30 Aralık 2011 Cuma

Yeni yıl, yeni yıl... Herkese kutlu olsun...


Mayalara inat umut dolu ve bereketli bir yıl olsun 2012.



Yazarın Notları: Bu Maya kehanetinden hafiften tırstığımı itiraf etmeliyim :))
                         Bir de bu fotoğraf bir bloğum olduğunu hatırlattı bana.

13 Eylül 2011 Salı

Ne Bulduysam Koydum Keki

Ördek vakitlice uyumuş, adam da yoksa evde Şaşkın kafaya zararlı fikirler üşüşüveriyor. Nereden düştüyse artık aklıma elmalı muffin yapıverem dedim.  Tarif lazım, malzeme var mı bakmak lazım, aaa dolapta bak bu da varmış derken ne idüğü belirsiz bir şey çıkıverdi ortaya.

Şimdi siz merak da edersiniz, tarifini falan istersiniz, neme lazım telefonlarım (ne var yani artık herkeste en az 2 tane yok mu) kilitlenir, vakit geçirmeden yazayım iyisi mi.

3 adet yumurta ile bir Nescafe bardağından (üzerinde Nescafe yazandan) iki parmak eksik şekeri güzelce çırpıyoruz. Yok efendim bu çok şekerli ya da aman ne tatsız bişiy bu diyecek olursan şekeri istediğin kadar arttır, eksilt serbest. Siz bol bol çırpın, öyle diyor uzmanlar ama ben sıkılıyorum, şöyle bir çeviriveriyorum. Sonra içine yağ ve yoğurt ilave etmemiz gerekiyor. Tarifte 1 bardak sıvı yağ diyor. Ben dolapta Becel buldum. Biraz ondan erittim, üzerine biraz sıvı yağ ekledim. Toplamda bir bardaktan az oldu. Evde yoğurt olmadığından onu da bir bardak sütle değiştirmek gerekti. Ayrı bir kapta 2,5 bardak unu bir paket kabartma tozu ile eleyelim, içine istediğimiz kadar tarçın ekleyelim. Ben bu karışıma bir miktar da çekilmiş ceviz karıştırdım. Dövülmüş ceviz de pekala olur ama ona da üşendim tabii robottan geçiriverdim. Sıra geldi kuru karışımla sıvı karışımı birleştirmeye. Yine uzman kişiler der ki unu koyduktan sonra aman haa mikserle karıştırmayın, elde tahta kaşıkla çırpın. Yukarıda anlattıklarımdan anlamış olmanız gerekiyor, anlamadıysanız da ben size daha ne diyeyim, mikseri ben sallayıverdim içine. Bir güzel karıştırıverdim. Bu arada evde vanilya da yoktu. Onun yerine de limon suyu koydum göz kararı. Adı üstünde elmalı muffin, peki nerde bunun elması diyen sabırsız arkadaş işte tam bu noktada elmaları da ilave ediyoruz. Elmaların birini rendeleyip, diğerini origami şeklinde kesip hamura katı katıverdim. Bu arada dolapta kalmış bir adet biçare şeftaliyi de daha fazla bedbaht etmemek için küp küp dilimleyip kötü emellerime alet ettim.

Son olarak ortaya çıkan bu garip karışımı evdeki topu topu 12 adet muffin kalıbına üleştirmeye çalıştım.  Kalıplar doldu ama malzeme bitmek bilmedi. Kalanından Allah sizi inandırsın bir borcam kalıbı daha kek çıktı. Siz en iyisi mi bu tarifi evde denemeye kalkmayın. Olur da maceraya açığım, bu deneyimi yaşamak istiyorum derseniz doğrudan büyük bir borcama doldurun bitsin gitsin.

Bu arada ilk parti de pişti ben bu satırları yazarken. Hani ne yalan söyleyeyim hiç de fena olmamış :))

13 Ağustos 2011 Cumartesi

İsmiyle müsemma

Değişik bir adamdı. Üzerinden hiç çıkarmadığı bordo rengi, bir hayli eskimiş, yünlü bir kazak, dağınık saçlar ve kırmızı bir burun aklımda kalan. İletişim Fakültesi'nde ders veren ama paradoks bu ya mümkünse hiç konuşmayan, zorunluluk harici iletişim kurmayan bir adam. Lakin bir konuşmaya başlasın bambaşka bir insan olurdu bu defa. TRT radyosu ekolünden terbiyeli, derinlere işleyen güzel bir ses. Hani sadece telefonda konuşsan, sureti kendin hayal etsen aşık olunabilecek bir ses. Ses gerçek surete büründüğündeyse ayrıksı kişiliğiyle birleşir yine garip bir hal alırdı.

Mecnun derlerdi, aşk acısından bu hali derlerdi ama ağızlar torba değil ya büzesin ne kadar doğruydu bilmem. Başımızda kavak yellerinin estiği o yaşlarda bizim için en fazla "acayip", nedeni sorgu sual gerektirmeyen biriydi. 

Verdiği Radyo Programcılığı dersini bir yandan sever, bir yandan da kaçmaya çalışırdım mümkünse. Aynı zamanda hem hayranlık uyandıran hem de tedirgin eden bir yapısı vardı benim için.  Finalde sorduğu soruları kendimce protesto edip boş kağıt verdiğimde peşimden koşup doldurtmaya çalışmıştı, ne gerek vardı ki şimdi durduk yere bütünlemeye. İki kişi gelmiştik o tatil bütünlemeye ve işlemediği kitaptan sorular sormamıştı bu defa.

Dün Fakülte e-posta grubuna önce "kaybettiğimiz doğru mu?" diye bir mesaj düştü, sonrasında da doğrulama mesajları. "Evinde ölü bulundu" diyordu birinde. Gidişi de ıssız ve yalnız olmuştu belli ki. 

Nitekim, ismiyle müsemma, vakur bir adamdı Vakur Hoca. Gittiği yer her neresiyse, gözlerindeki o derin yalnızlık orada son bulur umarım...

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Cennet


Uyandım, gözümü açtım
Uyandın, gözünü açtın
Ellerin saçlarımdaydı her zamanki gibi
Dolamıştın parmaklarına sıkı sıkı
Gülümsedim, ki çekilmez olurum ben sabahları
Gülümsedin kocaman, tarifsiz bir mutlulukla
Cennetti o bakış, o an
Değişmem ben onu bir değil bin ömüre




18 Temmuz 2011 Pazartesi

Dıt dıdı dıdı dı Kayuuuu

Kanadalı Keloğlan Caillou çocuklu pek çok evde olduğu gibi bizde de çok popüler bu aralar. Güya çocuğa 1,5 yıl televizyon izletmedik. Bir gün tv'de görüp "Kayu bu!" dediğinde, üstüne "kayu dıt dıt dıt" diye şarkısına eşlik ettiğinde anladık ki artık kaçışımız yok. Kayu nasılsa hayatımıza çoktan girmiş bizim haberimiz yok.
Şu bizim Kayu iyi hoş çocuk da annesini hiç gözüm tutmadı. Tespitim odur ki bu Kanadalı yengede hiç iş yok. Dün izlediğimiz bölümde Kayu büyükannesini ziyarete gidiyor. Batı milletinde anane / babane ayrımı olmadığından hangisi bilemiyoruz ama anasına bak kızını aldan yola çıkarsak anane olması kuvvetle muhtemel. Neyse efendim konumuza dönecek olursak Kayu üzüm suyu içerken her çocuğun yaptığı gibi foooş diye bardağı üzerine boca ediyor. Hisli bir çocuk olduğu için de buna çok üzülüyor. Sonraki sahnede bir bakıyoruz ki büyük anne tshirti temizlemek için çocuğu soymuş, üzerine de giysin diye dedesinin kocaman gömleğini geçirmiş. Hadi büyükanne torununu sahiplenmemiş, çocuk geldiğinde giyer diye bir iki yedek kıyafeti, kocaman müstakil evinde bir çekmeciği çok görmüş deee annesi ne demeye çocuğa bir yedek çantası hazırlayıp bırakmamış şaştım kaldım doğrusu. Çocuğu anasına bırakmayı biliyor da bir tshirt, bir atlet, bir don bırakmayı akıl edemiyor. Yahu çocuk zaten masrafsız çocuk. Süsü püsü yok, bir takım kıyafeti var hep onu giyiyor. O da üzüm suyu oldu. Bir tane de farklı tshirt alıverin yazıktır, günahtır çocuğa. Yakıştıramadım Kayu anne, hiç yakıştıramadım, cık cık cık... Otur yerine, sıfır!

14 Temmuz 2011 Perşembe

Dönmek

Yoktum nicedir buralarda. Aslında vedasız bir gitme gibiydi bir nevi. Ne yazdım ne takip ettim uzunca bir zaman. Bir yandan tam gitmek de değildi ama benimkisi. Gidemedim, temelli gitmek de istemedim hiç. Bu yüzden bir veda yoktu. Sayfa bir kasım günü, bir Ankara aktarmasında, çala kalem yazılmış bir yazıyla Ömür Hanıma takılıp kalıverdi öylece. Ha bugün ha yarın yazacağım derken günler günleri kovaladı, önce haftalar, sonra aylar oldu. Tüm bunlar olurken bir Allahın kulu "huu komşu komşuuu şaşkındın, şaşa mı kaldın?" diye sormadı, mahalle baskısıyla yer yerinden oynamadı. Okurun soracağı, yazarın ne hali ne vakti olmayınca da blog
blog olalı en derin sessizliğine gömüldü.


Beri yandan ördek okula, anne tekrar işe alıştı. Ördek büyüdü koca koca konuşmaya, yürümeye başladı. Az buz değil aradan tam sekiz ay geçti. Görüntüyle başladık değişime, du bakalım gerisi de gelir belki en kısa sürede...

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...