyleyeyim muafiyet almış olmama sevindim.

Geldiğimizde bomboş olan kampüste sınav bitiminde inanılmaz bir trafik oluşmuştu. Sınavdan tahminimden geç çıktığım yetmiyormuş gibi, kampüsten ana yola çıkabilmemiz de en az bir sınav süresi kadar sürdü. Bu esnada canım hemşirem de ev yapımı pizzasının kuruyan sucuklarının derdiyle yanıyor, tarafıma saydırıyordu bir güzel, gecikmemiz hasebiyle. Gittiğimizde her zamanki eşsiz sofrasıyla ve kocaman gülümsemesiyle karşıladı bizi. O sucuk kurudu da kurudu diye öykünmeye devam ederken biz şahane pizzasını ve diğer ne varsa masada afiyetle silip süpürmüştük bile. Böyle bir sınav haftasına da ancak böyle güzel bir kapanış yakışırdı. Teşekkürler sevgili hemşireme ve pek sevgili enişteme.

Ve ben bu satırları bitirmeye çalışırken final sınavları için geri sayım da çoktan başlamıştı bile. Tik tak, tik, tak...

***

🎶 🎶 🎶
Çektin gittin
Süre bitmeden
Bir kez daha
Kontrol etmeden
Sınavdan sonra bilsen de neee 

Son pişmanlık 
Neye yarar
Her sorunun
Bir cevabı var
Çalışamadın yaaar

Son pişmanlık 
Neye yarar
Her sorunun
Bir cevabı var
Finale kadaaar*

🎶 🎶 🎶

Bölüm Sonu


Serinin öncesine de bi göz atmak istersen:

Şimdi Okullu Oldum - Bölüm 1

Şimdi Okullu Oldum - Bölüm 2

Şimdi Okullu Oldum - Bölüm 3

Şimdi Okullu Oldum - Bölüm 4

Şimdi Okullu Oldum - Bölüm 5

Şimdi Okullu Oldum - Bölüm 6

Şarkının Orijinalini dinlemek istersen elimizde her türlü alternatif var. Seç beğen al:

Olmadı Yar - Asya

Olmadı Yar - Müslüm Gürses

Olmadı Yar - Müslüm Gürses & Duman 


(Valide Sultan Özel Dip Not) Şaşkın Hanım ne diyor siz, anlamıyor ben:

"Ayyy Enşuldigung, Enşuldigung, bu sınavlar yok mu bu sınavlar ihi ihi, bende çok şıtres mahın ihi ihi": Pardon pardon bu sınavlar bende çok stres yapıyor anlamında.

Murphy Kanunları: Bay Murphy bahtsızlığın, hataların ve talihsizliğin kitabını madde madde yazmış Amerikalı mühendis bir abimiz. Temel olarak der ki "eğer bir işi halletmek için birden fazla olasılık varsa ve bu olasılıklardan biri istenmeyen sonuçlar veya felaket doğuracaksa; kesinlikle bu olasılık gerçekleşecektir." 

Lidl: Romanya'da da yaygın olan Alman ucuzluk market zinciri. A101 gibi bi market anlayacağın.


4 Ocak 2022 Salı

Şimdi Okullu Oldum - Bölüm 6

ÖNCESİ

Girmediğim dersler, çalışmadığım üniteler burnumdan fitil fiti gelir, yeterince çözmediğim testler mega hafıza damlacıkları olarak çıkarken bir bakmıştım ki sınav günü gelmiş çatmıştı...

***

🎶 🎶 🎶
Soruları şifre yapmışım, sallıyormuşum
Sınavı hatırladıkça ağlıyormuşum
Deli diyorlarmış senin işin ne
Seçtiğime, seçeceğime saydırıyormuşum*
🎶 🎶 🎶


Şaşkın'ın AÖF Sınavlarıyla İmtihanı - Bölüm 1

Bölümümün, paçası sıkışıp son gün sabaha kadar çalışan tembel öğrenci kontenjanını başarıyla doldurmuştum doldurmaya da uyuya kalıp sınavı kaçıran öğrencisi olmamaya kararlıydım. 

Kısacık bir uykunun ardından, cayır cayır çalan telefon alarmımın yardımıyla, erkenden uyandım. Gecenin yorgunluğunu üzerimden atabilmek ve ayılabilmek için zift gibi demlenmiş kahve ile yıkanırken "sınav için tavsiyelerin var mı?" diye sordum LGS kariyeri yapmakta olan Küçük Ergen'e.

"Optik formsa mekanik kalem kullanırsan daha iyi olur. Bi de şıklar arasında üç benzer varsa cevap dördüncüsüdür." diye yanıtladı, kendinden gayet emin. 

Bi bildiği vardır elbet dedim. Aldım tavsiyelerini, kendisinden ödünç kalem ve silgi ile birlikte cebime attım. 

Saat hala erken, gün aydınlanmamıştı ama "üç dakika geç kalınca sınava alınmayan olgun öğrenci, okul kapısında sinir krizi geçirdi" alt metni ile üçüncü sayfa haberi olmamak için vakitlice okulun yolunu tuttum.

Sınav eve yirmi, yirmibeş dakika yürüyüş mesafesindeki bir lisedeydi. Hızlı bir yürüyüş ile gereğinden fazla vakitlice okul bahçesine giriş yaptım. Tembel ama sorumluluk sahibi bir öğrenci olarak sınav giriş belgesini önceden dikkatlice okumuştum. "Kimlik kontrolleri, üst araması ve salona yerleştirme işlemlerinin zamanında tamamlanabilmesi için sınavdan en az bir saat önce sınav binasında hazır bulunmam" gerekmekteydi ama daha soru soracak bir görevli bile yoktu ortada. Sorumluluk sahibi öğrenci kontenjanındaki diğer iki kişiyle birlikte bahçede beklemeye koyuldum.

Sınava girerken içeriye kalem, silgi, kimlik ve kendinden başka bir şey sokmak yasak. Dolayısıyla liseye giriş sınavına giren öğrenci gibi yanında velin ile gelmemişsen, ciddi bir sıkıntı. Yanında defter, kitap, telefon dahil hiç bir ekstra eşya olmaması gerekiyor. 

Elimde okunabilecek tek şey Sınav Giriş Belgesi olunca başladım tüm kağıdı baştan aşağı tekrar hatmetmeye. "Sınav başladıktan sonra ilk yarım saat ve son on beş dakika dışarı çıkmak yasaktır" maddesinde aldı mı beni bir panik, bir telaş. Eksik olmasın AÖF beşi bir yerde sınav takmış üzerimize.  Tekmili birden beş sınav arka arkaya. Nasılsa son anda insafa gelip, geriye kalan tek bir dersin sınavını ise ertesi güne bırakmışlar.  İlk AÖF sınav deneyimim olacağı için bu beş sınavda nasıl olacak sistem, henüz bilmiyorum. Sınav giriş belgesinde sadece sınavın başlangıç saati ve ders isimleri var ama bitiş saati vs yok. Hiç ara vermeden yapılsa, kabaca bir hesapla her bir ders 20'şer sorudan minimum 20'şer dakika olsa eder sana 100 dakika. İçmişim kahveleri, suları e nasıl çıkarım çişim gelirse dışarı?

Sınavın başlamasına kalmış yarım saatten biraz fazla bir vakit ama hala içeriye aldıkları yok. Hesap kitap gösteriyor ki tuvalete de gitmem şart. Kapıdaki görevlilerden birini gözüme kestirip, tuvalete girme ihtimalimin olup olmadığını sordum en şirin halimle. Sınav görevlisi kibar, gençten bir çocuk. Zarfıma bakacak hali yok, yaşlı başlı kadını üzmeyeyim diye düşündü muhtemelen. Eksik olmasın gidip içeriden birileriyle konuştu ve müjdeli haberle geri geldi. Lakin kaçak içeri girip, soruları filan çalmaya teşebbüs etmeyeyim diye de tuvaletin kapısına kadar bana eşlik edip, işimin bitmesini bekledikten sonra tekrar dışarı çıkarıp, kapının önüne koydu beni. 

Tuvalete giderken okulun içine şöyle bir göz attım. Otuz küsur sene önce, bizim zamanımızda, nasılsa okullar değişen pek bir şey yoktu. Aynı ruhsuz koridorlar,  mavinin en soğuk, en sevimsiz tonuna boyanmış duvarlar. Alaturka tuvaletlerde çalışan bir sifon ara ki bulasın, tuvalet kağıdı zaten hiç arama, o ultra lüks bir ürün günümüzde. Sabun neyse ki vardı. 

Sınava az bir süre kala içeri aldılar sonunda. Girdiğim sınıftaki herkes benim gibi Tarım Teknolojisi öğrencisiydi ve büyük çoğunluk da benim gibi olgun öğrenci. Zaten genç insanın bizim bölümde işi ne? Onların hepsi Yutub'da, Tiktikitok'ta takılıyor. Peki benim bu bölümde ne işim var? İlk sınav aşamasına kadar da geldim ama hala çözebilmiş değilim. Sınıf mevcudunun yaklaşık olarak yarısı da son dakika benim aydınlanmamı yaşamış olsa gerek ki sınava gelmemiş.

Pandemi ortamında yapılan sınavda maske takmak zorunlu. Gel gör, yurdum insanının sadece ağız kapama şeklinde maske kullanım modeli burada da yaygın bir trend. Gözetmen kadın da aynı modeli tercih ettiğinden, kimseyi uyarmaya da gerek duymuyor haliyle.

Cinsiyet fark etmeksizin bir diğer trend, şeffaf, ince uzun ve kapaklı kalem kutuları. Sanki dışarıda bir AÖF kırtasiye ofisi varmış da bu kadar insan aynı model kalem kutusunu oradan almış gibi. Ya da Sims'de kalem kutusu güncellemesi almışlar da benim Sahip yatırımı yine başka yere yapmış. Yalnız kalem kutusunun da hakkını yememek lazım. "İçeriye hiiiç bişiiii sokamazsın kaaardeşiiiim" kuralı için gayet mantıklı ve kullanışlı bir ürün. Buna alternatif erkekler arasında popüler olan ürün ise mini eczane poşeti. O da pratikliğiyle göz dolduruyor.

Meşhur kalem kutusu. Ben o kadar uğraştım, ancak böyle bir fotosunu bulabildim.
Bizzat bulup, satın alan ve kullanan öğrenci arkadaşlarımı tebrik ederim.


Devam Edecek... 


Beklerken öncesine de bi göz atmak istersen:

Şimdi Okullu Oldum - Bölüm 1

Şimdi Okullu Oldum - Bölüm 2

Şimdi Okullu Oldum - Bölüm 3

Şimdi Okullu Oldum - Bölüm 4

Şimdi Okullu Oldum - Bölüm 5


(Valide Sultan Özel Dip Not) Şaşkın Hanım ne diyor siz, anlamıyor ben:

* Yıldızı koydum koymaya yukarıda ve "şarkının orijinalini dinlemek istersen" diyip yine link vermek de isterdim ama dinlemek istemezsin. Valla bak istemezsin. :) Kuaför televizyonundan dolma Türkçe sözlü müzik bilgimle aklımda kalan bir cümleden (hayatı tesbih yapmışım - aynı zamanda adıymış şarkının) arattığım Gugılım her şeyim verdi sözlerini, ben de mini bir uyarlama yaptım. Bir sürü tanımadığım şarkıcı söylemiş de tesadüfün böylesi bak,  tanıdığım tek ve en ünlüsünün adını paragrafın ilk kelimesi olarak kullanmışım. :))


12 Aralık 2021 Pazar

Şimdi Okullu Oldum - Bölüm 5


ÖNCESİ

Ağustos böceği misali ortalarda dolanırken, sınavlara sadece 8 gün kaldığını ve ders çalışmak namına çok da bir şey yapmadığımı fark etmiştim. 

Sahip'in soğuk nefesi ensemde, "Okeeey, okeeey hiç paniğe mahal yok Şaşkın" dedim "anlaşıldı, B Planına geçiyoruz. Motor İşi yapacağız."

***

Filmi burada biraz daha fazla geriye alıyoruz. Yıl 2005. Otuzu devirmiş, üzerine de bir eklemişim lakin motorlusu, motorsuzu, ikilisi, dörtlüsü; tekerlek bana hala icat olmamış. Değil otomobil, bisiklet bile kullanamıyorum (ha laf aramızda hala da kullanamıyorum ama bunun şu anki konumuzla alakası yok. Matrix'teki Sahip nedense bu konuda güncelleme vermemeye yeminli.). Yeni de bir işe girmişim akaryakıt sektöründe. Akaryakıt, motor yağı neyin satarken ehliyetimin olmaması da göze batıyor haliyle. Sevgili müdürümün gazı ve muhabbetçi bir taksici abimizin tavsiyesiyle sonunda bir ehliyet kursuna yazılıyorum. 

Önce teorik dersler başlıyor. Trafik Bilgisi ve İlk Yardım dersleri sıkıcı olsa da tahammül edilebilir ancak Motor dersi yok mu, işte ona bir ders ancak dayanabiliyorum. İlk arada gizlice sıvışıyor bir daha da bu derse uğramıyorum. 

Teorik sınavlara iki gün kala bulup bulabileceğim ne kadar eski sınav sorusu varsa bulup çıkarıyorum ve gizli silahım demo versiyon Mega Hafıza* bilgimle depoluyorum cevapları beynime.

Motor sınavından tamı tamına 98 puan ile geçiyorum. Üstelik derslerine bizzat devam ettiğim diğer ikisinden daha yüksek bir puanla. Direksiyon sınavından ikinci turda geçiyorum ama bunun da konumuzla alakası yok. Hem öyle bir kaç saatlik direksiyon kursuyla ehliyet mi alınır canım? Ben aslında onu protesto etmek istemiştim. jdksjfkasdjgks *

Tabii o vakitler tevellüt de, beyin hücreleri de daha genç. Yaşın üzerine on altı tane daha eklemişim. Beyin hücreleri desen kimini erken menopoza, kimini minnak bi kanamaya, kimisini haşimotoya  hediye etmişim; adı batasıca migren hani bana hani bana demiş, bir miktarını da sağa sola çarpıp durmak marifetiyle eksiltmişim. Yetmez ama Matrix vermiş belamı, harddiskte kalan boş alanı da gerekli gereksiz ne bulduysam yükleyip doldurmuşum. Üstelik uygulanacak ders sayısı da dört bu defa. 

Hızlıca durumu tekrar gözden geçiriyorum:

Teknik: Motor İşi. Tüm branş derslerinin son beş yılda çıkmış sınav sorularının üzerinden iki tur geç. Kalan vakitte de yapabildiğin kadar çok deneme sınavı yap. Cevaplar için gizli silahını kullan, demo versiyon mega hafızala. Tüm bunlara yer açmak için harddiskte temizlik yaparken, sakın ola motor becerileri silmeye kalkma, onlara daha çok ihtiyacın olacak. 

Hedef: Mümkünse 50, değilse minimum 40 alıp, işi finallere taşımak.

Teknik ve hedefimi belirledikten sonra başlıyorum soru ve cevapları kodlamaya:

"Yulaf salkımındaki ortalama başakçık adedi nedir?"

Eveeet şıklatıyoruz parmacıkları, ver tempoyuuu... Atmışşşş, yetmişşşş.... Havada yüüüz, karada yüüüüz...

"Bira yapımında kullanılan arpanın özelliği nasıl olmalı?"

Akşama Ne Yesek, Pide Desek - Ne diyeyim sana ilk harflerime baksana: Arpanın Nişastası Yüksek, Proteini Düşük olmalı.

(Eğlenceli Gerçek: Alman biralarının yapımında kullanılan arpanın rengi beyaz olmalı.)

Derslere göre karışıklıklar da olmuyor değil. Misal soru Tarla Bitkileri sınavında gelirse patates bir "uzun gün" bitkisi, lakin Ekoloji ve Çevre Bilgisi sınavında geliyorsa "kısa gün". Neden, mantık sorgulama (biliyorum yaparsın) bilgiyi al, işle, bas geç. Zira her sınavda dersin kendi kitabındaki bilgilerden mesulsun ve en azından şimdilik bunun için yapabileceğin bir şey yok.

"Latince ismi nedir" soruları var bi de. Oturup hepsini ezberleyemeyeceğine göre burada biraz market Rumencesi bilgimden ve biraz da isim benzerliğinden yola çıkabilirim gibi görünüyor şimdilik. Alba beyaz demek Rumencede, öyleyse beyaz dutun Latincesi Morus alba. Allium cepa da soğanın Latincesi olsa gerek, ceapa değil miydi bizim soğan? Cucurbitaceae grubu sebzesi olsa olsa acurdur ama sen sen ol batatası gördün mü patatestir bu diye atlama hemen. Ipomea batatas tatlı patates oluyor olmaya da kendisinin şekli şemali ve Türkçe adı hariç bizim patates (Solanum tuberosum, onu da tüberkülozdan hatırla) ile alakası yok.

Mendel konusu aslında pek güzel, pek merak gıdıklayıcı. Lakin detayını okuyup çalışmaya vakit yok. Lise Biyoloji bilgisi esaslı atmasyon ve örnek sorulardan birinin çıkmasına duacıyız yöntemini kullanacağız. 

Böyle böyle çözüp dururken soruları, sayılı gün de rüzgar gibi geçti gitti... 

Devam Edecek... 


Beklerken öncesine de bi göz atmak istersen:

Şimdi Okullu Oldum - Bölüm I

Şimdi Okullu Oldum - Bölüm II

Şimdi Okullu Oldum - Bölüm III

Şimdi Okullu Oldum - Bölüm IV

İzlemek istersen:

Mixtape - Bunun da konumuzla hiç ama hiç alakası yok. Hafta sonu Küçük Ergenim'le izledik ve çok beğendik. Gündemin saçmalığı ve ağırlığından bunalanlar için pamuk şekeri tadında, yepisyeni bir Netflix filmi. İsmini manasızca Kırık Kaset diye çevirmişler Türkçe'ye ama Karışık Kaset olmalı aslında doğrusu. Gençler de sevecektir ama karışık kaset doldurtmuş, parmağıyla kaset bandı sarmış ve Geleceğe Dönüş filmini sinemada izlemiş bizim nesil için ayrı tadlar var bu filmde.  

(Valide Sultan Özel Dip Not) Şaşkın Hanım ne diyor siz, anlamıyor ben:

* Motor İşi: Bunları hep geçen ders işledik sevgili validem. Olmadı mı? Bak buraya tıklıyorsun hooop geçen derstesin. :)

jdksjfkasdjgks: Harfleri böyle parmağına geldiği gibi, manasız manasız diziyorsun arka arkaya. Random smile yani "rastgele gülme" oluyor. O kullanmaya bayıldığın emojiler var ya, onların yerine kullanılan bir çeşit gülme efekti. 

* Mega Hafıza: Yıllar, yıllar önce bıyıkları kendinden meşhur, boynunda kocaman kocaman madalyaları ile ekranlara çıkıp bize çok özel hafıza teknikleriyle İngilizce öğreteceğini iddia eden bi Melik Duyar kişisi vardı da bu Mega Hafıza da onun yönteminin adıydı. Bir de demo programı vardı, yayınlanır dururdu tv'de. İtiraf ediyorum "poster iti" olarak kodladığı "posterity" (gelecek kuşak) kelimesini o programda öğrendim ve bir daha hiç unutmadım. :))

Harddisk: Bilgisayar, telefon gibi aletlerde veri depolamaya yarayan aygıt. Hani o şen kızlar, dul kızlar ve daha bilimum kızlar vatzap gruplarından gelen fotolar ve videolarla telefonun hafızasını dolduruyorsunuz da bi süre sonra alet doğru dürüst çalışmıyor. Sonra o dosyaları silmek için Küçük Ergen'i görevlendiriyoruz ve o da ortama fırtına gibi dalıp ne var ne yok siliyor ya. İşte burada beynimin veri depolama aygıtı, yani "hafızam" oluyor kendileri. Lakin beynimde yer açmak için gereksiz bir takım bilgileri silmeye kalkarken dalıp da hareketle ilişkili motor becerilerimi silmeyeyim de sonra altım bezli dolaşmayayım vaktinden önce diye de uyarıyorum kendimi. :))

Eğlenceli Gerçek: "Fun Fact" İngilizcesi, ilginç ve eğlenceli mini mini bilgiler oluyor kendisi.


9 Aralık 2021 Perşembe

Şimdi Okullu Oldum - Bölüm 4


ÖNCESİ

🎶 🎶 🎶
Oysa iç sesimi dinleyip ben seni seçmiştim
Emeklilikte organik tarım yaparım istemiştim
Tam dersleri çalışmak üzereyken
Sınavları da geçerim derken
Genel Biyoloji dersiyle yıkıldı dünyaaaam
Endo-plazmik-retikuluuuum
Endo-plazmik-retikuluuuum
Bir anda gözlerim karardı
Bu dersle nefesim daraldı
Endo-plazmik-retikuluuuum*
🎶 🎶 🎶

Oda karantinasında ders çalışmaya çalışan Şaşkın bir yandan da seçiminin gerçekleri ve sonuçlarıyla yüzleşmekteydi.

***

İyi hal indirimi artı negatif pcr ve kolonya testi sonucuyla 10. günde çıktım karantinadan. O dört gün daha olsa o-hoo daha ne çok ders çalışırdım ben de, işte hem hayat bekliyordu hem de Küçük Ergen kapının önünde, elinde tahliye kağıdıyla odasını boşaltmamı.

"Yine de iyi çalıştım canım" dedim kendimden emin. "En azından Bireyler Arası İletişim'den ve Almanca'dan geçersin. Ha az zorlarsan Bahçe Tarımı bile tamam. Diğerleri için de daha vakit çok."

Odadan çıkıp, kaldığı yerden hayata karıştım. Aradan bir kaç gün geçmişti ki canlı online derslerin başladığını, hatta bazılarında ilk dersleri kaçırdığımı fark ettim. "Olsun" dedim, "bak canlı ders kayıtları var, oradan açar izlersin kaçırdığın dersleri."

Multitaskingimin* doruklarında; bir yandan akşam yemeği için sebzelerimi yıkayıp doğrarken, öte yandan bana eşlik etmesi için açtım ders kayıtlarından birini.

Hoca ders anlatmaya çalışıyor ama fantastik de bir ortam var aşağıdaki sohbet bölümünde. Ben onca zaman kendimi ders çalışıyormuşum sanırken, orada ders notu paylaşalımcılar, çalışma vatsap grupçuları var; dur duraksız yazışıyorlar nasıl ciddi, arada Admin'den ayar yiyorlar "kişisel bilgilerinizi paylaşmayınız" falan diye, sorular havada uçuşuyor. 

Baktım ortam baya bi ciddi ve ben elimdeki sebze bıçağı ile bozuyorum ortamı, çıkıverdim daha müsait bir zamanda tekrar denerim dilek ve temennisi ile sanal sınıfımın ilk dersinden.

On günlük esarette yapacak bir sürü iş birikmiş evde; hele biraz onlarla ilgileneyim, derslere yine geri dönerim dedim. Ütü yapmamak için ders çalışma, ders çalışmamak için ütü yapma paradoksunu keşfettim. Netfilis'te bi mini dizi daha bitirdim. Dilek ve temennilerim lafta kaldı; ne canlı, ne cansız hiç bir derse girmedim. 

Ağustos böceği misali ortalarda dolanırken "nasıl olsa vizelere daha çok var"dan "Aman Tanrım, sekiz gün kalmış"a nasıl geldim, anlamadım.

Yetmedi, Ekoloji ve Biyoloji'ye aslında sadece şöyle bi göz atmış olduğumu, Tarla Bitkileri dersini ise küllüm unutup, hiç mi hiç çalışmadığımı fark ettim.  

Matrix'teki Sahip'in soğuk nefesi ensemde, "Okeeey, okeeey paniğe mahal yok Şaşkın" dedim, "anlaşıldı, B Planına geçiyoruz. Motor İşi yapacağız."

Devam Edecek...


Beklerken öncesine de bi göz atmak istersen:

Şimdi Okullu Oldum - Bölüm I

Şimdi Okullu Oldum - Bölüm II

Şimdi Okullu Oldum - Bölüm III

Şarkının Orjinalini dinlemek istersen:

Barış Manço'ya sevgi, saygı ve özlemle... Domates, biber, patlıcan

(Valide Sultan Özel Dip Not) Şaşkın Hanım ne diyor siz, anlamıyor ben:

* Multitasking: Aynı anda birden fazla işi yapmaya çalışmak. Sizin jenerasyonun pek bi sevdiği "eli işte gözü oynaşta" tabirinin "eli başka, gözü başka işte" versiyonu. 

* Motor İşi: Hani şu soygun yapmak için mini mini arabalarla trafiği birbirine kattıkları, yöntemin ve aynı zamanda filmin adına da "İtalyan İşi" dedikleri film var ya, işte ona gönderme.


6 Aralık 2021 Pazartesi

Şimdi Okullu Oldum - Bölüm 3


ÖNCESİ

HES kodumda var bir kilit 
Olmuşum kim-olduğunu-bilirsin-sen pozitif
Otur Şaşkın derslerinin başına
Boş boş geçmez bu karantina

Küçük Ergen'in odasına çökmek suretiyle yerleşmiş; hayat sana ders çalış diyor, çalış Şaşkın çalış ara gazıyla oturmuştum bilgisayarın başına.

***

Küçük Ergen'in odasına bir güzel yerleştikten hemen sonra derslerimle tanışmak için bir heves Ekampüs'e giriş yaptım.

İlk dönem altı tane dersim var: Almanca, Bahçe Tarımı I, Bireyler Arası İletişim, Ekoloji ve Çevre Bilgisi, Genel Biyoloji ve Tarla Bitkileri I.

Dersler alfabetik sıraya göre dizilmiş sayfaya. Yabancı dilde İngilizce'ye muafiyet hakkım var aslında ama işte denizde kum biter, bizim Şaşkın'da çelınc* bitmez. Yaz kızım Şaşkın'a bi Almanca dersi oradan. Kaç senedir nadasa yatırmışım, az pası silinsin, canlansın di mi ama? 

İlk ünitelerin kolay olacağını düşünerek ilk sıradaki Almanca'yı es geçtim ve sıradan devam ederek Bahçe Tarımı dersini açtım.

Uuu dostuuum AÖF yapmış ki ne yapmış. Kitap desen html'si, pdf'si, seslisi, epub'ı derken dört farklı formatta. Bütün kitabı açmak istemedin mi, peki o zaman al sana ünite pdf'leri, o da mı olmadı buyrun ünite özetleri. Gel vatandaş gel, infografik var,  konu tabanlı video var, canlı ders kayıtları var, etkileşimli içerik var... Bi de benim gibi kestirmeden dolaşıcılar için sorularla öğrenelim, alıştırmalar ve çıkmış sınav soruları da koymuşlar. Daha ne olsun?

İlk ders, ilk heyecan... En ciddi öğrenci pozisyonumu aldım, kitabın sayfalarını çevirmeye başladım. Ünite 1 -  Bahçe Bitkilerinin Tanımı ve Sınıflandırılması. Daha ikinci sayfaya gelmiştim ki tablolar başladı. Meyvenin türü, botanik adı, takımı, familyası, türü, anavatanı, ebesi... Dedim buralar hep ezber, bunlar az dursun burda ben bi sonraki derse bi bakayım, o nasılmış?

Biraz yürüsem mi ben ya yürüyüş bandında? (Evde Teşhis Dikkat Eksikliği Sendromum İç Ses)

Sıradaki ders Bireyler Arası İletişim. Dedim ya burası bizim tükkan, o iş cepte. Çıkmış sorulara bi bakarım sonra olur biter. 

Netfilis'e mahçup zevkim* You'nun üçüncü sezonu gelmiş. Bi bölümcük izlesem... (Evde Teşhis Dikkat Eksikliği Sendromum İç Ses)

Sıradakiii...

Ekoloji ve Çevre Bilgisi. Şöyle bi konu başlıklarına ve içeriklerine baktım. Beni aldı bi kaşıntı. "Suyun azı karar, çoğu zarar. Sıcaklığı da abartmanın alemi yok. Hızlı rüzgar cık cık, hafif rüzgar şak şak." olma mıydı, olsa da bize yetme miydi? Peki bütün bu konular da neyin nesiydi?

Bi bölüm daha You izleyebilirim bence... (Evde Teşhis Dikkat Eksikliği Sendromum İç Ses) - SEZONU BİTİRDİ

İki iletişim sorusu çözeyim de az havamı bulayım bari diyip geçmiş sınav örneklerinden birini açtım. Demez olaydım! İlk testte bir sürü yanlışım çıkınca utançla bir tane daha yaptım. Yanlış sayım yeni testte azalacağına arttı. Tamam bin yıl önce mezun oldun da, bu kadar da olmaz, bu ne rezalet Şaşkın? Bak millete anlatamazsın sınavda da bu sonuçları alırsan, rezil rüsva olursun dedim ve oturdum ünite ünite konuların üzerinden geçmeye başladım.

Kitapta şöyle bi örneğe denk geldim, serde Anadolu İBF'lilik var, bilemedim gülsem mi ağlasam mı yar:

            "Dünyadaki iletişim, bilimkurgu filmi Yıldız Savaşları’ndaki (Star Wars) Kaptan Spock’ın yaptığı gibi, bireylerin kafasına dokunularak kurulabilseydi tüm iletiler, bir beyinden diğerine kusursuzca aktarılabilirdi. " 

Alien'deki Mad Max değil miydi o yahu, ufak bi karışıklık olmuş sanki? :))

Aaa Julia Roberts'ın mini dizisi mi varmış? (Evde Teşhis Dikkat Eksikliği Sendromum İç Ses) - DİZİYİ BİTİRDİ 

Peki ya Genel Biyolojide ne varmış diye bakarken bana baştan aşağıya bi titreme geldi, bileklerimi kokusunu almadığım kolonya ile ovalamaya başladım. 

Domates, biber, patlıcan ekicem sanan Şaşkın'a Mendel ve bezelyeleri şoku!

"Sana elma bahçesi vadetmemiştim Şaşkın. Ne bekliyordun ki?" diye ünledi Matrix'ten yankılanan iç sesim.

Tamam itiraf ediyorum "domates, biber, patlıcanı" şimdi cümle havalı olsun diye uydurdum da ben aslında o kadarını bile düşünmemişim, hatta hiçbir şey düşünmemişim ya bu bölüme kayıt olurken! "Bi gelecek tarımda" var elimizde, gerisi öğrenci kayıt işleri. OMG Houston, we have a problem!

***

- Alo... Açık Öğretim Fakültesi Öğrenci İşleri mi?

- Evet, buyrun nasıl yardımcı olabilirim?

- Yeni kayıtlara "bir kereye mahsus olmak üzere pişmanlık değişimi" gibi bi uygulamanız yok mu acaba? Hani "ben ettim siz etmeyin, gelin şu bölümü şöyle daha esnek, biraz da gevşek bi bölümle değiştiriverelim" kabilinden. 

- Maalesef Şaşkın Hanım, kampanyalarımız kayıtlarımızla sınırlı...


Devam Edecek...


Beklerken öncesine de bi göz atmak istersen:

Şimdi Okullu Oldum - Bölüm I

Şimdi Okullu Oldum - Bölüm II

İzlemek istersen:

Homecoming - Amazon Prime

You - Netflix

(Valide Sultan Özel Dip Not) Şaşkın Hanım ne diyor siz, anlamıyor ben... Bu ne ola ki dersen:

* Çelınc: "Meydan okuma" anlamına gelen İngilizce "challenge" kelimesine gönderme.  

* Mahçup zevk: Aslı "guilty pleasure" ve "suçlu zevk" bire bir Türkçe'ye çevirisi. Türkçe'de "mahçup zevk" diye kullananlar da olmuş. Mahçup kelimesi buradaki anlamı bence çok karşılamasa da daha romantik mi geldi ne, onu kullanmayı tercih ettim. :))  Kişinin aslında toplum genelinde kötü, saçma, garip vb olarak kabul görmüş bir filmi, tv dizisini ya da şarkıyı böyle kaçamak kaçamak, hani biraz da keyif alarak, gizlice izlemesi/dinlemesi ya da sağlıksız ama çok da sevdiği bir gıdayı (jöleli şekerlemeler kalp ben) yiyip/içmesi durumu olarak tarif edilebilir anlamı da. 


3 Aralık 2021 Cuma

Şimdi Okullu Oldum - Bölüm 2



ÖNCESİ

...
Ben şarkımı söyler, "ha bugün, ha yarın, oldu olacak yarından da yakın, ders çalışmaya başlaman lazım a Şaşkın" nameleri dilimde dolanıp dururken müdahale, iç sesim sandığım, Matrix'teki Sahip'ten geldi.

- Bana bak Şaşkın, o kadar konuşup zırladın. Ben yoğmuşum da, güncelle beni Sahipcim de... Ben de "peki o zaman bir şans daha Şaşkın'a" diyerek Büyük Patron'la müzakereleri yaptım, son bir güncelleme daha aldım sana. İşe de artık-yoğmuştur-üniversite-bölümünü gelecek vaadeden bir bölümle güncelleme ile başladım. Ya sen ne yaptın? Hala bi aylaklık, bi ciddiyetsizlik, bi kendini bilmezlik. Otur oturduğun yerde ve ders çalış! Yoksa biliyorum ben sana yapacağımı..."

Dedi ve "koku yeteneğimi" devre dışı bıraktı.

***

Filmi burada bir kaç gün öncesine sarıyoruz. İki gün kadar süren hafif bir burun tıkanıklığı ve hapşırık nöbetinin nedenini bir kaç gecedir kendini kolumun altından yukarı, neredeyse ağzımın içine kadar sokmak suretiyle yerleştiren, yaşı minnak, kendi azman kediciğimiz, ailemizin küçük canavarı Yuki'ye bağlı alerjiye; bir gün kadar sürüp geçen hafif bir hasta mı oluyorum ben hissiyatını da buz gibi havada kapı pencere açık uyumaya bağlamışım. İki antihistaminik, iki parasetamol derken zımba gibi de kalkmışım ayağa. Ne hastalık emaresi kalmış ne burun tıkanıklığı. 

Sabah ilk iş koştum mutfağa. Bir gün önceden fermente olması için hazırladığım çiğ karabuğdayları artık ekmeğe dönüştürmem lazım. Fermente işlemi daha önceden bildiğim, yaptığım bir şey değil. Tarif takibi ve ekmek yapımı desen, yeteneğimin boyutlarını şuralarda bak hep anlatmışım.

Ama tarifi defalarca izlemişim; kararlıyım, biliyorum bu defa başaracağım! Deneye deneye olmayacağını sonunda kabullenip, pes ettiğim yoğurt mayalama maceralarımda kullandığım örtüye özenle sardığım, fermantasyon sürecini çoktan tamamlamış olması gereken, çiğ karabuğdaylarımı çıkardım. Tarifin sahibi tatlı tatlı anlatıyor böyle "sürecin sonuna doğru ekşimsi bi koku geliyor, bu normal" diye ama benim karabuğdaylarda değil ekşimsi, hiç koku yok. "Tabii yaaa, hava soğuktu ya, üşüdü benim karabuğdaycıklarım, aktive olamadılar gariplerim" diye teşhisi koydum en araştırmacı geliştirmeci, en bilmiş halimle.  Kendi dediğime baya bi ikna olduktan sonra, "ziyan olmasın yavrucaklar, fermente olduğu kadar artık" diyerek tarifin sonraki adımlarını da tamamlayıp, müstakbel ekmeğimi fırına attım. Tarifin iki saatlik bir pişme süresi var. Yine tarif sahibinin minnoş minnoş betimlediği "fırında pişen o sıcacık ekmeğin mis kokusuyla, tüm eve yayılan hoş duyguların" heyecanıyla beklemeye koyuldum. 

🎶  🎶🎶

Saat birrr, yoksun... 
Bir buçuk, yook... 
Bir kırkbeş, iki, hadi pişti
pişecek ekmeek
Ve belkiiii, kim biliiir? 
Teeest yaptırırım.
Pozitif çıkar
Oturur ekmeğimi yerim
Tadı da gelmez
Veee belkiii, kim biliiiiirrrr... *

🎶 🎶 🎶 

Bu fermantasyon kesin olmamış bak, pişerken de koku gelmiyordan, laaan yoksa adı batasıca, evlerden ırak Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen mi oldum bene geçişim, evde koku veren asetonu, çamaşır suyu, yumuşatıcısı, ne var ne yoksa burnuma dayayıp, hiç birinin kokusunu alamayınca oldu.

Sonrası test yaptır, sonucu beklerken bir kaç gün önce görüştüğümüz küçük kız kardeşten gelen "test yaptırdım, pozitif çıktım ben" telefonu, ardından bu defa laboratuardan gelen "pozitifsiniz, hadi size geçmiş olsun" mesajı ile başlayan çılgın bir telefon trafiği, 14 gün karantina, istiklal marşı ve Küçük Ergen'in odasına çökme yoluyla kapanış.

Sen kalk pandeminin en alevli zamanında uluslar arası ev taşı; sıfırdan ev kur, bu sırada girip çıktığın yerlerin ve eve girip çıkanın haddi hesabı olmasın ama tüm bu süreçte değil hastalanmak, bir kez test bile yaptırmak zorunda kalma. Sonra böyle en olmayacak zamanda, ilk defa yaptırdığın testin pozitif çıksın. Tam Şaşkınlık hareket. 

Neyse ki, Türeci & Şahin çiftinden binlerce razı olsun; yaş haddimi doldurur doldurmaz açmışım kolumu, olmuşum kapı gibi çift aşımı. Koku kaybı dışında çok şükür hiçbir semptomum yok, maşallah yediklerimin tadı, tuzu, iştahım bile yerinde ama evdekileri riske atmamak için yapacak bir şey yok, ben yukarıda onlar aşağıda, karantina şartlarında geçireceğiz bu iki haftayı.

Fırsat bu fırsat, boş boş geçmez bu karantina; hayat sana ders çalış diyor, çalış Şaşkın çalış ara gazıyla oturdum bilgisayarın başına.

Devam edecek...


Gelecek bölüm:
Domates, biber, patlıcan ekicem sanan Şaşkın'a Mendel ve bezelyeleri şoku!


Beklerken bi göz atmak istersen:

Önceki Bölüm: Şimdi Okullu Oldum - Bölüm I

Kaygısız Çırak

Dinlemek istersen:

* Nazım Hikmet ve Zülfü Livaneli'ye saygıyla. Saat Dört... Yoksun

Denemek istersen:

Fermente Karabuğday Ekmeği Tarifi



1 Aralık 2021 Çarşamba

Şimdi Okullu Oldum - Bölüm 1

Tam kaldır bak kafayı azıcık, hemen yukarıda ve hatta hemencik sağ sütunda yazdığı; yakından tanıyanların da fevkalade iyi bildiği üzere "merak" bu Şaşkın'ın en meşhur özelliklerinden biri.

Bir "hayat ki merak ettiklerimi öğrenmek için çok kısa", o zaman hiç durmadan öğrenmek lazım...

Öyle çocukluğumuzun meşhur Meraklı Melahat'ı gibi, kim-kiminle-ne yaptı-kim gördü-ne dedi tarzı bir meraklılık hali değil benimkisi.  Herkesin yaptığı kendine nihayetinde. Bir nevi bilgi oburluğu ve herhangi bir konuda merakım bıdıklandı mı durdurulamaz bir araştırma tutkusu. Bu bir hediye mi yoksa lanet mi emin değilim. Lakin bu türlüsü de gri hücrelerde aşırı yükleme yapmak suretiyle biraz yıpratıcı olabiliyor.  

Çok şükür ki internet çağında yaşıyoruz. Bulandan, geliştirenden her türlü razı olsun, onu Sergey, Larry benim için kodlamış canıııım Gugılım her şeyim sayesinde bilgiye erişim artık parmaklarımızın ucunda. Bu nasıl bulunmaz bir nimetse aynı zamanda büyük de bir paradoks benim için aynı zamanda. Kendimi durduramayıp o neymiş, bu neymiş diye diye her dakika gerekli gereksiz her şeyi gugıllamaktan kendimi alamıyorum bu defa da. 

Bu bitmez merak ve araştırma tutkusunu bari bir yere kanalize edeyim, getirisi de ikinci bir diploma olsun, zaten ilk diplomada yazan bölüm de artık yoğmuştu, bi güncelleme atmalı, işleyen gri hücrecikler alzaymırlanmaz ve daha bir sürü  içsel ciyaklamalar eşliğinde kendimi AÖF ikinci üniversite sistemine kayıt ettiriverdim bir süre önce. 

Bu aslında yıllardır istediğim ancak araya Romanya girince, orada sınav merkezi olmadığı için, ertelediğim bir projeydi. Yıllar içinde pek çok yeni bölüm eklenmiş sisteme. İster iki yıllık, ister dört yıllık seç beğen al listeden. Giriş sınavı stresi de yok.  Ohh miss... 

Tek sıkıntı bünyedeki diğer etken, kararsızlık. Hangi birini seçsem ki, bu güzele benziyor, yok yok bu sanki daha çok gelecek vadediyor,  yaa ama bu da çok ilginç görünüyor derken derken seçenekleri ikiye düşürdüm ya da düşürdüğümü sandım. 

Kayıtlar başladan önceki günün sabahı kendimi kaptırmış, tam gaz tempolu yürüyüşümü yaparken "gelecek tarımda" dedi bi ses aniden. "Git bak hele, kesin tarımla ilgili bir bölüm de vardır" diye de ekledi. Sağıma, soluma baktım kimseler yok. Gaipten henüz kimseyle tanışıklığım da yok, olsa olsa iç sesimdir bu, onun da bi bildiği vardır elbet dedim ve kendisini dinleyip bölüm listesine tekrar göz attım. 

            Varmış iç sesimin gerçekten bi bildiği, 

            geleceğin mesleği Tarım Teknolojileri!

            Evet, bu kesin göklerden bir işaret 

            bu bölüm okunacak, son kararım nihayet!

Kayıt için gerekli prosedürleri bir çırpıda tamamlayıp sonucu kamu oyuyla paylaştım. Tepkiler karışıktı.

- "Yaaani sen bilirsin tabii, pek benlik şeyler değil bunlar" dedi Benim Adam.

- "Harika!" dedi ve mezuniyet sonrası kariyer planlarımı sordu Ailemizin Gurusu Büyük Hemşire.

- "Çok sıkıcıııı! Daha güzel bi bölüm bulamadın mı?" dedi Küçük Ergen.

- "Güzelmiş, biz de arıcılık mı okusak? Sen cherry domates ekersin, bizim arılar da polenler" dedi Küçük Birader.

Ve bölümden bağımsız çok, çok sevinip mutlu oldu Valide Sultan. Bilirim ki oto sanayiye çırak girdim desem, o yine sevinir, kıvanırdı. Yeter ki okusun, öğrensin yaşı ne olursa olsun çocuklar!

Ben şarkımı söyler, "ha bugün, ha yarın, oldu olacak yarından da yakın, ders çalışmaya başlaman lazım a Şaşkın" nameleri dilimde dolanıp dururken müdahale, iç sesim sandığım, Matrix'teki Sahip'ten geldi.

- Bana bak Şaşkın, o kadar konuşup zırladın. Ben yoğmuşum da, güncelle beni Sahipcim de... Ben de "peki o zaman bir şans daha Şaşkın'a" diyerek Büyük Patron'la müzakereleri yaptım, son bir güncelleme daha aldım sana. İşe de artık-yoğmuştur-üniversite-bölümünü gelecek vaadeden bir bölümle güncelleme ile başladım. Ya sen ne yaptın? Hala bi aylaklık, bi ciddiyetsizlik, bi kendini bilmezlik. Otur oturduğun yerde ve ders çalış! Yoksa biliyorum ben sana yapacağımı..."

Dedi ve "koku yeteneğimi" devre dışı bıraktı.

Devam edecek...


Beklerken tekrar bi göz atmak istersen:

Olmak ya da Olmamak


18 Kasım 2021 Perşembe

Olağan Şaşkınlıklar

İki pozitife bi sınıf kapama kampanyası üzeri ara tatil derken, Küçük Ergen'in  günlerdir heyecanla beklediği voleybol antremanları bu sabah tekrar başladı.  Dört yaşından beri kendisini o sporu senin, hadi balesi, müziği, dil kursu, atölye çalışması ve dahası da benim olsun götür, sıcağında soğuğunda bekle, getir derken iyice profesyonelleşmiş "araçsız-Uber anne modumu" aktive ettim. Bi çözüp de tamir edemedik neden, geç kalma fobisi sahibi çocuğun hadi hadi dürtmeleriyle taksiyle 10 dk mesafedeki okula 45 dk önceden yola koyulduk. 

Okula vardığımızda bir buçuk saatlik bekleme sürem kemiksiz ikiye çıktı haliyle. Eve gidip gelmem için kısa, okulun civarında, amaçsızca beklemem için uzun bir süre. En iyisi yakınlardaki alışveriş merkezine gidip, ufak tefek işlerimi halletmek. Hem terası da var açık havada oturup soluklanmalı.

Hazır en favori mağazalarımdan biri de var bu avm'de. Günlerdir aklımda oradan kahve almak. Bir iki gün önce internet sitelerine baktığımda aradığım filtre kahve stoklarında yoktu ama çekirdek kahvede çok güzel bir indirim vardı. Hiç olmadı ondan alır atarım biraz kenara. Malum kahve fiyatları tüm dünyada uçmuş vaziyette, memleketteki şahane döviz kurları da cabası. AVM yollarında ya bunlar içip içebileceğimiz son kahvelerimiz olursa, az stok yapmak lazım diye içlene içlene yürürken bir baktım ki mağazanın içindeyim. AVM daha yeni açılmış, mağazada bir tane çalışan, bir de ben varız. Çamlıca Tepesinde sevdiceğine koşan Hülya Koçyiğit gibi koştum kahve reyonuna. Aman Allahım, ne kadar mesudum! Filtremin ince gülü hemen oracıkta, raflarda. Hemi de indirimli fiyatıyla! Bu kahvenin bildim bileli hep iki fiyatı var. Biri normal etiket fiyatı, diğeri indirimli. Paterni henüz çözmeye vakıf olamadım ama mağazaya bir gidişimde normal, ertesi gün indirimli fiyata denk gelebiliyorum, ya da bir mağazada indirimliyken diğerinde etiket fiyatıyla satılıyor olabiliyor. O nedenle indirimli fiyata denk geldiğim zamanlarda almayı tercih ediyorum hep. Hoş bu ara piyasadaki diğer markalarda fiyatlar öyle arttı ki normal etiket fiyatına bile razıydım bu defa. Niyetim üç paket kadar almak ama arayıp fikrini sorduğum Benim Adam kendisinden hiç tahmin etmediğim bir şekilde "altı paket al  istersen" deyiverince bir anda kendimi 500 gr'lık altı paket kahveyi sepete atmış buluverdim. Öyle ya seçmişim arka sıralardan özene bezene son kullanma tarihi en uzun tarihli olan paketleri; ya sonraya bırakırsam ve mazallah ben geri dönene kadar mağaza yağmalanır ve ben kahvesiz kalırsam, di mi ya?

Ödemeyi yapıp aldıklarımı alışveriş çantama doldurduğum an, yediğim haltla da yüzleştiğim an oldu.  Elimde üç kilo kahve artı aldığım bir kaç ıvır zıvır - favori mağazamdan tek kahve alıp çıkacak değildim elbette :)) ve üzerine montu, hırkası derken dört kiloya yakın bir poşet ve daha geçirmem gereken bir buçuk saat.  O da yetmez okula dönüp çocuğu almam, yemek yedirmem oradan da hastaneye götürüp taze taze girilmiş 12. yaş hediyesi olarak, adı batasıca, evlerden ırak Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen Virüsü aşısı yaptırmam lazım. Ve sen tüm buralara, ki yaklaşık 3 km kadarlık bir parkur,  omzunda koca poşet, yürüyerek gideceksin biliyosun di mi a Şaşkın?

En iyisi mi dolanırken içerim diyerek aldığım şu iki şişe suyu bitireyim çabuk çabuk da, yüküm hafiflesin azıcık dedim. Kahveleri demleyip içemeyecektim nihayetinde. Terasta feril ferah oturup suları tüketmeye çalışırken, madem gezemeyip oturuyorum boşa geçmesin zaman düsturuyla AÖF mobil uygulamasına giriş yaptım. Yakın bir zaman önce dertsiz başına durduk yere dertler açmıştı madem, boş oturmayaydı az ders çalışaydı bu Şaşkın. Sayfayı bir açtım ki gördüğüm ilk şey stresime stres ekledi. Aha da nedeni aşağıda! Şu an en ihtiyacım olan şey de bir sınav geri sayım sayacıydı zaten. Tişikkirler AÖF!



Bu şokun üzerine ders çalışma hevesim artacağına kaçacak delik aradı. Oturdum blog yazdım. Yarım kaldı, yayınlayamadım. Gittim çocuğu okuldan aldım, yemeğiydi, aşısıydı, amanın bi de voleybol müsabakası için sağlık raporu mu lazımmıştı, ya bu kuru fasülye niye böyle tatsız olduydu, bitmek bilmez çamaşırıydı, şu koridoru bi de mutfağı viledalayıverdim mi tamamdı derken gün bitti.

Tik tak, tik tak... Sayaç acımasızca geriye saymaya devam ederken Mendel'i, bezelyelerini ve yine ders çalışmamak için yaptıklarımı düşündüm, gözlerim kapalı. 




Etiketler

#100.Yıl #29Ekim (1) #8mart (1) #accelerateaction (1) #ağacımadokunma (1) #AilemizinGurusu (1) #anılar (8) #ArtRecreation (1) #ayrıyazılır (1) #bavulculuk (2) #benimadam (2) #BigSis (1) #bing #ai (1) #Caillou (1) #canımbabam (1) #coronatürmort (1) #Covid19Günceleri (3) #Dark (2) #dikkateksikliğisendromu (4) #doğruyazınkardeeeşim (1) #doğumgünü (3) #dünyakadınlargünü (1) #GameofThrones (4) #GeorgeR.R.Martin (5) #GiveToGain (1) #göçebe (6) #göçmenkadınlar (1) #gurbetçilik (7) #hemşire (1) #hemşirelik (6) #Hıdırellez (2) #IWD2026 (1) #içindenalmanyageçenyazılar (5) #İçindenAlmanyageçenyazılar (3) #içindenciddiyetgeçenyazılar (20) #içindenfilmgeçenyazılar (2) #içindenhüzüngeçenyazılar (2) #içindenistanbulgeçenyazılar (5) #içindenizmirgeçenyazılar (8) #İçindenMatrixGeçenyazılar (14) #içindenmizahgeçenyazılar (70) #içindenmutlulukgeçenyazılar (8) #içindenromanyageçenyazılar (2) #içindenşarkısözügeçenyazılar (33) #içindenşiirgeçenyazılar (17) #ileridönüşüm (2) #kafamaneredenesersekuşağı (5) #karantinahalleri (3) #Kayu (1) #kedigünlükleri (4) #kendimenotlar (8) #kim-olduğunu-bilirsin-sen (5) #küçükbirader (2) #küçükergen (9) #küçükkankam (7) #küçükördek (20) #lakap (1) #lost (1) #Marduk (2) #mercekbulut (1) #mim (10) #mindfulness (1) #mutluluk (3) #mylittlefeltstuff (4) #özürdilerimsezenaksu (1) #RIP (11) #seçmesaçmalar (1) #sevgiligünlük (1) #sevgililergünü (2) #SeziKalkavan (1) #soneryalçınlütfenbanakızma (1) #sonhavabükücü (2) #sonsuztemizlikdöngüsü (5) #şaşkın (42) #ŞaşkınınADHDGünlüğü (7) #ŞaşkınınAÖFmaceraları (10) #ŞaşkınınBayramÇelıncı (4) #şaşkınınsevgililergünüdileği (3) #şaşkınjunior (1) #şaşkınmutfakta (6) #şaşkınya (1) #tatil (1) #telekom (1) #uykusuzluk (1) #ValideSultan (18) #vallahidebunlarhepmizah (1) #yapayzeka (2) ArtRecreation (1)