Derken sokaktan “buraya mı giriyoruz komserim” diye bir ses geldi. Akabindeki gürültülerden anlaşıldı ki istikamet bizim apartman, hedef karşı daire, vukuat ise aile içi şiddetli kavga idi. Her ne olmuşsa olmuş nazik ve sakin görünümlü komşularımız kapıya polisin dayanmasıyla sonuçlanan şiddetli bir kavgaya tutuşmuştu.
Ufaklığın çığlıklarıysa bu defa yaramazlıktan değil korkudandı. O ufaktı, belki de o geceyi ileride hiç hatırlamayacaktı ama aklım ister istemez yedi yaşındaki ablasına takıldı kaldı. Onunla birlikte gözümün önüne geldi kendi yedi yaşım, evdeki kavgaları duymamak için kuytulara sığınışım, bitmesi için geceleri tanrıya yakarışım... Fiziki şiddet olmazdı belki evimizde ama yüksek sesli her kavga çocuk yüreğimde küçük küçük yaralar açardı her defasında.
Dün gece uykumu kaçıran ne gürültüydü ne de yaklaşık bir saat sonra ikinci defa gelen polislerin yanlışlıkla bizim kapıyı çalması. O küçük kızın ömrü boyunca dün geceyi babasının annesinin üzerine yürüdüğü, annesinin sinir krizi geçirdiği, polislerin eve geldiği ve babasının evi terk ettiği gün olarak hatırlayacak olmasıydı. Kavgalar, tartışmalar her evde olması mümkün hayatın tatsız gerçeklerinden biri belki. Yoksa da engellemenin bir yolu, yine de, ille de olacaksa bari en azından “çocuklar duymasa”, küçük yürekleri kavgalardan muaf olsa...
oysa ne özensizdir ses bu konuda yükseliverir ve bahanesi her daim hazır: sinirlendim...
YanıtlaSiloysa o küçüğün yüreğine, aklına bir çentiktir her yükselen ses. ne nedenini bilir ne niçinini... kelimelerin sadece kendi duyduğu kısmı ile yarattığı kurgu ise geçmişe dair silinmez bir izdir, doğruluğu, gerçekliği bile sorgunamaz üstelik...
evlere ses geçirmez kavga odalarımı yapmalı acaba... ses illa yükselir diyenler için en azından...