Kayıtlar

Ağustos, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Gördüm... Duydum... Merak Ettim... Şaşırdım...

Resim
Gördüm ki sakal pardon yaz tatilini tamamlayan Ali Kırca ekranlara Şirin Baba kıvamında geri dönmüş. Umre dönüşü sakallı Ertuğrul Özkök görmeye bizi hazırlamak mı istedi yoksa bu konuda öncülüğü Ertuğrul’a kaptırmak mı istemedi merak ettim.

Deniz kenarında kurulu, dört tarafı ve tepesi açık balık lokantasında “rüzgar almayan bir yere” oturmak isteyen bir kadın gördüm. Kadın kaprisinin varabileceği nokta konusunda şaşırdım.

Titanik adında bir düğün salonu gördüm. Tamam bir işletmeye isim bulmak bir çocuğa isim vermek kadar zordur da bir düğün salonuna neden uğursuz gemi Titanik’in adını verilir ki? Bu evlenen çiftlere “iyi halt ediyorsunuz” demenin bir şekli midir? Peki bu düğün salonunda evlenme cesaretini gösteren çiftler ilk danslarını “Kimler Geldi, Kimler Geçti” şarkısı eşliğinde yaparlar mı, merak ettim.

Aynı programda Ahmet Çakar’ı kel, Hasan Şaş’ı saçlı gördüm. Saçsız olanı değil ama saçlı olanı ilk bakışta tanıyamadım. Bu işe hem şaşırdım hem de hangisi hangisine özenmiş merak et…

Tembel, Tombul Koala

Resim
Son bir haftadır gördüğüm her yastığa başımı koyup sürekli olarak uyuduğumdan kendimi tembel, tombul bir koala gibi hissediyorum.
Geçenlerde Evren "seni çeçen sineği mi soktu yoksa?" diye sordu. Kibar ve iyi bir insan olduğum için öyle bir sinek olmadığını yüzüne vurmadım! Zaten hadi diyelim çeçe sineğinin biri hiç üşenmeyip kalktı te Afrikalardan buralara kadar uçtu geldiyse bırakalım da soksun hayvenceğiz, hak etmiştir o kadarını. Bunun için ismini tartışmaya değmez.
Son dört yıldır çocuk suretine bürünmüş bir cüce üzerinde uygulamalı annelik ihtisasını yapmakta olan Dilek ise konuya başka bir açıdan yaklaştı ve "Bugünler ileride uykusuz geçireceğin günler için sana verilen ilahi bir hediye, kıymetini bil kızım" diyerek bu sürekli uyku halimi legalize etmem için teşvikte bulundu. Deneyimli arkadaşların sözünü dinlemek gerek düsturundan hareketle beslenme, boşaltım vb. zorunlu ihtiyaçlar haricinde pek bir güzel uyumaya devam ediyorum. Tek sorun okaliptüs dallarının …

İşte Geldim Burdayım

Halbuki ta cennetten bağlantı kurup haftaya burdayız diye atıp tuttuk ama şartlar yazmaya elverişli olmayınca sözümüz yalan oldu.

"Cennetten indim şehire, sıcak değdi tenime, terliyorum şapır şupur, nerde gircez şimdi biz denize" nağmeleri eşliğinde normal hayata uyum süreci,

küçük hanımın yatak odasının montajı,

pis boğazımın konuyla hiç ama hiç alakası yok, "yedi aylık göbeğinle hala fıldır fıldır geziyorsun, bi otur artık oturduğun yerdecilerin" nazarına gelip bir gece ansızın bastıran kusma ve ishal nöbetiyle hastanelik olma ve adına serum denen ilginç şeyle ilk tanışma,

ve en nihayet haftasonu İstanbul'dan gelen ağır misafirlerimiz derken bir hafta su gibi geçip gidiverdi.

Hastanelik olma ve akabinde patates ve pirinç lapasına talim kısmı can sıkıcıydı belki ama küçük kardeş ve küçük kankamın ziyarete gelişi hepsini unutturuverdi. İkisini de öyle çok özlemişim ki küçük kankamın yaz okulu olmasa bu kadar çabuk dönmelerine kesinlikle gönlüm razı olmazdı. Benim ar…

Küçük Bir Not

Sahip defterini ne unuttu ne kaybetti. Sadece yazamadı. Bu defa her zamanki gibi tembellik de değildi nedeni. Aklı varken vakti, vakti varken aklı yoktu. Buna çılgın teknolojiden uzakta bir cennete seyahat de eklenince defter uzunca bir süre sahipsiz kaldı. Şimdi, tam da denizin kollarına atmadan önce kendini, cennette küçük bir kaçamak yapıp bu durumu deftere not düşmek istedi. Cennette tatilin bitmesine az kaldı. Haftaya yine buralarda olacağız inşallah.