Aylar sonra yine buradayım. Kim vakitsizlikten, kimi isteksizlikten, kimi tıkanmışlıktan; bin bir bahane yine yazmama sebep. Kafamda yazdıklarım çok oldu da hiç biri nihayete eremedi günün sonunda. Muzip telden konular demlenir dururken zihnimde, bilmezdim ki Balkızımın hüzünlü hikayesi olacakmış meğer dönmeme sebep.
Topu topu 20 günlük bir aşk hikayesi bizimkisi. Yaşanırken uzun mu uzun, sayılara dökünce bir o kadar kısa. Köpekli köyümüzün ikinci kedi misafiriydin. Köpeklerimiz boldu da kedi gelmezdi buralara. Önce baban olduğunu düşündüğümüz tombul sarman Garfi yokladı ara ara kapımızı. Eski ofisimizdeki, kendini iki kapıya birden sahiplendiren Polinaz kızımız gibiydi Garfi. Ara ara gelip, mamadan nasiplenip, sonra yok oluyordu. Bir yandan sevilmek istiyor, paçalarımıza sürünüyor ama dokunmaya çalıştığında tıslayarak kaçıyordu. O haliyle de eski ofisimizde yavruyken kapımıza gelip, yan komşumuza sahiplendirdiğimiz vahşi Bıyıklı oğlumuza benziyordu.
8 Ocak günü, buz gibi bir havada, ansızın çıkıp geldin sen kapımıza. Garfi'ye inat, sevin beni, çok sevin der gibi. Önce bir yatağı, sonra polar bir battaniyeyi, en çok da kalbimizi sahiplendin. Hikayenin evveliyatını bilmiyorduk. Eski kulağı kesiklerdendin ama minnacık ve gençtin.
Çarşamba günü öğle tatilimizin bitimiydi son görüşmemiz. O gün nedense hiç gelmemiştin yanımıza. Bahçenin bir köşesinde bir şeylerle oynuyordun. Cebimde bir gün önceden kalan ödül maması poşetini sallayınca koştun geldin yanıma. Haracını aldın, kucağa gelmek istedin. "Geç kaldın, içeriye gidiyorum artık, bir sonraki molada görüşelim" dedim ve içeri girdim. Deli bir rüzgar vardı o gün. Sonraki kısa aralarda göremedik seni ama o havada bir yerlere girmişsindir ya da keşfe çıkmışsındır diye çok da anlam yüklemedik. Nereden bilebilirdik ki bunun son görüşmemiz olduğunu?
Hoşçakal benim güzel gözlü Balkızım. Bir gün ansızın çıkıp geldin kapımıza, o özel ruhunla neşe kattın ofis hayatımıza. Gidişin de böyle ansızın ama çok acı oldu. Her sabah kapımızda bekleyişini, kucağımıza gelmek için çardağa bizden önce koşmalarını, akşam iş çıkışımızda nereye gidiyorsunuz der gibi peşimizde dolanmalarını çok özleyeceğim güzel kız. Umarım kısacık ömrünün son günlerinde biraz olsun mutlu edebilmişizdir seni.
Seni hem kalbime yazdım hem de anılarıma sakladım. Bu yazı da mührü olsun istedim.


.jpg)
tam "heyt be adaşım gelmiş" demiştim ki bu hüzünlü yazı çarptı. canım Şulecim, ne zor, tahmin edebiliyorum...benim oğluşum da 19 ocakta gitti. paralel evrenlere inanıyoruz madem, onların da bir paralelde birbirlerini bulduğuna, yaş mamaları önlerinde, yün yumakları yanlarında, pufidik minderlerde oturup etraflarına baktığına hayal edelim mi, ne dersin?
YanıtlaSil