16 Mayıs 2012 Çarşamba

Çocuk ev sanatları




Vermişiz eline onca çeşit kağıdı, boya kitabını; sen yine gidiyorsun boyuyorsun duvarı, koltuğun arkasını... İyi de biliyor musun sen o duvar boyasının, koltuk döşemesinin fiyatını? 

Bu çocuklar kesin bir adet duvar boyama geniyle geliyorlar dünyaya. Eline bir adet kalem geçirdi mi içine Picasso kaçmış gibi duvar, koltuk Allah ne verdiyse girişmeyen bebe görmedim bu yaşıma geldim. İlk insanlar henüz kağıdı bulmadıkları için dağa, taşa, mağaranın duvarına çiziktiriyorlarmış ya bunlar da atalarının izinden aynen devam. Tek fark artık sanatlarını moderen evlerimizin içine ediyor, pardon icra ediyor oluşları. Anlamadığım bir gen hiç mi evrim geçirmez, hiç mi azıcık da olsa mutasyona uğramaz arkadaş. Ben bir insan yavrusuyum; bir duvar, bir kalem gördüm mü affetmem boyarım. 

Bizim kız doğuştan prensip sahibi bir tip olduğundan gelişim süreci de tipik bir çocuğun standartlarında seyrediyor ekseri. Hani şu "ay ay çocuğunuzun gelişimi" türevindeki yazılara bak, gör bir sonraki adımda başına neler gelecek. Bu ay bebeğiniz kendi başına oturabilir diyor bizimki hoop oturuyor. Emekleme, yürüme, ottan boktan korkma zamanı filan hep kitabına uygun, yerli yerinde. İki yaş sendromuna iki buçuk yaş sendromu da denirmiş ona bile tam 2,5 yaşını doldurur doldurmaz girdi çocuk o derece yani. Bir tek çenesi uymadı bu süreçte o kadar. Milletin çocuğu anne, baba, ıgı dıgı derken bizimkinde Mahvel Çay Bahçesinde sahne alacak bir şarkı repertuvarı ile sabahtan akşama, hatta uykusunda konuşacak enerji vardı. Ha bunun bir anne övünmesi olmadığını, fani meziyetlerini aşan bir sabır gerektirdiğini yine çenebaz çocuğa sahip anne babalar anlar onu da söylemeden geçmeyeyim. 

Gelişim aşamalarını bu kadar titizlikle takip eden bir çocuk genlerinin bu çağrısına da kulak vermeyecek değil tabii. Dün sabah, bu dönemin bir diğer rutini tuvalet dikizleme seansı sırasında, birden bire artık vahiy mi geldi ne oldu bilmem ani bir depar atarak salona gitti ve bir adet pastel boya ile geri döndü. Sonrasında tuvalet kapısının resim yapmak için uygun bir yer olduğuna kanaat getirmiş olmalı ki buraya attığı ilk çiziktirmelerinden aldığı hazla bunu diğer renkler takip etti. Hayır yaptığı şeyin akla zarar bir şey olduğunun da farkında ki karalarken bir yandan da muzip muzip gülmekte küçük hanım. Vermişiz eline onca çeşit kağıdı, boya kitabını; sen yine gidiyorsun boyuyorsun duvarı, koltuğun arkasını... İyi de biliyor musun sen o duvar boyasının, koltuk döşemesinin fiyatını? Desem... Para dediğin en fazla domuzlu kumbarasına atıldığında ses çıkaran ve becinde (cebinde) taşımaya yarayan bir şeyden ibaret ya bana mısın demeyecek.

Ailedeki bir numaralı bebeden gelen tecrübeyle de sabit ki bunun devamında duvarlar ve koltuk arkaları var, perdeleri kurtarabilirsen şanslısın. Çocuğu serbest bırakayım sanatını icra etsin, evin içinde bok içi badem gözlü (validehanımın en sevdiği kelimelerden biridir onu da bu vesileyle sevgiyle selamlayalım) oturalım, belki günün birinde ünlü olur da evi müze falan yaparlar desen bu da fazla romantik bir düşünce olacak. Zira 200.000 yılda zerre değişmemiş bir gene bu kadar da yüklenmemek gerek.

Evlenirken koltukları açık renk filan ama nano kumaşla kaplatmışız. Sözde leke tutmayacak. Meğerse çocuk kusmuğu nano kumaşın aboo kumaş haline geldiği noktaymış. Batik batik kusmuk desenlerinin arasına modern çocuk sanatları fena olmaz belki de. En iyisi serbest mi bıraksam ne? Ünlü bir ressam olamasa da ileride koltukları değiştirmeye yarar belki.






Hiç yorum yok:

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...