Sayfalar

#şaşkınmutfakta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#şaşkınmutfakta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Haziran 2023 Perşembe

Şaşkın'ın Bayram Çelıncı. Part 2...

Tatil boyunca her güne bir yazı çelıncımın ikinci gününden selamlar, sevgiler pek muhterem blog komşularım.  

Üstat aklıyla tatil günü sabahın altısında uyanıp da yazmaya başlamayacak ve öğlene doğru da yayınlamayacaktım elbette. Çünkü gündelik hayattaki Şaşkın'lık, siz de gayet iyi bilirsiniz ki, çokça ertelemeyi, araya bolca reklam almayı, en sonunda da işleri ucu ucuna yetiştirmeyi gerektirir. İş hayatında ise süper gücünün pelerinidir de, o başka yazının konusu.

Bir yanımda Köpük, diğer yanımda Yuki, nasıl bir uyumaksa artık, gözümü açmam saat sekizi, yataktan kalkmam ise dokuzu buldu. Yatakta debelenerek geçen o bir saat değil, sabah kahvesini demlemek için girdiğim mutfakta burnumu gıdıklayan koku oldu hızlıca ayılmamı sağlayan. Şaşkın'ın bilim dünyasına armağanı, ev yapımı hızlı kovid testinden şükürler olsun başarıyla geçtim bu defa. İlk denememde tecrübe etme şansı bulamadığım fermente karabuğday kokusu meğer bizim tosuncuk oğlanın kum kabından hallice bir şeymiş. Tecrübe ettim. Kaldırıp cam kabın üzerindeki örtüyü, baktım zat-ı şahanelerine. Kabarıp, boza kıvamını da almış, sanki bu defa olacak da tam fermente olmuş karabuğday gerçekte neye benzer bilmediğimden üzerini tekrar örtüp, "olmamıştır ya bu daha" değerlendirme ölçeği ile kahvemi demlemeye koyuldum.

Hava bir kurban bayramının ikinci gününe yakışacak derecede bulutlu, balkon hala oturmaya elverişliydi. Bilgisayarı açtım, balkonda bir yandan kahvemi yudumlarken bir yandan komşu bloglara bayram ziyaretine gide koyuldum. Bugünün payına, bloga bir sıkımlık yazacağım cümlelerin epeyce bir kısmını yorumlara bıraktığımı fark edip az da bloga kalsın paniğiyle karabuğdayları kurcalamaya tekrar mutfağa girdim.

Defalarca, yarım yamalak izlediğim tarif videosunu bir kez daha yarım yamalak izledim. Değişen bir şey yoktu, Burcuks hala 8 ila 24 saat arası diyordu fermantasyon süresi için. Kaç saat olmuştu ki acaba? Bir gün önce üçlü bi saatte bızlamıştım da ikiye yakın bir üç müydü yoksa dörde yakın bir üç mü tabii ki hatırlayamadım. Üzerinde baloncuklar olmuşmuşsa olmuş demekti. Koku olacaktı, korkmayacaktım ama çok da kötü kokmayacaktı. Bilinmeyenlerin bilinenden çok olduğu bu fermente ortamda galip gelen yine "olmuştur bu yaa" değerlendirme ölçeği oldu. Yağını, tuzunu ekleyip kalıba aldığım hamurumsu yaratığın üzerini bari az biraz zengin göstersin gailesi ile bir miktar kinoa bezeyip fırına attım. 

Bu ekmeği ilk denediğimde zaten tüm proses baştan aşağı hatalı gitmemiş gibi bir de iki saatlik pişirme süresini, artık hangi bilgime güvenerek bilmem, fazla bulmuştum da kabuk piştiğinde içinin de pişeceğine ikna olup, süresinden önce çıkarıvermiştim fırından. Dışı kıtır ama içi çiğ, bu abuk ekmeği dilim dilim kızartma makinesinde kızartıp yemeğe çalıştıydım sonrasında. Hoş Covid'den ne burnumda koku, ne dilimde tat vardı da eliminasyon uğruna tüketmiştim ne yediğimi zerre anlamadan. 

Saati iki saat sonrasına kurdum ve mutfağı terk ettim. Kararlıyım, bu defa o fırına tamı tamına iki saat kesinlikle dokunulmayacak. Tarifin cıvıl cıvıl kahramanı Burcuks'a karşı, nedenini bilemediğim bir sorumluluk hissediyorum. Sanki bu defa da olmazsa kendisini hayal kırıklığına uğratacakmışım gibi. 

Ve evet, pişerken de baya bi kokuyormuş gerçekten bu meret. Ama ne koku!! Ev yapımı covid testim bir kez daha negatif sonuç veriyor. Yeeey!

İki saat pişme ve ardından dinlenme sürecinin akabinde sonuç görsel olarak gayet başarılı olsa da içi hala biraz çiğ gibi. Bu defa kovid free tadım testi hakkında düşüncemi sorar iseniz de gluteni kesmenin en güzel yolu bıçakla ya da makasla kesmek diyebilirim gönül rahatlığıyla. Hayatta bazı şeyleri çok da zorlamamak gerekiyor diyor ve karabuğdayın kendisini sevenlerine bağışlıyorum. Bizımla deyılsın karabuğday! 


Tüm bunlar olurken kediler fosur fosur uyuyorlar. Öyle güzel uyuyorlar ki benim de uykum geliyor. Benim sizden neyim eksik ki ha diyor, güne tatlı bir mola veriyorum. 


3 Aralık 2021 Cuma

Şimdi Okullu Oldum - Bölüm 2



ÖNCESİ

...
Ben şarkımı söyler, "ha bugün, ha yarın, oldu olacak yarından da yakın, ders çalışmaya başlaman lazım a Şaşkın" nameleri dilimde dolanıp dururken müdahale, iç sesim sandığım, Matrix'teki Sahip'ten geldi.

- Bana bak Şaşkın, o kadar konuşup zırladın. Ben yoğmuşum da, güncelle beni Sahipcim de... Ben de "peki o zaman bir şans daha Şaşkın'a" diyerek Büyük Patron'la müzakereleri yaptım, son bir güncelleme daha aldım sana. İşe de artık-yoğmuştur-üniversite-bölümünü gelecek vaadeden bir bölümle güncelleme ile başladım. Ya sen ne yaptın? Hala bi aylaklık, bi ciddiyetsizlik, bi kendini bilmezlik. Otur oturduğun yerde ve ders çalış! Yoksa biliyorum ben sana yapacağımı..."

Dedi ve "koku yeteneğimi" devre dışı bıraktı.

***

Filmi burada bir kaç gün öncesine sarıyoruz. İki gün kadar süren hafif bir burun tıkanıklığı ve hapşırık nöbetinin nedenini bir kaç gecedir kendini kolumun altından yukarı, neredeyse ağzımın içine kadar sokmak suretiyle yerleştiren, yaşı minnak, kendi azman kediciğimiz, ailemizin küçük canavarı Yuki'ye bağlı alerjiye; bir gün kadar sürüp geçen hafif bir hasta mı oluyorum ben hissiyatını da buz gibi havada kapı pencere açık uyumaya bağlamışım. İki antihistaminik, iki parasetamol derken zımba gibi de kalkmışım ayağa. Ne hastalık emaresi kalmış ne burun tıkanıklığı. 

Sabah ilk iş koştum mutfağa. Bir gün önceden fermente olması için hazırladığım çiğ karabuğdayları artık ekmeğe dönüştürmem lazım. Fermente işlemi daha önceden bildiğim, yaptığım bir şey değil. Tarif takibi ve ekmek yapımı desen, yeteneğimin boyutlarını şuralarda bak hep anlatmışım.

Ama tarifi defalarca izlemişim; kararlıyım, biliyorum bu defa başaracağım! Deneye deneye olmayacağını sonunda kabullenip, pes ettiğim yoğurt mayalama maceralarımda kullandığım örtüye özenle sardığım, fermantasyon sürecini çoktan tamamlamış olması gereken, çiğ karabuğdaylarımı çıkardım. Tarifin sahibi tatlı tatlı anlatıyor böyle "sürecin sonuna doğru ekşimsi bi koku geliyor, bu normal" diye ama benim karabuğdaylarda değil ekşimsi, hiç koku yok. "Tabii yaaa, hava soğuktu ya, üşüdü benim karabuğdaycıklarım, aktive olamadılar gariplerim" diye teşhisi koydum en araştırmacı geliştirmeci, en bilmiş halimle.  Kendi dediğime baya bi ikna olduktan sonra, "ziyan olmasın yavrucaklar, fermente olduğu kadar artık" diyerek tarifin sonraki adımlarını da tamamlayıp, müstakbel ekmeğimi fırına attım. Tarifin iki saatlik bir pişme süresi var. Yine tarif sahibinin minnoş minnoş betimlediği "fırında pişen o sıcacık ekmeğin mis kokusuyla, tüm eve yayılan hoş duyguların" heyecanıyla beklemeye koyuldum. 

🎶  🎶🎶

Saat birrr, yoksun... 
Bir buçuk, yook... 
Bir kırkbeş, iki, hadi pişti
pişecek ekmeek
Ve belkiiii, kim biliiir? 
Teeest yaptırırım.
Pozitif çıkar
Oturur ekmeğimi yerim
Tadı da gelmez
Veee belkiii, kim biliiiiirrrr... *

🎶 🎶 🎶 

Bu fermantasyon kesin olmamış bak, pişerken de koku gelmiyordan, laaan yoksa adı batasıca, evlerden ırak Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen mi oldum bene geçişim, evde koku veren asetonu, çamaşır suyu, yumuşatıcısı, ne var ne yoksa burnuma dayayıp, hiç birinin kokusunu alamayınca oldu.

Sonrası test yaptır, sonucu beklerken bir kaç gün önce görüştüğümüz küçük kız kardeşten gelen "test yaptırdım, pozitif çıktım ben" telefonu, ardından bu defa laboratuardan gelen "pozitifsiniz, hadi size geçmiş olsun" mesajı ile başlayan çılgın bir telefon trafiği, 14 gün karantina, istiklal marşı ve Küçük Ergen'in odasına çökme yoluyla kapanış.

Sen kalk pandeminin en alevli zamanında uluslar arası ev taşı; sıfırdan ev kur, bu sırada girip çıktığın yerlerin ve eve girip çıkanın haddi hesabı olmasın ama tüm bu süreçte değil hastalanmak, bir kez test bile yaptırmak zorunda kalma. Sonra böyle en olmayacak zamanda, ilk defa yaptırdığın testin pozitif çıksın. Tam Şaşkınlık hareket. 

Neyse ki, Türeci & Şahin çiftinden binlerce razı olsun; yaş haddimi doldurur doldurmaz açmışım kolumu, olmuşum kapı gibi çift aşımı. Koku kaybı dışında çok şükür hiçbir semptomum yok, maşallah yediklerimin tadı, tuzu, iştahım bile yerinde ama evdekileri riske atmamak için yapacak bir şey yok, ben yukarıda onlar aşağıda, karantina şartlarında geçireceğiz bu iki haftayı.

Fırsat bu fırsat, boş boş geçmez bu karantina; hayat sana ders çalış diyor, çalış Şaşkın çalış ara gazıyla oturdum bilgisayarın başına.

Devam edecek...


Gelecek bölüm:
Domates, biber, patlıcan ekicem sanan Şaşkın'a Mendel ve bezelyeleri şoku!


Beklerken bi göz atmak istersen:

Önceki Bölüm: Şimdi Okullu Oldum - Bölüm I

Kaygısız Çırak

Dinlemek istersen:

* Nazım Hikmet ve Zülfü Livaneli'ye saygıyla. Saat Dört... Yoksun

Denemek istersen:

Fermente Karabuğday Ekmeği Tarifi



5 Mayıs 2021 Çarşamba

Kurabiye

"Hemşire sen bize neden bunlardan yapmıyon yahu?" diye bir mesaj, bir adet Instagram post'u ile birlikte.  

Sevgili hemşirem, pek muhterem bir numaralı blog komşumun canı kurabiye çekmiş akşam akşam. 

"Şeklinden ötürü mü acaba? Ne bilem." 

Cümleyi biraz sansürledim, sonra başım belaya giriyor. Tarifteki kurabiyeleri yapan ve yayınlayan beni affetsin. Ellerine sağlık, elbet çok lezzetlidir de o nasıl bir şekil vermedir? 

Tamam benim de deneysel bi takım pasta,  börek, yemek işleri yaparken şekilsel anlamda sabıka kaydım kabarıktır, hatta gönder beni Nailed It'e, kupa garanti. Lakin evde kalıp olmasa bardağı vurup şekil verebileceğin bir kurabiyeye, hele de içinde yüklü miktarda tarçın ve kuru üzüm olan bir kurabiyeye, yılan şekli vermeye çalışmak da ne bileyim. Gereksiz bir risk. 

Devamı "sen şeklini farklı yap işte" ara gazı, itina ile konuyu soğutma ve kapanış.

Ertesi gün neredeyse tamı tamına aynı saatte (18:51 - 18:53) yeni bir mesaj.  Bu seferki ürün baya baya iddialı. Adı cruffinmiş. Çörekle kruvasan arasında bir şey olurmuş kendisi. Hemşiremin bana olan inancı göğüs kabartıcı. Halbuki kendi de gayet iyi bilir. Seneler evvel, Almanya'da marketlerde satılan hazır hamurla kruvasan denemem olmuştu. Yapacağım tek şey hazır hamuru kutusundan çıkarıp, tarif edildiği şekilde düzgünce açmak, tırtıklı yerlerinden kesip kruvasan şeklinde katlamak, fırına vermek. Sonuç: hamuru tarif edildiği şekilde açma teşebbüsünde bulunmadan bodoslama kesmeye çalışmak suretiyle epik bir felaket. 

Hey heydi hey... Herkese 20'li yaş çelınc, Şaşkın'a yine börek çörek. 

Ben konuyu geçiştirdim sandımsa da hemşire olayı direkt bilinçaltıma havale etmiş. Sabaha kadar, yılan olmaya çalışırken ne oldum ben kurabiyesiyle uğraştım durdum. 

Sabah gözümü açmamla bizim kız Zafer'i soran Fatma gibi tepemde bitti. 

"Ne oldu bizim şifre işi? Geldi mi cevap?"

"Sana da günaydın evladım! Evet gelmiş de daha bir sürü şey soruyorlar hesabı kurtarmak için. Bi ayılayım  hele, halledeceğim onu da."

Kahvemi yaptım. Balkondaki masaya tükkanı açtım. Geçen yaz başında, bizim küçük ergen oyalansın diye, kedimiz Köpük'ün fotoğraflarını  paylaşması için açtığımız Instagram hesabının şifresi yine bizzat küçük ergen tarafından bloke edilmiş. Gel gör bağlı olduğu telefon numarası benim eski Romanya numaram. E-posta da tanımlamamışız hesaba. Epeydir aklına bile gelmeyen hesap; kağıt üstünde Yuki, pratikte Bıdık şeklinde çağrılan iki numaralı bitirim delikanlının eve gelmesiyle tekrar bindi ya kıymete, şifre de şifre.

Feysbuk sevgili blogumu spam belleyip beni tüm grup mecrasından bloklamaya kalktığından beri kendisi ile ilişki durumumuz karışık. Fakat kurtarmamız gereken bir hesap, mutlu etmemiz gereken bir çocuk var. Baltaları gömdüm, başladım kendisi ile gayet kibar, hanım hanımcık bir yazışmalar silsilesine. Form doldur, de bakalım diyeceğini diyor; en ponçik cümlelerimle dolduruyorum. Şunu yaz kağıda, tut elinde, çek fotonu yolla bana. Emrin olur Feysbukçuk diyorum, istediğin foto olsun. Güzel, çirkin demiyor, şaak çekiyorum yolluyorum. Lakin talepleri bitmiyor da bitmiyor. Uzun uğraşlar sonunda sınavı geçiyorum ve hesabı kurtarıyorum.

Hesabı tekrar kur, e-posta tanımla, telefon numarasını güncelle derken hemşireden yeni bir mesaj geliyor. Bu sefer konu başka ama o da ne? Kurabiyeler bilinçaltımdan süzülerek tekrar bilinç düzeyine çıkıyor. Büyücü müsün be kadın?

Ani bir dürtü ile kalkıyorum yerimden. O kurabiye hemen, şimdi, şu anda, ivedilikle yapılacak! Malzeme listesine bakıyorum. E bu bildiğin bizim "biskoço". Romanya yoldaşlarımdan İzmirli dostumun sevgili annesinin Sefarad mutfağından, bizim kızların birlikte yapmalara doyamadıkları, tarifinden limon kabuğunu çıkar, karanfil ekle; çiçek yağını zeytinyağı ile değiştir, biraz da kuru üzüm ekledi miydin oldu bitti. 

Malzemelerin tamamı da var mı var evde. Gözlemeci teyze şalvarımı göbeğimin üzerine çekiyor ve işe koyuluyorum ki Houston we have a problem... Tamam tanıdık, bildik bir tarif de bu karanfil denen şey nasıl yenilebilir kıvamda çekilecek? Sinemada patlamış mısır yerken sağlam dişi kırmış insanım nihayetinde, bir başkasını kurabiyeye kaptırmaya hiç niyetim yok.

Benim adam sağ olsun eve sarımsak girmesi yasak olunca havanımız da yok. Kahve değirmenim var ama kıymetlime karanfil kokusu sinmesini göze alamam. Neyse ki çözüm bizim işimiz. Tarifteki miktarda karanfili önce kahve filtresinin içine, onu da bir buzdolabı poşetine koyuyorum. Vuruyorum kafasına kafasına önce bir kavanoz, sonra da küçük bir merdane marifetiyle. Komşu teyze birazdan kapıda belirmezse iyi. Hala büyük parçalar var ama karanfil miktarını arttırıp parçaları çay süzgeçinden eleyince yetecek miktarda karanfil tozum hazır. Yürü be şaşkın kim tutar seni?

Burada kendime bir hatırlatma: Bir daha asla ve asla "aldığı kadar un" isteyen tariflere yanında küçük ergen olmadan girişme! Sonra bir elin hamur teknesinde; rahmetli babanın tek elle yapılacak tek iş üzerine özlü sözü kulaklarında, diğer elinle un paketi açmaya çalışır durursun. 

Kendime ikinci hatırlatma: Yani zaten ne diye küçük ergensiz kurabiye yapmaya kalkarsın ki sen? Bir daha aklından bile geçirme! 

Hamuru yoğurmuş, ellerime yapışan hamurları temizlerken küçük ergen mutfağa daldı ve yüzünde büyük bir hayal kırıklığıyla çığlığı bastı. 

"Nee kurabiye miii? Bensiz nasıl yaparsın, kötüüüü!"

"Evladım bi dur, açıklayabilirim. Memlekette ani bi kurabiye kurabiye kıtlığı hasıl olmuş, hemen başlamam gerekti. İhtiyaç büyük, sonra seninle de yaparız." dediysem de sanırım pek ikna olmadı.

Suratı salladı, dişi ergen hıhhhlaması eşliğinde odasına çıkıp, kapısını kapadı.

Sıra gelmişti şekil vermeye. Tarifteki kurabiyelerin tipine o kadar atıp tuttuktan sonra işimi şansa bırakamazdım. Bu kurabiyeler tadıyla olduğu kadar, şekilleriyle de cazip olmalıydı. Arkadaşımın annesinin yaptığı gibi ortası delikli, yuvarlak formda karar kıldım ve kurabiye kalıplarının olduğu kutuyu çıkardım. Tam bu iş için yapılmış bir kalıbım vardı ama karma olmasa da algoritmasından sual olmaz Murphy yine iş başındaydı. Onlarca kurabiye kalıbı arasında sadece ve sadece ihtiyacım olan kalıp kırılmıştı. Yılan olmaya çalışırken ne oldum ben kurabiyeleri zihnimin derinliklerinde hunharca kahkahalar atarken, silkinip kendime geldim. Dedim ya çözüm bizim işimizdi. Bir çay bardağı, bir de krema sıkma ucu yardımıyla işlemi tamamladım, inci gibi dizdiğim kurabiyelerimi fırına verdim.

Fırına verdim vermeye de ne tarifte ne de benim aklımda pişirme süresi yok. Tarif der ki üzerleri pişinceye kadar. İyi de bu yaklaşık ne kadarlık bir süre? Benim dikkat eşiğim zaten gözümün bir sonra gördüğü şeye kadar. İki dakika fırının başından ayrılıp tuvalete gitsem, lavabo ciflemeye kalkar oradan çamaşır toplamaya, derken başkasına geçer, gül gibi kurabiyeleri cayır cayır yakarım. Daha önce yapmadım mı? Yaptım. 

Mutfak saatini on dakikaya kurup, Mehmet Şef'ten azarı yiyen Masterchef adayı edasıyla fırının önüne çöküp kurabiyelerin pişmesini beklemeye başladım. On artı bir kaç dakika sonrasında bir tepsinin üstü, diğerinin altı biraz daha fazla pişmiş kurabiyelerimi fırından aldım.

Pişmiş kurabiyelerin kokusunu alan küçük ergen bir kez daha mutfağa damladı. "Bir tane alabilir miyim?" dedi. Onayı da kurabiyeyi de aldı. Tadına baktı ve "güzel olmuş ama ben daha güzel yapardım" dedi ve gitti.

Kurabiyeler sayıldı, kardeş payı yapıldı, bölünmezi küçük ergene bonus ayrıldı, komşu payı paketlendi, saati geldiğinde teslim noktasına indirilip teslim edildi.

Komşu komşu huuu. Kurabiyelerin geldi miii? Geldiiii... Olmuş muuu? Olmuuş...

Çelınc çelınc hep bana mı çelınc? Yarın 18:51'de görevini açıklayacağım, bekle beni bebeğim. 


5 Mayıs 2020 Salı

Kaygısız Çırak

Caps kime ait bilmiyorum. Sondaki bitişik "de" "fiziği"ne laf edilmiş Sheldon Cooper gibi gözümün seğirmesine yol açsa da
son günlerdeki duygu ve hislerime tercüman oluşuyla gönlümde yer etti. Kadın da (Saint Rosalia) biraz bana benziyor mu ne? :))


Günlerden 1 Mayıs'tı. Sindirellaların da bayramı kutlu olsundu. Şubat sonu sosyal mesafe ile başlayıp, önce gönüllü kişisel izolasyona sonra gönüllü karantinaya dönüşen, nihayetinde bir nevi izolasyon - karantina karmasına evrilen, saymadım kaçıncısı, sıradan COVID-19 günlerinden biriydi. 

Bir elim böğrümde, diğeri Vileda sopasında "bütün dünya karantinada ekmek yapıyor, baharat dolabı düzenliyor; kitap okuyup, özüne dönüyor, kendini geliştirip Nirvana'ya eriyor, hatta yetmiyor sıkılmaya bile vakit buluyor. Nasıl oluyor da oluyor? Peki ben neden sonsuz temizlik ve yemek döngüsünden çıkamıyorum" diye diye beynimi kemiren iç sesimle cebelleşirken aniden bir aydınlanma geldi. Elimde ne var ne yok bırakıp kendimi mutfağa attım. Evet o ekmek, hayır hayır Ramazan pidesi, bugün yapılacak, o baharat rafı düzenlenecekti. Çıtır çıtır, dumanı tüten pidenin poz poz fotoğrafları çekilecek; homini homini lüplettiği pidelerin fotoğrafını aile Whatsapp grubundan yollamak suretiyle bu gurbet kuşuna özencik yapan hayın kardeşe, bak bizim de başımız kel değil mesajı gönderilecekti.

İşte o büyük gün gelmişti. Romanya'da Corona'lı günler başladı başlayalı çamaşır suyu ile birlikte bulunmaz hint kumaşı değerindeki iki üründen biri olan,  stoğumdaki topu topu "bir paket" kıymetlimissim, mayamı çıkardım. Kendisini kim bilir hangi tarihte, hangi amaçla almıştım bilmiyordum ama işte o gün bugündü, hedef de Ramazan pidesi.


Tarif için hemen ölçüsünden sual olmaz Refika'nın Mutfağı'na koştum. Tarif videosunu şöyle bir baştan sona kesintisiz izleyeydim iyiydi elbet ama en canı tez, en aceleci bacı halimle hem videoya hem de alttaki yazılı tarife şöyle bir göz ucuyla bakıp "tamam" dedim oldu bu iş. Malzemeleri çıkarıp kırk yıllık pide ustası edasıyla işe koyuldum. Lakin o meşhur serçe parmağı testi ile yapılan ılık su kıvamını buldurma aşamasında kulağımda yoğurt mayalama sütü ısısı ayarlama gerginliği müziği çalmaya başladı. Kırk yıllık pide ustası bir anda mekanı terk edip yerini çaylak çırağa bıraktı; çırak en kaygısız haliyle "tamamdır herhalde bu yeeaaa" diyip mayayı suya çaldı. Tüm malzemeleri karıştırdım, hamuru tarifteki gibi tezgahta iki pat pat hoplattım, ikiye ayırıp mayalanması için sarıp kaldırdım. Ne kadar bekleyecekti ki bunlar diye tarife dönüp baktığımda hamuru öyle iki şak şak bir pat pat değil 4-5 dk hoplatmam gerektiğini gördüm. Kaygısız çırak "bırak serbest kalsın, böyle de güzel" dedi, ürünü onayladı; 45 dk sonra görüşmek üzere hamurlarla vedalaştım. 

Hamurlar bir köşede mayalanırken baharat rafına giriştim. Artık küçücük rafın acıklı karmaşasından mıdır yoksa araya farklı işler sıkıştırmış olma ihtimalimden mi o 45 dk su gibi aktı gitti ama rafın yarısı hala dışarıdaydı. İçeride olanlar da pek düzenlenmişe benzemiyordu. Buraya sonra dönerim diyip şekil verme aşaması için mayalanmış hamurlarımı çıkardım.

Ramazan pidesinde şekil önemliydi. Öyleyse bir bilene tekrar danışılmalıydı. Elimin hamuruyla Refika'nın Mutfağı'na dalıverdim ki bir de ne göreyim... O benim 45 dakikadır fırında camış gibi yatan hamurcuklarımın her 15 dakikada bir mıncırılıp, havalandırılması gerekmekteymiş ki büyüdüklerinde pufidi pufidi pidecikler olabilsinler. Usta, bu aşamada bu hamurdan olsa olsa pişi olur diyip kızartma tavasını çıkartabilir yola pişi ile devam edebilirdi. Ancak henüz kahve molasından dönmemişti ki kaygısız çırak kontrolü hemen ele aldı.  Deneyim havuzunda ideal kıvamda, emsal bir hamur olmamasının verdiği genişlik ve rahatlıkla hamurunun tam kıvam ve afiyette olduğuna çabucak ve tereddütsüz kanaat getirip işin sanat kısmı için kolları sıvadı.

Bu aşamada hakkını vermek gerek. "Nailed It" performası meşhur bir ben var benden içeriye rağmen çırak hiç de fena bir iş çıkarmadı. İşte buydu! Elinde ramazan pidesine baya baya benzeyen iki orta boy pide hamuru vardı. Pişirme talimatlarını "dikkat eksikliği sendromunun" el verdiği ölçüde dikkatle izleyip pideleri fırına verdi.

Pideler fırında pişe dursun hayın kardeşe gönderilecek poz poz fotoğraf serisi için şekil verme aşamasını fotoğraflamadığımı hatırladım. Bu güzellikler mutlaka tarihe geçmeliydi peki neden fırının içindeyken olmasındı. Hiç yoktan iyidir diyip kapağın dışından çektiğim fotoğrafı beğenmeyince, içimdeki kaygısız çırağın da gazıyla fırının kapağını açıp hızlıca bir fotoğraf daha çekiverdim.

Tüm bu süreçte kaygısız çırağın kaygısızlığının işe yaradığı tek nokta pideler henüz beş dakikadır fırındayken kapağı açmam oldu. Zira Refika'yı can kulağı ile dinleyip, yaptığını birebir uyguladığım - ya da uyguladığımı sandığım bak, çok emin değilim :) - tek şey en epik patladığım yer olmuşmuş ve ben bunun farkında değilmişim. Fırının tabanına, fırın kağıdı üzerinde,  direkt olarak salınan pide yanarmış a dostlar. Hatta sadece pide değil, fırın kağıdı bile yanarmış. :)))

Olayın bundan sonrası artık gelişine, doğaçlama gelişti. Alttakini üste al, üstü pişerse, yandı yanmadı yaparsın. Üsttekinin altını pişirmek için, akıllı ol fırın tabanına koyma, en alt rafa indir derken sonunda piştiklerine kanaat getirip mamülleri fırından çıkardım.

Tüm yanık kazıma operasyonuna rağmen PİDE #1'in kritik durumu maalesef pozitife dönemedi. PİDE #2'nin yarısını sıcakken, soğuyunca tıkızlaşıp taşlaşan kalanını da daha sonra hafiften ısıtarak, züğürt tesellisi kabilinde yiyip, nefsimizi körelttik. 

Sonuç olarak Ramazan pidesi yapıp, baharat rafı düzenleyerek çıkmayı planladığım Nirvana yolculuğum tüm mutfağa dökülüp saçılan yanık pide kırıntılarını ve baharatları temizleyip, ardından tüm mutfağı buharlardığım sonsuz karantina temizlik döngüsüne dönüşerek hayallere karıştı.

Şimdilik hoşçakal Nirvana... Darısı bir sonraki mayaya...


1 Aralık 2013 Pazar

Nöööööğğğğ


Ben ki bu malzeme yokluğunda azmetmişim de yapmışım o aşureyi…

Tüm iyi niyetimle çalıp da kapını ikram etmek istemişim.

Sen ki en kaba halinle nööööğğğğğ diye böğürüp...

Reddetmişsin be ey zalım Alman komşu…

Merak etme seni zehirlemeyecektim.

Para falan da istemeyecektim, bi karşılığı da yoktu.

Hatta biraz dinleyeydin ne olduğunu anlatacaktım.

Alaydın, yemeyeydin, yine de gönlümü kırmayaydın…

Ben senin kargolarını alırken iyiydi ama…

Bak bakalım bundan sonra alıyor muyum…

Kargonu da, selamını da…


Şaşkın Notu: Aşurenin tarifi Portakal Ağacı'ndan. Kendisine bu güzel tarif için teşekkürü bir borç bilirim. Bu ikinci aşure yapışım ve her ikisinde de bu güzel tarifi kullandım.

14 Eylül 2011 Çarşamba

Ne Bulduysam Koydum Keki

Ördek vakitlice uyumuş, adam da yoksa evde Şaşkın kafaya zararlı fikirler üşüşüveriyor. Nereden düştüyse artık aklıma elmalı muffin yapıverem dedim.  Tarif lazım, malzeme var mı bakmak lazım, aaa dolapta bak bu da varmış derken ne idüğü belirsiz bir şey çıkıverdi ortaya.

Şimdi siz merak da edersiniz, tarifini falan istersiniz, neme lazım telefonlarım (ne var yani artık herkeste en az 2 tane yok mu) kilitlenir, vakit geçirmeden yazayım iyisi mi.

3 adet yumurta ile bir Nescafe bardağından (üzerinde Nescafe yazandan) iki parmak eksik şekeri güzelce çırpıyoruz. Yok efendim bu çok şekerli ya da aman ne tatsız bişiy bu diyecek olursan şekeri istediğin kadar arttır, eksilt serbest. Siz bol bol çırpın, öyle diyor uzmanlar ama ben sıkılıyorum, şöyle bir çeviriveriyorum. Sonra içine yağ ve yoğurt ilave etmemiz gerekiyor. Tarifte 1 bardak sıvı yağ diyor. Ben dolapta Becel buldum. Biraz ondan erittim, üzerine biraz sıvı yağ ekledim. Toplamda bir bardaktan az oldu. Evde yoğurt olmadığından onu da bir bardak sütle değiştirmek gerekti. Ayrı bir kapta 2,5 bardak unu bir paket kabartma tozu ile eleyelim, içine istediğimiz kadar tarçın ekleyelim. Ben bu karışıma bir miktar da çekilmiş ceviz karıştırdım. Dövülmüş ceviz de pekala olur ama ona da üşendim tabii robottan geçiriverdim. Sıra geldi kuru karışımla sıvı karışımı birleştirmeye. Yine uzman kişiler der ki unu koyduktan sonra aman haa mikserle karıştırmayın, elde tahta kaşıkla çırpın. Yukarıda anlattıklarımdan anlamış olmanız gerekiyor, anlamadıysanız da ben size daha ne diyeyim, mikseri ben sallayıverdim içine. Bir güzel karıştırıverdim. Bu arada evde vanilya da yoktu. Onun yerine de limon suyu koydum göz kararı. Adı üstünde elmalı muffin, peki nerde bunun elması diyen sabırsız arkadaş işte tam bu noktada elmaları da ilave ediyoruz. Elmaların birini rendeleyip, diğerini origami şeklinde kesip hamura katı katıverdim. Bu arada dolapta kalmış bir adet biçare şeftaliyi de daha fazla bedbaht etmemek için küp küp dilimleyip kötü emellerime alet ettim.

Son olarak ortaya çıkan bu garip karışımı evdeki topu topu 12 adet muffin kalıbına üleştirmeye çalıştım.  Kalıplar doldu ama malzeme bitmek bilmedi. Kalanından Allah sizi inandırsın bir borcam kalıbı daha kek çıktı. Siz en iyisi mi bu tarifi evde denemeye kalkmayın. Olur da maceraya açığım, bu deneyimi yaşamak istiyorum derseniz doğrudan büyük bir borcama doldurun bitsin gitsin.

Bu arada ilk parti de pişti ben bu satırları yazarken. Hani ne yalan söyleyeyim hiç de fena olmamış :))

Etiketler

#100.Yıl #29Ekim (1) #8mart (1) #accelerateaction (1) #ağacımadokunma (1) #AilemizinGurusu (1) #anılar (8) #ArtRecreation (1) #ayrıyazılır (1) #bavulculuk (2) #benimadam (2) #BigSis (1) #bing #ai (1) #Caillou (1) #canımbabam (1) #coronatürmort (1) #Covid19Günceleri (3) #Dark (2) #dikkateksikliğisendromu (4) #doğruyazınkardeeeşim (1) #doğumgünü (3) #dünyakadınlargünü (1) #GameofThrones (4) #GeorgeR.R.Martin (5) #GiveToGain (1) #göçebe (6) #göçmenkadınlar (1) #gurbetçilik (7) #hemşire (1) #hemşirelik (6) #Hıdırellez (2) #IWD2026 (1) #içindenalmanyageçenyazılar (5) #İçindenAlmanyageçenyazılar (3) #içindenciddiyetgeçenyazılar (20) #içindenfilmgeçenyazılar (2) #içindenhüzüngeçenyazılar (2) #içindenistanbulgeçenyazılar (5) #içindenizmirgeçenyazılar (8) #İçindenMatrixGeçenyazılar (14) #içindenmizahgeçenyazılar (70) #içindenmutlulukgeçenyazılar (8) #içindenromanyageçenyazılar (2) #içindenşarkısözügeçenyazılar (33) #içindenşiirgeçenyazılar (17) #ileridönüşüm (2) #kafamaneredenesersekuşağı (5) #karantinahalleri (3) #Kayu (1) #kedigünlükleri (4) #kendimenotlar (8) #kim-olduğunu-bilirsin-sen (5) #küçükbirader (2) #küçükergen (9) #küçükkankam (7) #küçükördek (20) #lakap (1) #lost (1) #Marduk (2) #mercekbulut (1) #mim (10) #mindfulness (1) #mutluluk (3) #mylittlefeltstuff (4) #özürdilerimsezenaksu (1) #RIP (11) #seçmesaçmalar (1) #sevgiligünlük (1) #sevgililergünü (2) #SeziKalkavan (1) #soneryalçınlütfenbanakızma (1) #sonhavabükücü (2) #sonsuztemizlikdöngüsü (5) #şaşkın (42) #ŞaşkınınADHDGünlüğü (7) #ŞaşkınınAÖFmaceraları (10) #ŞaşkınınBayramÇelıncı (4) #şaşkınınsevgililergünüdileği (3) #şaşkınjunior (1) #şaşkınmutfakta (6) #şaşkınya (1) #tatil (1) #telekom (1) #uykusuzluk (1) #ValideSultan (18) #vallahidebunlarhepmizah (1) #yapayzeka (2) ArtRecreation (1)