Kayıtlar

Nisan, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bir Bardak Demli Çay

Resim
Çay severim sevmesine ama tiryaki sınıfına da sokamam kendimi. Çay içmeyince başının tuttuğunu iddia eden valide sultanın aksine bir ince belli bardak dahi içmeden nihayetlendirdiğim günler çoktur ne de olsa. Ancak güzel demlenmiş bir çayı da başka hiç bir sıcak içeceğe değişmem. Sapanca’da farklı farklı yerlerde içtiğim güzel çayların ardından farkettim ki dışarıda yiyip içtiğim her türlü mekanı öncelikle gelen çayın kalitesine göre değerlendiriyorum. Çay güzel geldi mi aklımda kalan ne pastanede yediğim böreğin ne de lokantada yediğim yemeğin tadı oluyor. Bir tek güzel demlenmiş bir çay orayı benim için vazgeçilmezlerden biri haline getirebiliyor. Aksine kötü bir çay benim için o mekanın tüm albenisini bir anda söndürebiliyor.

Çok kolay gibi görünür ama iyi bir çay demlemek özen ister. Kullanılan çay ve suyun kalitesi, miktarı, demleme ve kaynatma süreleri bir çayı vezir de edebilir rezil de. Kimi yerde küçücük bir ayrıntı, kimi yerde sıradan bir ikram olarak görülen çay belki tam da…

Tatil Sonrası ve Tadı Damağımda Kalanlar

Sapanca, dostlarla buluşma, göl kenarında hoş sohbetler, bülbül sesleri, tertemiz bahar havası, güzel çaylar, şehre dönüş, herkes çalışırken avare şehir gezmeleri, Türkiye’nin en çok çalışan devlet memuru (!) dostumu bir hafta içerisinde bir de değil iki defa görebilme mutluluğu, sabahları nefis kahvaltılarla şımartılma, Serkan Kasap’ta et yemenin dayanılmaz hafifliği, ilk üç ay bitti bitecek olmasına rağmen hiçbir şeye aşermemiş olmamın açığını bir sabah benim adamın büyük ekran tv aşermek suretiyle uyanarak kapatmaya çalışması, neticesinde lcd mi yoksa plazma mı alsak konulu Bursa turları, House ve Lost’un yokluğundan ötürü kesat giden haftada tekrar sahalara dönen Grey’s Anatomy’nin yeni bölümü ile bir nebze olsun nefisleri köreltme... Eş kontenjanından 10 günlük harika bir tatilden satır başları...

Bir gün gelecek gezginler gezgini koskoca Şükriye Sultanın torunu gezmekten yorulacak deseler hayatta inanmazdım ama itiraf etmek gerekirse artık çift kişilik olan bünyeye bu kadar gezm…

Karışık Turşu Tadında Bir Yazı

Resim
Ben çocukken siyah beyaz, tek kanallı televizyonlarımızda Küçük Ev adında bir aile dizisi yayınlanırdı. Laura Ingalls ve ailesinin 19. yüzyıl Amerikasında geçen hayat hikayelerini anlatan bu dizi o yılların en önemli toplumsal olaylarından biri olmuştu ülkemizde. Laura Ingalls evlerimizin küçük kızı, Michael Landon’ın oynadığı baba Charles ise örnek baba modeli olmuştu. Dizi o kadar sevilmişti ki hani mümkün olsa, olsa da nüfus memurları hop demese bugün Laura isimli bir çok arkadaşımız olabilirdi belki de. Durup dururken nereden aklına geldi bu Küçük Ev şimdi derseniz sebebi beynimin gereksiz bilgiler depolama merkezinde yer alan bir sahnesi olmakta ki konuya böyle ta en başından girdiysem hem gevezelikten hem de nostalji olsun diye. Bir gün önce ne yediğimi hatırlamam çoğu zaman ama izlediğim bir filmi, okuduğum bir kitabı üzerinden yıllar geçse de unutmama gibi sonuçlar veren garip bir fotografik hafızam var. Bu bilgilerin tamamını ise işte demin bahsetmiş olduğum gereksiz bilgiler…

Utanıyorum

Fikirleri sizden ayrı bile olsa kanser hastası olan biri için "Ergenekonculara ödül verirken turp gibiydi!" başlığını atan sözde müslüman özde yüreği çirkin insanlar her gece dua edin ki Allah sizleri kemoterapi ile ıslah etmesin. Bırakın fikri, siyasi ayrılığı insan olan bir insan düşmanı için bile böyle bir şey düşünemez, düşünmemeli. Kalbi, vicdanı bu kadar kirli, kötülük dolmuş insanların bunu bir de dini kullanarak yapmaları ise en acı olanı. Eğer bu başlığı atanlar insan olduklarını iddia ediyorlarsa ben insanlıktan İSTİFA ediyorum ve onlarla aynı havayı soluduğuma bile UTANIYORUM.

Türkiye'nin aydınlık geleceğini karanlığa boğmaya çalışan yobazlara cevabı yine Türk halkı verecektir. Ben hala ÜMİD EDİYORUM.


Bu seyir defterinin amacı ne politika ne siyaset yapmak ne de birilerine bir takım fikirleri empoze etmek olmadı hiç bir zaman. Aksine hayatı gırgıra alan yazılar yazmak, gündelik hayatın sıkıcılığına birazcık gülümseme katabilmek istediğim. Ancak öyle bir an ge…

Mazeret Kağıdı

Memleketi ziyarete Mistır Prezidınt Obama gelmiş. Peh. Ben misafire misafir demem misafir benim olmadıkça. Herkesin misafiri kendine diyelim biz kendi misafirimize bakalım. Valide Hayruş Sultan hanım ilk resmi ziyaretini yapmak üzere şehr-i İzmir'den gelip hanemizi onurlandırmış bulunmaktalar. Hüseyin Abdullah'ına ne hediye getirmiştir bilmiyorum ama bu ziyarette bendeniz gevrek, boyoz ve en hakiki - öz İzmir enginarı ile taçlandırıldım. (Pis İzmirli sen de, ille ki İzmirli kimliğini bir yerlere sıkıştıracaksın. Gevrekmiş, boyozmuş. Gevrek dediğin bildiğin simittir, boyoz içi boş börek, enginarın da yaprakları yenmez. Höyt çık bakiim aradan seni mendebur, asfalyalarımı attırma benim. Gevrek gevrektir gevrek kalacaktır, boyoza kalkan eller kırılsın, enginarın yapraklarını atanlar utansın)

Neyse yediğim içtiğim bana kalsın sebebi yazımızın amacı valide Hayruş Sultan hanımın ilk resmi ziyaretinin yazınsal hayatımız üzerindeki etkileri olmakta. Hayruş Sultan Bursa'ya adım ata…

Ah Bir Yazar Olsam... Daba Daba Dam..

Resim
Beni bahar uykumdan kaldırmaya pek kararlı görünen Nily mim olmuş gelmiş ve “Bir gün bir kitap yazacak olsan ne yazmak isterdin?” diye sormuş. Kendisine lafı mı olur, hele ki mim senden gelmiş yazmaz mıyım hiç diye şirinlik yaptım yapmasına da bir yandan da karalar bağladım. İki sayfalık kompozisyon yazma ödevi verilse onbeş gün düşünüp onbeş günde ancak birşeyler yazacak olan ben konu kitap olunca aman aman ne haddime dedim, “ne isterdimi” bir kenara koydum ve konuyu doğruca hayalgücüme havale ettim.

Hayalgücü bu ya dedi ki “Şaşkın, gel romantik-bilim-kurgu-komedi tarzında bir roman yazalım.” O nasıl oluyor ki diye sordum eksik olmasın başladı anlatmaya.

Yıl 3750. Meg Ryan ile Tom Hanks iki ayrı galaksinin insanıdırlar. (Şaşkın sen yine şaşırdın. Ne Meg’i ne Tom’u? Film senaryosu değil kitap yazman gerekiyor diyenler olacak ki haklı olarak, devam etmeden önce bu konuya açıklık getirelim. Yazarımız Şaşkın hanımın çocukluğundan beri okuduğu tüm romanlardaki karakterlere birer suret verme…

Kendimle Hasbihâl

Resim
- Hem tembelsin hem de maymun iştahlı. Üstelik en delişmen yaşlarında bile 2 gün üst üste günlük tutmayı becerememişsin. Blog yazmak senin neyine.
- Öyle deme bak bozuluyorum. Hem yazmıyorsak mazeretimiz var.
- (İç ses) Dur bakalım bu sefer ne çıkacak altından, merakla bekliyorum.
- Bahar yorgunluğundan muzdaribim. Elimi klavyeye dokundurasım yok. Hatta bıraksalar sürekli uyuyasım var.
- Bahar geldi yorgunum, yaz geldi sıcak, kış geldi soğuk. Senin bahaneler bitmez ki! Tembelsin işte kabul et.
- Yahu sen de gelmesene bu kadar üzerime üzerime. Her gün yazacak mevzum olsa gazetede köşe yazarım, üzerine bir de para verirler.
- Hani güncel mevzu boldu sende? Bela mıknatısıydın, uzaylılar dünyayı istila etse ilk sen görürdün, sakarlıklıklarının eşi benzeri yoktu? Yok mu şöyle heyecanlı yeni maceralar?
- Yok valla bir haller oldu bana. Yıldızlarım yer mi değiştirdi ne, normal bir insan oluyorum galiba bu yaşımdan sonra.
- İyi ya işte normal insan olmakla ilgili izlenimlerini yaz o zaman.
- Dur hel…