Kayıtlar

2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kapattım gitti

Resim
2009 yılının başıydı bu seyir defterine notlar düşmeye başladığımda. Yeni evlenmiştim, şehir değiştirmiştim, bilmediğim, tanımadığım bir şehirde işsizdim. Zihnimin hızına yetişemeyen yavaşlıkta geçen günlerde kafamdaki sesleri bastırmam, hayatımın akışı yavaşladıkça tersine ivme kazanan dikkat eksikliği sendromuma ayar vermem gerekiyordu.

Cilalı Çeşme Devri

Resim
Arkadaşlarıma Çeşme'de olduğumu söylemeyin, onlar beni tatilde sanıyor...

Tüm aile toplaşmış kutsal toprakların arka bahçesine çağırıyordu, davete icabet etmemek olmazdı. Dört günlüğüne diye gittik bir hafta oldu, nihayetinde iki hafta karardır dedik ve döndük. Eylülde başlayacak yeni hayatın kapısından geçmeden önce gidilecek yerler de çok, yapılacak işler de malum. Velhasıl gidişimiz kolay, kalışımız olay, dönüşümüz şinanay oldu. Bakmayın şehirden "burası çok sıcak" tvitleri atanlara "uu beybi buralar püfür püfür" diye artiz mesajlar attığıma. Püfür kısmı doğru olsa da dışı onları içi beni yaktı da döndüm geldim yerime yurduma.

Mazeret kağıdı

Bavulları tekrar toplama zamanları bu ara. Yeni bir şehir, yeni bir ülke, yeni heyecanlar var sırada bekleyen. O güne kadar da yapılacak işler, gidilecek yerler, görülecek kişiler var çokça; vakit de bir o kadar azken. Diyeceğim  o ki buralarda olamazsam şu sıralar tükkanı usulca kapatıp sıvıştığımdan değil vakitsizliktendir. Bilgi ve ilgilere arz ederim.

Cevap Arayan Sorular

Resim
M. Serdar Kuzuloğlu dün Twitter'da #CevapArayanSorular hashtagi atıverince ortaya benim gibi meraklı bir turşuyu aldı da bir telaş. Kucağımda uyuyan ördekle otobüste kıpırdayamadan otur otur sıkılmışım, dar alanda güç bela açabildiğim Macbook'um kurtarıcım olmuş yoksa geçmez onca saat, konu da tam benlik ama...

Çocuk ev sanatları

Resim
Vermişiz eline onca çeşit kağıdı, boya kitabını; sen yine gidiyorsun boyuyorsun duvarı, koltuğun arkasını... İyi de biliyor musun sen o duvar boyasının, koltuk döşemesinin fiyatını? 
Bu çocuklar kesin bir adet duvar boyama geniyle geliyorlar dünyaya. Eline bir adet kalem geçirdi mi içine Picasso kaçmış gibi duvar, koltuk Allah ne verdiyse girişmeyen bebe görmedim bu yaşıma geldim. İlk insanlar henüz kağıdı bulmadıkları için dağa, taşa, mağaranın duvarına çiziktiriyorlarmış ya bunlar da atalarının izinden aynen devam. Tek fark artık sanatlarını moderen evlerimizin içine ediyor, pardon icra ediyor oluşları. Anlamadığım bir gen hiç mi evrim geçirmez, hiç mi azıcık da olsa mutasyona uğramaz arkadaş. Ben bir insan yavrusuyum; bir duvar, bir kalem gördüm mü affetmem boyarım. 
Bizim kız doğuştan prensip sahibi bir tip olduğundan gelişim süreci de tipik bir çocuğun standartlarında seyrediyor ekseri. Hani şu "ay ay çocuğunuzun gelişimi" türevindeki yazılara bak, gör bir sonraki adımd…

Külkedisinin ablaları... Gece rüyama girer kanlı ayakları...

Resim
Pamuk Prenses, Külkedisi, Hansel ve Gratel, Kırmızı Başlıklı Kız... Hepsi de bildiğin psikopat masallar. Artık Grimm Kardeşler nasıl bir narkotik etkisi altında yazdıysa bu masalları değme Kore korku filmine taş çıkaracak içeriğe sahip hepsi de. 

Biz bu ve benzeri masallarla büyüdük. Grimm Kardeşler'den, Andersen'den masallar... Hadi bu masalların yazıldığı 1800'lü yıllarda insanoğlunun bilinç düzeyi global olarak yeterli bir seviyeye gelmemişti, bizim çocukluğumuz da eski yüzyılın son demlerinde harcandı  gitti diyelim de ota boka anti depresan kullandığımız, psikologlara çuvalla para gömdüğümüz günümüzde bu masallar hala nasıl oluyor da çocuklara anlatılmaya devam ediyor, kitapları basılmaya devam ediyor anlayabilmiş değilim.

Birini cadı üvey annesi habire öldürmeye çalışır, öldürsün diye görevlendirdiği avcı onu öldüremese de bir geyiğin kalbini, ciğerini söker çıkarır. Birinde kötü cadı çocukları pişirip yemeye çalışır, çocuklarsa kendilerini kurtarmak için cadıyı fırı…

Ördek yumurtaları

Resim
- Köfteni bitirmezsen sürpriz yok Ela.
- Köftemi bitirmezsem çubuk kraker de verme tamam mı.

Çok mu prensip sahibi çocuk yoksa benimle kafa mı buluyor anlayamadım!

- Anneeee düğüne geldik miiii...
- Sarıyer'e geldik (gelmedik demenin pek hayırlı olmadığını uzunca zaman önce deneyimlediğimizden onun yerine o sırada bulunduğumuz yerin adını söylüyoruz).
- Hayııır, burası Sarıyer değiiil Yeşilyer.

Çocuk yeterince sarı bulmadı ne var yani...

- Kuccaana al, kuccaana al...
- Alamam annecim, ellerim kirli.
- Git ellerini yıka o zaman.

Oooo çok sert!

- Dişlerimi fırçalamayalım anne, çürüsün.
- Annecim neden çürüsün dişlerin, hem çürürse çok acır.
- Acısııın anne, fırçalamayalım...

İki yaş sendromunun dibe vurduğu nokta. İstemediği şeyi yapmamak için acı çekmeye bile razı çocuk.

- Annecim şu kaşığı da kaldırır mısın lütfen yerden?
- Ama o yerde kalmak istiyooo.

Bu yaşta kaşığı bile konuşturacak kadar hazırcevaplık azıcık korkutucu mu ne?

- Annenin saçlarıyla oynama, benimkilerle oyna.
- H…

Gitmiş...

Resim
Gitmiş... Çalısını, çırpısını, dandirik yuvasını almış, doğal seleksiyonunu öylece bize bırakmış ve gitmiş.

Önce geldi balkonumuzu işgal etti. Yuva yapacağım diye kumru aklıyla portatif merdivenimizin tepesindeki küçücük boşluğa kendini yerleştiriverdi. Her uçtuğunda yere düşen gecekondusuna aldırmadan bir de yumurtladı.

Bir bildiği vardır elbet dedik ses çıkarmadık. Balkonumuzu uzunca bir süre kullanamayacak olmamıza rağmen hürmet gösterdik. Sahiplendik; kuşumuz dedik, yavrumuz dedik. Yuvadan her uçtuğunda ya yumurta kırılırsa diye korkarak, yollarını gözledik.

Peki o ne yapmış? Gitmiş... Ördekle bir kaç günlüğüne İstanbul’daydık topu topu. Geldik ki ne görelim: bizim hanım çalısını, çırpısını, dandirik yuvasını almış, doğal seleksiyonunu bırakmış ve kayıplara karışmış.

İki gün belki gelir diye yollarını gözlesek de hiç ortalarda görünmedi. Üçüncü gün bir göründü ama yerde kalan son çalı çırpısını toplayıp yeni konutuna taşındı.

“Pis kumru, hain kumru, nasıl bırakıp gittin daha …

2012

Resim
Bu 2012’nin ya benimle bir derdi var ya da bana vermek istediği bir mesaj; lakin nedir bir türlü anlayamadım. Artık “Aloo Mayalar diyorum, Marduk diyorum. Otur evinde kocanla çocuğunla daha fazla vakit geçir diyorum” mudur yoksa “bu yaşına geldin akıllanmadın, ben mi öğreteceğim bazı şeyleri sana” mıdır yoksa hayatıma çizeceği başka bir yol mu var bilemiyorum.
Önce nasıl olduğunu kendim bile anlayamadan işimden ayrıldım. Sonra içime çok sinmese de yeni bir soluk olsun dedim başka bir işe başladım. O da topu topu beş günlük mesaiyle hayatımın en hızlı ikinci işten ayrılma macerası olarak seyir defterimde yerini aldı. Gerçi ilki üniversitede okurken vuku bulmuştu, sigorta girişi falan yoktu. Harçlığımı çıkarmak için bir pizzacıda garsonluk yapmaya başlamıştım ama ilk gün işten çıktıktan sonra gözlüğümü kırınca ertesi gün işe ancak çalışamayacağımı söylemek için gitmiştim. Dolayısıyla bu seferki resmi listede bir numaraya oturdu.
Tüm bunlar olurken senelerdir ittire kaktıra öteleyebildi…

Süt

Resim
Bu haftaki yoğun kişisel gündemimden geçtiğimiz günlerde yapılan bu hazinli açıklama, yapanın beklediği yankıyı buldu mu takip edemedim ama konuyla ilgili hissiyatımı yazmadan da duramadım. Özel okullar bir şeysi bir zatı muhterem devletin ilk öğretim öğrencilerine ücretsiz dağıtacağı sütün peşine düşmüş. Devlet baba özel okullarda okuyan öğrencilere haksızlık yapıyormuş. Onlara kitap, tablet vermediği yetmiyormuş, sütten bile mahrum bırakıyormuş. Dediğine göre özel okullarda okuyan öğrenciler sanıldığı gibi zengin de değilmiş. Bu çocukların topu topu yüzde 15’i üst gelir grubuna mensupmuş. Yüzde 50’sinin anne-babası çalışan orta gelir grubundanmış (bu da ne demekse artık. Üst gelir grubu çalışmayıp yan gelip yatıyor herhalde) Diğerleri burslu, indirimli vs okuyan yoksul ailelerin ya da memur ailelerinin çocuklarıymış. Dolayısıyla bu uygulamalar nedeniyle özel okul öğrencileri “açıkça ötekileştiriliyor ve küçük yaşta ayrımcılığı hissediyorlarmış.” Bu iddialı söylem de yetmemiş olacak …

Değişen bir şey yok hiç... Ölüm hariç...

Resim
İnsanlığımızı zaman aşımına ipotek ettik dün biz. Göz göre göre, yürek çığlık çığlığa vicdanımızın son kırıntılarını da halının altına eşeledik.

Yakmakla kalmadık şairi, yine haklı çıkardık. "Değişen bir şey yok" hala bu topraklarda, "aynı gökyüzü, aynı keder".


Şehir, Şair ve Ölüm

(ilk yayın tarihi: 26.02.2009)

Evren’den gelen ikinci mim hayatıma yön veren şair üzerine. Yön veren tabiri biraz fazla iddialı belki ama bir kaç söz söylemek isterim ben de Behçet Aysan üzerine sizlere.

Yurt kantininde fiş karşılığı kahvaltı verirlerdi bize. Çeyrek ekmeği de dikdörtgen kesilmiş eski bir gazete kağıdının içinde. Benim için bir oyundu her sabah. Bu başı sonu olmayan yazıları okumak, çok beğendiğimi de araştırmak. Behçet Aysan’la geç tanışmam da böyle oldu.

“...
çünkü beyaz bir gemidir ölüm
siyah denizlerin hep
çağırdığı
batık bir gemi
sönmüş yıldızlar gibidir
yitik adreslere benzer
ölüm
yanık otlar gibi.
Sen bu şiiri okurken
ben belki başka bir şehirde
ölürüm.”


diyordu şair tam…

Mantı ile kartonpiyer... Allahım sen meraklı kullarına akıl fikir ver...

Resim
Geçenlerde durduk yerde aklıma takılan “acaba yapabilir miyim” sorusunun cevabını fazlaca bekletmeyip birden bire kendimi mantı açarken buldum. Tarif işin kolay kısmı, bir Bereketli Olsun ötedeydi. Malzeme desen o da tamamdı. Asıl mesele teknik imkanların elverişliliği daha doğrusu elverişsizliğiydi. Evde oklava olmadığı kesindi de bir yerlerde her nasılsa bir merdane olacaktı. Tabii bir de hamuru açacak alana ihtiyaç vardı ki bizim mutfağın bu iş için uygun olmadığı kesindi. Canım yemek masası üzerine bir muşamba örtü atıversene a Şaşkın diyecekseniz ve hatta dediniz biliyorum daaa... Sevgili annelerimizin can siperane çabalarıyla doldurulmuş iki koca çekmece masa örtüsü arasında bir tane bile muşamba örtü bulunmamaktaydı. Tabii bir kere kafaya koymuştum ve cevabı bulmaya bu kadar yaklaşmışken bir örtü beni yolumdan caydıramazdı. Yemek masası üzerine bir kaydırmaz ve iki kumaş örtü atarak işe koyuldum. Evet merdane ile kumaş örtü üzerinde açılan hamur annemin açtığı gibi düzgün ve bü…

Şifreler, kazlar ve bir türlü değişemeyişim

Mektup kutusundan bir de gazete kupürü çıktı ama onun hikayesi başka demiştik bir önceki yazıda. O günkü çocuk aklımla okumuş, beğenmiş, kesmiş, saklamışım ve nasılsa bugüne kadar gelmiş benimle. Aslında o yıllarda çokça biriktirirdim gazetede okuyup da beğendiğim yazıları. Derken büyüdüm, o ev senin bu ev benim taşına dururken beraberimde taşınıp duran yüklerim git gide azaldı. Gazete kupürleri de diğer pek çok eşya gibi önce miktar olarak azaldı, sonra kökten çöpü boyladı. Yazıda anlatılan hikayeyi (ki o zamandan beri de ezberimdedir aslında) pek sevdiğimden olsa gerek diğerleri gibi hazin bir son bulmamış bu kupürün macerası.
Yazının tam tarihini bilmiyorum. Bununla birlikte, arşivcilik bilincim olmadığı için tarihsiz olarak kesip sakladığım bu kupür üzerinde yaptığım derin detektifçilik çalışmaları neticesinde 1988 yılının Ocak ya da Şubat aylarındaki bir tarihe ait olduğunu tespit etmiş bulunmaktayım. Üşenmedim en acar gazeteci pozlarında o kütüphane senin, bu kütüphane benim gaze…

Bir kolye ucunun peşinde

Resim
Evleri arada harmanlamak, azıcık mıncıklamak gerek. Hani şu en sevdiğin çorabın kayıp olan eşini, nicedir dolapta giyilmeyi bekleyen kazağını, çocuğunun günlerdir aradığı oyuncağını ve daha da ötesi dolap, çekmece köşelerinde unutulmuş kalmış bir dolu hatırayı karşına çıkarıverir. Bazen de karşına çıkan tek bir nesnenin peşinden sen koşturur, dahasının peşine düşersin.
Kelebek şeklinde bir kolye ucuydu benim peşine düştüğüm. Başucu çekmecemdeki kutulardan birinden çıkmıştı. Çok sevdiğim, daha sonra hayat bizi farklı yönlere sürüklese de hiç unutmadığım bir çocukluk arkadaşımın hediyesiydi. Fotoğrafını çekip hemen onunla paylaşmalıyım diye düşündüm, ancak önce eksik olan parçayı tamamlamam gerekiyordu: Kelebeği bana getiren bir de mektup vardı.
Arşivci ya da koleksiyoncu biri değilimdir ama tüm o atma huyuma rağmen saklamayı başardığım tek kolektif anı birikimim mektuplarımdır. Çocukluğumdan internet çağına kadar aldığım hemen hemen tüm mektuplar hayatımın bir döneminin farklı dilimlerin…

Kaburgamdaki felfazenin gizemi

Resim
Geçen sabah sağ kaburgamda bir batma ile uyandım. "Hayır olsun, bu da ne derken" Kayu ve arkadaşları ile yüz yüze geldik. Bir gece öncesinde orada olmadıklarından yüzde yüz emindim. Ne olduğunu ya da ne işe yaradığını ne siz sorun, ne ben söyleyim ördeğin Kayu felfazesi nasıl olduysa gece ayaklanıp soluğu yatağımızda almıştı.

Gizem karganın meşhur kahvaltısından önce işe giden ev beyinin telefonuyla çözüldü. Bizim yatak nicedir ördek işgali altında. Kendisini uyuduktan sonra yatağına yatırsak da kısa bir süre sonra bumerang gibi geri dönüyor.  Kendi yetmiyor her gece değişen bilimum oyuncak da silah arkadaşları olarak aramıza katılıyor. O gece küçük hanım tekrar yanımıza geldikten sonra bende film kopmuş ama sabah uyanmamıza kadar geçen zamanda meğer başka şeyler de yaşanmış.

Saat dört buçuk civarı bizimki uyanmış mı bilmiyorum ama kalkmış yataktan, doğru salonun yolunu tutmuş.  Bizim adam da o saatte cin gibi ayakta ve salonda. Bense o saatte hala yatmadıysa ayakta olan bir …

Sebebi eksik genlerim

Resim
 Sahibinden, az kullanılmış ev kadınlığı geni aranıyor. Parası neyse vermeye razıyım. Gönüllülerin insaniyet namına bu köşeye başvurmasını rica ederim. Yüz naklini bile alnının akıyla yapan yurdum insanı gen naklini de haydi haydi yapar, ben eminim. Zaten böyle bir gen varsa onu da bizzat yurdum bilim insanı bulur. Ha bulunca da onunla ne yapar bilmiyorum ama annesinin zaman zaman neden psikopata bağladığını anlayacağı, hiç olmazsa bundan gayrı daha iyi bir evlat olacağı kesin.

Bir insan evladı iki süpürge tutsun, bir toz alsın, yerleri paspaslasın bu kadar mı sevmez? Sabahtan akşama önüne dosyaları yığsan, o etkinlik senin bu toplantı benim dolaştırsan bıkmadan çalışabilecekken bir sepet ütünün önünde neden tembel bir pandaya dönüşür? 

İlk adımı paylaştığım, titizlikler kraliçesi Şükriye'nin her türlü huyunu alıp en büyük özelliğini almamam ancak gen eksikliği ile açıklanabilir.

Pek sevgili ev;

Seni fazla derleyip toplamıyorsam,

gül yüzünü viledalarla, çam kokulu sıvılarla silmiyorsa…

Kaldığımız yerden devam

Hiç bahsetmiş miydim bilmem, fena halde dikkat eksikliği sendromundan muzdaribim. Bende bu konuda malzeme bol olduğundan bahsetmiş olmam da muhtemel ama eski yazıları da kurcalayamayacağım. İş yaşamımda yoğun çabalarla dizginleyebildiğim bu durum çalışmadığım zamanlarda hortluyor, Terminatör oluyor geri dönüyor.

İşsizler ordusuna bir şekil gönüllü yazıldım ya geçenlerde, daha ertesi gün rahat battı. Ne zamandır vakitsizlikten harman yerine dönmüş evle ilgilenmeye çalışıyorum o gündür. Sağduyu diyor ki öncelikleri belirle, planla, yavaş yavaş ama itina ile gerekirse günde tek bir oda yap ama tam yap. Bir heves başlıyorum ki çok geçmeden benim Terminatör devreye giriyor. Küçük odanın dolap çekmecelerini toparlarken kendimi salondaki büfenin önünde buluveriyorum, o daha bitmeden nasılsa bir bakmışım mutfaktayım ve  buzdolabının ne zamandır beni rahatsız eden çekmecelerini siliyorum. Oysa aslında kafamdaki küçük tuvaleti kırklamak ki bulaşık makinesini çalıştırdığım gibi kendimi orayı tala…