31 Mayıs 2013 Cuma

Ağacıma Dokunma


"Kapattım gitti" dedim. "Belli mi olur belki bir gün başka bir yerde" dedim. Günler, aylar geçti o başka yeri bir türlü olduramadım. Zaten tek bir korsan yayın hariç hiç de yazmadım, yazamadım. Sarı damarımdan sebep yine dönmezdim sözümden de konu bu konu olunca duramadım. Öyle ya söz uçar, yazı kalır, beşer unutursa da Google hatırlatır. Kimine göre "tinerci yuvası, alt tarafı bir park" için günlerdir nöbet tutan, gaz yiyen, şiddet gören ama yine de vazgeçmeyen güzel insanlarımız için tarihe ne kadar çok not atarsak o haklı ve güzel direnişleri de o kadar taşınır geleceğe.


Almanya'da yaşadığım şehrin orta yerindeki sıradan bir çocuk parkındaki ağaçta bir sincap gördüm geçenlerde. Bir Alman için belki sıradan olan bir şey beni o gün bir çocuk gibi heyecanlandırdı. Ağaçtaki bir sincabı en son çocukken Emirgan Korusunda görmüştüm ben. Bir diğer parkta Hıdırellez pikniği yaptık kızımla; mayosunu giymiş sere serpe cılız bir güneşin keyfini çıkaran da, işini parka taşıyan da, ağaç gölgesinde kitabını okuyan da vardı etrafımızda. Gel gör orada, İstanbul'un bir ilçesi büyüklüğünde bir şehirde, o park senin bu park benim dolaşırken bir kaç gün sonra Türkiye'ye geldiğimizde devlet eliyle ağaç katliamına şahit olacakmışız.

Bir devlet ki bir şehrin, İstanbul'un, kalbindeki ağaçları katledip kışla görünümlü AVM yapma derdine düşmüş.

Bir devlet ki "parkıma dokunma, ağacıma kıyma" diyen vatandaşına acımasızca saldırıyor. Bir ağacın gölgesinin, griye bulanmış bir şehrin içinde ender kalmış yeşilinin derdine düşmüş vatandaşını gaza buluyor, copluyor yetmiyor yakıp yıkıyor.

En tepedekiler bıyık altından gülüp hiç sesini çıkarmıyor. Çıkardığında da "çatlasanız da patlasanız da ben dediğimi yaparım" diyor başka da bir şey demiyor.

Sağı, solu, askeri, polisi, şusu busu bu topraklarda hiç değişmiyor, bu ülkenin başına geçenler hiç bir zaman vatandaşını sevmiyor. Zaten hiç biri halkı "vatandaş" olsun istemiyor. "Kul" olsun "köle" olsun yeter ki onların dediği olsun. Onlar bizim için düşünür, en doğrusunu da onlar bilir.

Şehir dediğin yerde ağaç da ne oluyormuş. Ağaç görmek istiyorsan ormana, hayvan görmek istiyorsan hayvanat bahçesine git. AVM'de bir cafe sandalyesi, şemsiye gölgesi neyine yetmiyor. Zaten senin derdin park, ağaç falan değil yerli yersiz muhalefet etmek. Yoksa aklı başında hangi insan benim kararıma karşı çıksın. İşiniz gücünüz muhalefet etmek. Dur dur en güzelini sona sakladım. Gidiyor muydunuz sanki o parka da yıktırmam diyorsun, tinerci doluydu orası tinerci.

Zaten bir avuç kalmış yeşilimizi, korumaya çalışana işkence ederek, zorbalıkla yok ediyorlar. Yeni taş bloklar için nefesimizi çalıyorlar. Tıpkı köprü inşa etmek için İstanbul'un bir diğer köşesindeki ciğerini söküp atacakları gibi.

Bilmedikleri ya da bilip de umursamadıkları insanoğlunun unuttuğunu doğanın asla unutmayacağı, gün gelip doğal bir felaket olup bunun acısını ille ki çıkaracağı. Yine bilmedikleri ya da bilip de umursamadıkları, vatandaşın her itirazının ille ki ideolojik olmayabileceği. Ağacı kesen el sağ da olsa sol da olsa önüm de olsa arkam da yine tek yürek olurdu o insanlar orada.

Dileğim bu onurlu direniş de sizin barbarlığınız da hiç bir zaman unutulmasın. O ağaçları katlederek, o güzel insanları darp ederek o lanetli binayı belki dikeceksiniz oraya ama Pirus Zaferiniz olur da hayrını görmezsiniz inşallah.







4 yorum:

Su dedi ki...

Almanya'nin hangi sehrindesin? Bende bu yaziyi görünce cok mutlu oldum. Yurt disinda olmak cok zor bu günlerde.

Şaşkın Kova dedi ki...

Teşekkürler Su. Essen'de yaşıyorum. Sen de Almanya'da mısın?

Su dedi ki...

Evet, bende Almanya'da yasiyorum. Mainz'deyim bende. Cok mutlu oldum :)

Şaşkın Kova dedi ki...

Bizim oralara yolun düşerse mutlaka beklerim Su. Ben de çok mutlu oldum :))

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...