27 Ekim 2009 Salı

Karnı Burnunda...Hastane Yollarında...

Bizim kız ilk ben artık geliyorum sinyalini verdi. Artık sayılacak günler değil saatlerimiz kaldı hayırlısıyla. Sinyali verdi vermesine ama tutturdu ananem, teyzem, dayım, halam bi de kuzen gelsin öyle doğacağım diye. Biz de sürecin devamının gelmesi için küçük hanımın keyfini bekliyoruz.

Bir yere kaybolmuyoruz ancak güzel bir mecburiyetten bir süreliğine kapalı olacağız. En kısa zamanda görüşebilmek üzere...

15 Ekim 2009 Perşembe

Ablam Ablam

Saat geç oldu ve aslında bizim artık yatmamız lazım. Ancak küçük hanım eğer teyzesinin doğumgününü kutlamadan yatarsak beni sabaha kadar tekmelemekle tehdit etti. Sabaha bırakırsak sen uyanamazsın sonra çok geç kalırız diye de ekledi. Hem son dediğinde haklıydı hem de sabaha kadar koca patileriyle tepiklenmeyi gözüm yemedi doğrusu.

Üç kardeşin ve bir de
Evren’in (!!!) büyüğü olan ailemizin ablasının bugün doğumgünü. Ayrı şehirlerde geçen okul yılları hariç kaç sene var ki ilk defa bugününde yanında olamayacağım. İşte bu yüzden içim biraz buruk. Hal böyle olunca kendisinin on yıl önce bana yaptığı sürprizin benzerini bu defa ben mi ona yapsam o zaman en azından o buraya gelir diye düşündüm. Ona da bizim kız “Hoop şaşkın anne beni karıştırma bu işe. Tamam ben de isterim teyzemle bir an önce tanışmak ama benim burada daha rahatım yerinde” diye itiraz etti. E bu durumda da yazmak ve aramaktan başka yapacak birşey kalmadı.

Ablam ablam bilirim ki sen de benim adam gibi sevmezsin fazla doğumgünü kutlamalarını. Tamam ama ben de hem kutlamazsam hem de böyle cümle aleme duyurmazsam çatlarım. Yeni yaşında sana, sağlık, mutluluk vs gibi standart tüm dilekler bir yana, hepsinden önce artık kendine ve hobilerine ayırabileceğin bol bol keyifli vakit diliyorum. Bir de seni çok ama pek çok seviyorum.

Aslında şöyle fiyakalı bir ablam ablam yazısı yazmak istiyordum ama bu edepsiz kız fazla oturunca fıkırdamaya, fıkırdayınca da canımı acıtmaya başlıyor. Dolayısıyla bu doğumgününde iyi halden beraatimi arz ve rica ediyorum ablam ablam canım ablam.

13 Ekim 2009 Salı

Stüdyo Tipi Göbekte Dubleks Bebek

Ana kız sessiz sedasız tek vücutta iki kişi gittik ve kazasız belasız öylece de döndük İstanbul’dan. Gezmek değil görmekti sevdiklerimi, özlediklerimi bu defaki yolculuğun amacı. Evde aile saadeti, İstinye Park’ta kadim dostlarla buluşma derken amacına sonuna dek ulaştı.

Tam ucunda gidip tam da zamanında dönmüş olduğumuzu ise döndükten sonra anladım. Fıldır fıldır sokaklarda gezdiğimiz zamanlar meğer artık hayal imiş. Allah beslendiği damarlara zeval vermesin bizim kız maşallah öyle bir büyüyüverdi ki ta İstanbul’a gidip gelen bu bünye iki sokak öteye yürüse nefes nefese kalmaya, azıcık bir iş yapsa yorulmaya başladı. Üstelik bizim mütevazi stüdyo tipi göbekte dubleks boy bebek artık nasıl bir şekilde durmaya çalışıyorsa bir yerde beş dakikadan fazla oturduğumda midesine taş doldurulmuş kırmızı başlıklı kurt gibi de kıvranıyorum. Bilgisayar başında o beş dakikayı doldurduğum için işte yine sağdan sağdan vurmaya başladı bizim velet. En iyisi artık gidip yastıklar arasına gömülüp biraz uyumaya çalışmalı.

2 Ekim 2009 Cuma

Köprüden Önce Son Çıkış: Küçük Bir İstanbul Kaçamağı

Bu hafta sonu köprüden önce son çıkış misali seyahat edebilmem için son bir fırsatım var. Benim adamın öneri ve teşviği İDO'nun yeni Bursa - Kabataş hattının dayanılmaz cazibesi, benim gezenti ruhum, küçük kankamın ısrarlı çağrışları ve yaşayan bilir İstanbul özlemi ile birleşti 34 haftalık göbeğim ve ben bugün İstanbul'a doğru yola çıkıyoruz. Küçük hanımla da anlaşma yaptık. O beni üzmeyecek ve yollarda sürpriz yapmaya kalkışmayacak ben de çok dikkatli olacağım. Hatta "sen bana değil asıl kendine bak sakar şey" dediğini duyar gibi oldum da duymazdan geldim.

Pazartesi akşam kısmetse tekrar Bursa'dayız. Blogger yine huysuzluk yapıp da bana sayfalarını açmakta direnmezse de aynı zamanda yayındayız.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...