19 Haziran 2019 Çarşamba

Previously on Şaşkın

Baharın gelişinin sembolü Martişor.
Umut olsun... Her şey çok güzel olsun...


İyi de biz buraya ne yazıyorduk? Nasıl yazıyorduk? Kızım sen George R.R. Martin misin de yazar tıkanıklığı yaşıyorsun? Yaz işte, sal gitsin. Ah bir başlayabilsen, bak devamı gelecek... 

Aç parantez. Bak George R.R. Martin dedim aklıma geldi sinirlendim gene. 6 sene olmuş ben yazdığı son kitabı okuyalı, bu yazıyı yazalı. Dizisi bile bitmiş gitmiş ama o son iki kitap hala bitmemiş. Sal artık sen de Martin reyiz, sal gitsin. Nasıl izlediysek o uyduruk finalli diziyi ne yazarsan yaz, onu da okuruz. Kapa parantez. 

En taze gelin halimle gelmiştim ben buraya. Sevgili hemşireme "kızım sen olmasan hayatta gelmem bu şehre" dediğim Bursa'ya kaderin bir cilvesi olarak yeni taşınmıştım. 

Müzmin bekardan acemi evliye, çok yoğun bir iş hayatından "şimdi sen yeni evlenmişsin, yaşın da var, hemen çocuk yaparsın, istemezük" cevaplı seri iş başvurularına yatay geçiş yapmıştım. 

Madem iş güç yoktu bari yazayımdı. Anlatacak bir şeyler ille ki bulunurdu. 

Derken önce ördek anası, sonra çalışan ördek anası, en nihayetinde gurbetçi ördek anası oldum. Şehir içi, şehirler arası derken profesyonel göçebeliğime ülkeler arası taşınmalar ekledim. 

Hani daha karpuz kesecektik, Almanya maceralarımı yazacaktım derken kendimi Balkanların koynunda, Bükreş'te buldum. 

Küçük ördek büyüdü, kuğu oldu, ergenliğe yavaştan adım attı.

Çılgın kızımız Köpük katıldı aramıza bir de kedi anası oldum. 

Saçlarımdaki aklar, yüzümdeki çizgiler arttı, az biraz yaş aldım. 

Ne yapılır ki bu ülkede diye geldiğim Romanya'da çok gezdim, çok öğrendim, hayatıma yepyeni arkadaşlar kattım. 

Yokluğunda blog seni az biraz Instagram'la aldattım. Fotoğraf çektim, #mybeautiful_romania tag'iyle paylaştım. 

Gece uykusuzluğu hala başa dert olsa da vakitlice uyanmalara en nihayet alıştım. 

Belki düzenli yazmaya da alışırım bir gün. Bir umut... 



13 Haziran 2019 Perşembe

Kedidir, kedi



Burada bir blogum vardı. Açıp açıp kapattığım. Ve hayatıma değen komşular. Hiç görmesem de yakın hissettiğim. Bir de kafamda hiç durmadan konuşup duran düşüncelerim. Zihnimde yazıp yazıp, tembellikten bloga az biraz aktardıklarım.

Almanya'nın kasvetli havasına memleketin hüzünlü haberlerinin ardı ardına karıştığı günlerden bir gün, durdum.

Ha bugün, ha yarın derken beş yıl geçmiş aradan ayrı ayrı.... Devamı acaba gelir mi, buluşalım gayrı...

Yoksa kedidir, kedi midir?  Bil bakalım Şaşkın Göçmen şimdi de nerededir?

E o zaman, hadi başlayalım... Yeni, yine, yeniden...


14 Mayıs 2014 Çarşamba

Yas

Soma'da hayatını yitirmiş madencilerimize Allahtan rahmet,
ailelerine sabır diliyorum tüm kalbimle...

Dün yine nicedir yazmadığım blogun başına neşeli bir şeyler yazmak için oturmuştum. Üç iş arası bir satır yazmaya çalışırken, daha yazı bitmeden Soma haberi düştü yüreğin tam orta yerine.

Artık sosyal medya takip edemiyorum, haberleri hiç bir şekilde izleyemiyorum. Utanç doluyor içim, bu ülkenin vatandaşı olmaktan, insanlıktan utanıyorum. Kalbimi karartmalarını,  nefretle doldurmalarını istemiyorum.

23 Nisan 2014 Çarşamba

Mutluluk



Bir çocuğun mutlu olabilmesi için ne pahalı hediyelere ne de süper havalı oyuncaklara ihtiyacı vardır.

Sevildiğini bilmesi, birlikte oynanan bir kaç oyun, hatta posta kutusundan çıkan bir kartpostal yeterlidir bir çocuğu mutlu etmeye.

2 Nisan 2014 Çarşamba

Mavi

Bazen sen de böyle hissetmiyor musun kendini?

Hem farklı hem de mavi...

Kabul çiçek mor, belki eflatun.

Yine de mavi hissetmeye engel mi?

16 Mart 2014 Pazar

Sahi o kadınlar o gece nasıl uyudu?



Türkçe’de sevmediğim tabirlerin başında açık ara ile “evlat acısı gibi koydu” yer alır. Tabiri de sevmem, kullananı da. Hele hele bu lafı diyen, diyebilen kişi bir ebeveyn ise o kişi ile ilgili iyi bir şey bile düşünemem bir daha. Dünyada para pul ile alınabilecek herhangi bir şeyi “evlat acısıyla” kıyaslayabilmek nasıl bir zihnin ürünüdür aklım hafvalam almaz. Hatta bu dünyada evlat acısı ile kıyaslanabilecek başka bir şey de yoktur bana göre.
 
Evet ölüm hepimize yazılmış, kaçışı yok; lakin binbir emek büyüttüğün can parçanı, evladını toprağa koymak, onu bir daha hiç göremeyecek, öpüp koklayamayacak olmak... Böyle bir acıyı hangi teraziye koyup, neyle tartabilir ki bir insan.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...