Kayıtlar

2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yas

Resim
Dün yine nicedir yazmadığım blogun başına neşeli bir şeyler yazmak için oturmuştum. Üç iş arası bir satır yazmaya çalışırken, daha yazı bitmeden Soma haberi düştü yüreğin tam orta yerine.

Artık sosyal medya takip edemiyorum, haberleri hiç bir şekilde izleyemiyorum. Utanç doluyor içim, bu ülkenin vatandaşı olmaktan, insanlıktan utanıyorum. Kalbimi karartmalarını,  nefretle doldurmalarını istemiyorum.

Mutluluk

Resim
Bir çocuğun mutlu olabilmesi için ne pahalı hediyelere ne de süper havalı oyuncaklara ihtiyacı vardır.

Sevildiğini bilmesi, birlikte oynanan bir kaç oyun, hatta posta kutusundan çıkan bir kartpostal yeterlidir bir çocuğu mutlu etmeye.

Mavi

Resim
Bazen sen de böyle hissetmiyor musun kendini?

Hem farklı hem de mavi...

Kabul çiçek mor, belki eflatun.

Yine de mavi hissetmeye engel mi?

Sahi o kadınlar o gece nasıl uyudu?

Resim
Türkçe’de sevmediğim tabirlerin başında açık ara ile “evlat acısı gibi koydu” yer alır. Tabiri de sevmem, kullananı da. Hele hele bu lafı diyen, diyebilen kişi bir ebeveyn ise o kişi ile ilgili iyi bir şey bile düşünemem bir daha. Dünyada para pul ile alınabilecek herhangi bir şeyi “evlat acısıyla” kıyaslayabilmek nasıl bir zihnin ürünüdür aklım hafvalam almaz. Hatta bu dünyada evlat acısı ile kıyaslanabilecek başka bir şey de yoktur bana göre.
Evet ölüm hepimize yazılmış, kaçışı yok; lakin binbir emek büyüttüğün can parçanı, evladını toprağa koymak, onu bir daha hiç göremeyecek, öpüp koklayamayacak olmak... Böyle bir acıyı hangi teraziye koyup, neyle tartabilir ki bir insan.

Çocuk sen ekmek almaya gitmiştin

Resim
Uyandım, güneş gitmişti. Günlerdir yirmi derecelere çıkarak mart ayında yüzümüze pembeler salan güneş yerini karanlık bir Almanya sabahına bırakmıştı.

Uyandım, Berkin gitmişti. 269 gündür direnen çocuk bedeni küçüldükçe küçülmüş bu yükü daha fazla taşıyamamıştı.

Hani bahar gelmişti, baharda çiçekler açardı, umut yeşerirdi, uyanırdı belki Berkin. Güzel olurdu her şey.

Sabah karanlıktı, hava soğuktu, Berkin yoktu, bahar gitmiş gün başlamadan bitmişti. Daha da kötüydü her şey.

***

Hemşerim memleket nere

Resim
Bugün Türkiye vizesi almak isteyen Suriyeli bir arkadaşıma yardımcı olmak için onunla birlikte Türk Konsolosluğuna gittim. Vize işlemleri 14.00'de başlıyordu ve biz on beş dakika kadar önce Konsolosluğun önündeydik. Kapı henüz açılmamıştı ve o sırada bir adam zile basıp içeridekilere kendini tanıttıktan sonra açılan kapıdan içeri girdi. Adama saat ikiden önce açılmaz mı kapı acaba diye sormuştum ki cevap boş boş bana bakan adamdan değil kapıdaki diafondan geldi. Ses, bize saat ikide gelmemizi söyledi.

Tek bir gün yeter miydi değiştirmeye?

Resim
Tyler seni severim bilirsin. Özünde iyi bir insansın bilirim. Zalım tüketim toplumuna karşı adamın dibisin. Hakkını her daim teslim ederim. Lakin bu defa meramım başka ve o yüzden Şaşkın'ın geleneksel Sevgililer Günü dileği yok bu sene.

"Toplumsal histerinin dibine vurmuşuz, ne sevgilisi, ne günü? Hem senin gibi zero romantiğin Sevgililer Günüyle işi ne" dediğini de duyar gibiyim sevgili okuyucu. Evet sana aşktan söz edecek son kişi, hadi son olmasa da sondan bir önceki kişi olabilirim. Merak etme o sulara girmeyeceğim.

Bu ara boşluktan mıdır, uzaktaki memleketin karamsar ruh halinin yansımasından mıdır nedir daha önce hiç kafa yormadığım bu konuya takıldım kaldım. Biz niye bu kadar sevgisiz bi toplumuz arkadaş? Ne ara birbirinden, kendinden farklı olandan bu kadar nefret eden insanlara dönüştük... Ya da daha da kötüsü aslında hep böyle miydik?

Adı Kader, Sonu Keder...

Resim
Küçücük çocuklarla evlenen pis pedofiller, küçücük kızlarını evlendiren rezil babalar çükünüz düşsün, kediler yesin e mi.

Ah be Kader, seni ve daha nicelerini koruyamayan bu devlete de baştan aşağı yazıklar olsun.

Güzel uyu çocuk sen gittiğin yerde. Buralarda çok acı var...

Lütfen

Resim
Üzerinde daha önce hiç düşünmemiştim. Ta ki havaalanındaki bir büfede çalışan kızın alışveriş yapan turist gençle arasında geçen diyaloğa şahit olana kadar. "Türkler asla lütfen demez" dedi kız kırık dökük İngilizce'siyle. "Fanta, Kola derler sadece" dedi kaba bir ses tonu ile tarif ederek. Aralarındaki sohbet nasıl başlamıştı tam bilmiyorum ama kız Alman gencin sipariş verirken "lütfen" demesinden etkilenmişti belli ki. Bir sonraki müşteri de turistti ve siparişini İngilizce olarak verirken o da "please" demeyi ihmal etmedi. Sıradaki ilk Türk müşteriyi bekleyebilseydim eğer, kızın anlattığına benzer bir sahne gerçekleşecekti çok büyük ihtimal. Ben ne mi yaptım? Tüm bu konuşmaya şahit olduktan sonra ne yaptığımın önemi yok aslında.